1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Kürt Yayıncılığının 111. Yılı (*)
Kürt Yayıncılığının 111. Yılı (*)

Kürt Yayıncılığının 111. Yılı (*)

A+A-

19. yüzyılın sonlarına doğru sürgünde olan yurtsever Kürt aileleri bir gazete çıkararak, uzaktan da olsa Kürt halkına ulaşıp onlara seslerini duyurmayı amaçlamışlardı. Basılan bu gazete (ve dergi)'lerle amaçlanan şey, halka ulaşıp onlara Kürt tarihini, dilini, kültürünü öğretmek, onları eğitmek ve dünya halkaları arasında yaygınlaşan ulus olma düşüncesini halka ulaştırmak ve bu konuda onları bilinçlendirmektir. İşte Kürt basını tarihte ilk olarak böyle bir zamanda ortaya çıkar. Bu nedenle, bu tarih tüm Kürdistan halkı için "Kürt Basın Tarihi"nin başlangıcı olarak kabul edilir ve kutlanır.

Kürt Basınının Başlangıcı Olan "Kürdistan Gazetesi"

19. yüzyılın sonlarında Kürt aydınları arasında bir hareketlilik başlar; özellikle Bedirxan'ın torunları arasında… Bilindiği gibi Bedirxan ailesi Kürt tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bir Kürt önderi olan Bedirxan, yıllarca Kürtlerin bağımsızlığı için mücadele vermiş ve bu uğurda sürgünler yaşamış, hatta sürgünde vefat etmiştir. "Bir gün Bedirxan, oğullarının evine gider. O sırada (İstanbul'da) sürgünde olan oğullarının çocukları ile Türkçe konuştuklarını görür ve onlara şöyle der: "Çocuklarınızla Kürtçe konuşun. Eğer Türkçe konuşursanız Kürtçe'yi unuturlar. Kürtçe'yi unuturlarsa Botan'ı unuturlar. Botan'ı unutansa benim soyumdan değildir."

Oğulları ve torunları O'nun vasiyetinden ders çıkarıp hem Kürtçe konuşurlar hem de Kürt dilinin gelişmesi için çalışmalar yaparlar. O dönemde (19.yüzyılın sonlarında) sürgünde oldukları için Bedirxan Ailesi'nin Kürdistan'a gitmesi yasaktı. Fakat onlar yurtsever bir babanın oğulları(ve torunları) oldukları için Kürdistan'a gidemezlerse de Kürt halkını uyandıracak, onları kendi dilleri ile eğitecek ve geliştirecek bir şeyler yapmaları gerekiyordu. Bu da ancak basın yoluyla gerçekleşebilirdi.

Bu istekler ve düşünceler doğrultusunda 22 Nisan 1898 yılında ilk Kürt gazetesi olan "Kürdistan Gazetesi" çıkarılır. Gazetenin yöneticiliğini Bedirxan'ın oğlu Miqdat Mithat Efendi yapar. Gazetenin çıkarıldığı yer ise Mısır'ın başkenti Kahire'dir. Gazetenin Kahire'de çıkarılmasının sebebi Miqdat Efendi'nin orada sürgünde bulunmasıdır. İlk Kürt gazetesi olması hasebiyle bu gazete bizler için çok önemlidir. İlk kurulduğunda on beş günde bir yayınlanması amaçlanır. Fakat gazete bir çok zorlukla karşılaşır. Bu zorluklar hem Osmanlı yönetiminin çıkardığı zorluklardır, hem de ekonomik sorunlardır. Bu zorluklar nedeni ile bazen ayda bir yayınlanır.

Kürt tarihinde bir ilk olan bu gazete, yine bir ilk olarak Kuzey Kürtçesi ile yazılır. İlk başta tamamen Kürtçe çıkarılan gazetede, daha sonraları Türkçe yazılara da yer verilir. Gazete amacını daha ilk sayısında tüm Kürtlere açıklar. Amacı: "Kürtleri uyandırmak, sanata ve gelişmeye özendirmektir."

Her sayısında iki bin adet basan gazete, Kürdistan'a da ulaştırılıyordu. Birkaç sayıdan sonra gazetenin Kürdistan'a girmesine izin verilmemeye başlandı. O tarihte Osmanlı yönetiminin başında olan II. Abdülhamit, gazeteyi Kürt halkının uyanması, bilinçlenmesi ve yönetime karşı ses çıkarması açısından tehlikeli bulmuştu. Bu yüzden gazetenin Kürdistan'a girmesini yasaklanmıştı. Fakat yasaklanmasına rağmen gazete, illegal yollardan Kürdistan'a ve Kürt halkına ulaştırılmaya çalışılıyordu. Gazetenin Kürdistan'a ulaşmasının önüne geçemeyen Abdülhamit yönetimi, çareyi Kürt halkına çok sert baskılar uygulamakta bulmuştu. Öyle ki bu gazeteyi alanlara ve evinde bulunduranlara çok sert cezalar uygulanıyordu. Yapmış olduğu bu baskılarla Kürt halkını eğitim, bilinçlenme ve sanattan yoksun bırakıp, Kürt dili ve kültürünü unutturmak istiyordu.

Fakat ne Osmanlı ne de onun torunları bunu hiçbir zaman başaramamıştır. Hatta Kürt halkının bu değerlerini daha çok sahiplenip, geliştirmesine vesile olmuştur.
Tam bir Kürt karşıtı olan II. Abdülhamit, gazetenin çıkarıldığı Kahire'ye bir haber gönderip Miqdat Bey'in Kahire'den çıkarılmasını ister. İlk başlarda buna aldırmayan Miqdat Bey, daha sonraları değişik zorluklarla karşılaşır. Gazetenin ilk beş sayısı Kahire'den çıkar.

Gazetede Kürt halkına seslenilerek modern eğitime önem vermeleri gerektiği vurgulanır. Aydınlanma ve bilgilenmenin önemine değinilir. İlk sayısında Müslüman olan bir çok halkın okul ve gazetelerinin olduğu vurgulanır. Kürt halkının ise bunlardan yoksun olduğu dile getirilir. Gazetedeki bir yazıda şöyle geçer:

"Heyfa min tê jî Kurda re Kurd ji gelek qewma zêdetir xweyhiş û zeka ne, camêr in, dînên xwe de rast û qewîne, xurt in û dîsa weke qewmên dî, ne xwenda ne, ne dewlemend in."

Gazetede Kürt halkını geçmişinden, kimliğinden haberdar etmek için Kürt tarihi ile ilgili yazılar yazılır. Bu şekilde Kürt halkına ulus olma, millet olma düşüncesi aşılanır. Kürt edebiyatının ünlü isimlerinden Ehmedê Xanî'nin Mem û Zîn adlı eserinden ve Kürt tarihi açısından önemli bir kaynak olan Şerefxan'ın yazmış olduğu Şerefname'den bölüm bölüm alıntılar yapılıp gazetede yayınlanır.

Gazetenin 2. sayısında ise Sultan'ın işlerine alet olan aşiret reisleri, ağalar, şeyhler, beyler ve mollalar üzerinde durulup onlara seslenilir. Sultan'a uşaklık yapmaktan vazgeçip ülkelerini satmamaları üzerinde durulur. Yönetime asla kanmamaları gerektiğinden bahsedilir. Bunların yanı sıra genel olarak Kürt halkına seslenilip aşiret kafa yapılarını terk etmeleri, bireysel haklarının olduğu anlatılmaya çalışılır. Özellikle gazetenin çıktığı dönem Kürdistan'da feodal yönetimin ön planda olduğu dönemlerdir. Osmanlı yönetimi de bu aşiret yapılanmasından yararlanarak aşiret reislerini, şeyhleri ve mollaları kendi tarafına almaya çalıştığı bir dönemdir. Bu yüzden gazetede bu konulara yer verilip, Kürt halkı bilinçlendirilmeye çalışılmıştır. 6 Mayıs 1898 tarihinde çıkan gazetenin ikinci sayısında okumanın ve sanatın önemine vurgu yapılır. Bir bölümde şöyle geçer: "Gelî mîr û axa paşano! Ez ji we dipirsim: Kî ji me heta nuha ji wetenê xwe re çi kirîye, da em bizanin un hej wetenê xwe dikin! Hejêkirina weten ewe ku mirov nehêle dişminê mirov bikere nêv wetenê mirov de. Hejêkirina weten ewe ku mirov wetenê xwe ava bike, mekteb û medresa xêreta çêke. Hejêkirina weten ewe ku mirov zaroyên wetenê xwe bide xwendin, bide elimendina sin'et û marîfeta…"

Gazetenin 3.sayısında Miqdat Bedirxan'ın II. Abdülhamit'e yazmış olduğu dilekçeye yer verilir. Miqdat Bedirxan bu dilekçede, Padişah'tan Kürtlerin geriliğini giderecek olan bu gazeteye engel olunmaması için bir ferman verilmesini ister.. Fakat bundan bir karşılık alamaz. II. Ab-dülhamit baskılarına devam eder. Bu yüzden gazete 5.sayısından sonra Cenevre'de çıkarılmaya başlanır. Cenevre'de ise gazetenin yayın müdürlüğünü Miqdat Bedirxan'ın kardeşi Abdurahman Bedirxan üstlenir.

Sık sık engellerle karşılaşan gazete Londra, Folks'tan tekrar Kahire ve Cenevre'de yayınlanır. Toplam 31 sayısı çıkan gazetenin en son sayısı 14 Nisan 1902 tarihlidir. Miqdat Bedirxan akciğer hastalığına yakalandığı için İstanbul'a döner. Bu yüzden gazetenin yayınını Abdurahman Bedirxan üstlenir. Gazetede Kürtlere şöyle seslenip kendini tanıtır:


"Ey soylu kardeşler! Gönlümün ta içinde kaynayıp kabaran ve pek çok yürek tırmalayıcı bilgilere dayanan şu sözlerimi an kulağı ile dinlemenizi rica ederim. Önemsiz kişiliğim hakkında size peşin bir güvence vermeye gereksinim görmem. Yalnızca sizin, yani o soylu ve benzersiz olan halkımızın özgürlük ve mutluluğunu korumak yolunda bir zamanlar kılıcına dayanarak canını feda etmiş olan bir babanın, bugün batıdaki, gurbette aynı amaçla çalışan oğlu olduğumu söylemekle yetiniyorum".

Gazetenin amacı Kürt halkını bilinçlendirmek ve eğitmek olduğu için, bir çok sayıda bu amaç vurgulanır ve gazeteyi okuyanlara bu mesaj verilir:

Abdurrahman Bedirxan, gazetenin bir sayısında şöyle der: "Milletim Kürtlere olan sevgim beni bu işlere yüklemeye itti. Osmanlı Kürtlerden para alıp Türklerin yaşadığı yerde okul açıyor… Umarım ki Kürtler de akıllanır, gereken çabayı gösterirler ve bilim, eğitim sahibi olurlar."

Gazetede ayrıca şu iki konuya da değinilmiştir. Birincisi Ermeni sorunu, ikincisi de Hamidiye Alayları'dır. Gazete Abdulhamid'in kendileri üzerinde uygulamış olduğu politikayı açıklamaya çalışıp, Kürt halkını bunlara karşı uyarmıştır. O dönemde (19.yüzyılda) Abdülhamit, Kürtleri ve Ermenileri birbirine düşürmüştür. Özellikle Hamidiye Alayları kurarak, bu ortamı daha da kızıştırmıştı. Hamidiye Alayları ile ilgili gazetede şöyle bir yazı yayınlanıp, Kürt halkına seslenilmiştir:


"… Kürtler! Şimdiki durumda sizin bilgilenme düzeyiniz çevrili bulunduğunuz dağlarla sınırlıdır. Geçmişteki büyüklüğünüzü anımsamıyorsunuz. Bugün ise diğer ulusların büyük diye vasıflandırdıkları şeyleri göremiyorsunuz. Büyüklük, şan ve şeref, zeki padişahın emri altında Hamidiye neferlerinden biri olmakla sınırlı değildir. Tersine bu durum sizi her büyüklüğe ve bu büyüklüğün gereklerinden olan halkı güç-lenmeye yabancılaştırır.


Siz onurunuzu ve mutluluğunuzu kendiniz elde etmelisiniz. Sizi vuruşmaya iten hükümet memurları, bir gün o vuruşma yüzünden size yasal bir sorumluluk yöneltirlerse, o anda her birinizi Kürdistan'ın bir dağında asmaktan ve aile bireylerinizi aç bırakmaktan çekinmezler."


Gazetenin yayın merkezi Avrupa'ya geçtikten sonra, gazete giderek radikalleşir. Osmanlı yönetimini hedef alıp, Kürtleri, var olan bu rejime karşı durmaya çağırır. Gazete Kürt halkına şöyle seslenir:


"Kürdistan sizindir, Kürdistan Kürtlerindir. Sultan ve rüşvetçi memurların karşısına çıkın."


Bedirxan Ailesinin çıkarmış olduğu bu gazete bize şunu gösterir: "Bir insan ülkesinden uzakta, sürgünlerde de olsa, eğer isterse ulusu için, halkı için bir şeyler yapabilir."

Kürt Teavün Ve Terakki Gazetesi
Osmanlı yönetimi uzun yıllar Kürt halkı üzerinde baskı uygulamış, gerek ulusal ve gerekse kültürel faaliyetlerinin geliştirilmesine izin vermemiştir. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanından sonra uzun yıllar süren baskı rejimi, yerini göreceli bir özgürlük ortamına bıraktı. Osmanlı hanedanlığı bünyesinde olan halklar bu rahatlamayı fırsat bilip, kültürel çalışmalara atıldılar. Kürtler de bu süreçten faydalanıp, bir cemiyet kurdular ve bu cemiyet bünyesinde bir gazete çıkardılar.

5 Aralık 1908'de yayınlanan bu gazetenin adı "Kürt Teavün ve Terakki" gazetesidir. Bugünkü Türkçe karşılığı "Kürt Yardımlaşma ve İlerleme" dir. Gazetenin yayın müdürü ünlü Kürt şairi, tiyatro ve hikaye yazarı ve gazeteci Pîrêmerd (Süleymaniyeli Tevfik)'dir. Gazetenin yazarları ise İsmail Hakkı Baban, Halil Hayali, Saidê Kürdi, Amedli Ahmet Cemil Bey'dir.

Gazetenin amacı, Kürtlerin ulusal haklarını dile getirmek, Kürt halkını kendi tarihi hakkında bilgilendirmek, halkın ekonomik refahını sağlayabilmek, eğitimin önemini vurgulamak ve halkı eğitmekti.


II.Abdülhamit döneminde Kürtler çok ağır baskılar görmüş ve eğitimden yoksun bırakılmıştı. Kurulan Hamidiye alayları ile sürekli birbirine düşürülmeye çalışılmıştı. Yıllarca süren savaşlar halkın ekonomisini çökertmişti. Ulusal haklarından bihaber bırakılan Kürt halkı için yayınlanan bu gazete ile, Kürtlere sahip oldukları haklar öğretilmeye çalışılmıştır.

Oysa ne yazık ki bu aydınlar sürgünde oldukları için Kürdistan'a gelemiyorlardı. Yönetimin gözü sürekli bunların üzerinde idi. Çünkü bu aydınların gelip Kürdistan'a yerleşmeleri demek, o zamanki rejim için çok büyük bir tehlike demekti. Bu yüzden faaliyetlerini İstanbul'da yada Avrupa'da yürütüyorlardı. O zor şartlarda yine Kürt halkını düşündükleri için ve çalışmalarını sürdükleri için onları tebrik edip, onlarla gurur duymak gerekir. Çünkü bu Kürt aydınlarının yaptıkları sıradan ve basit şeyler değildir.


Gazete yayınlandığı ilk sayısında diğer Kürt aydın ve yazarlarına, gazeteye yazı göndermeleri için şöyle seslenilmiştir:


"…Gazetemiz manzum (şiir), mensur (makale) armağanlarınızı sevgiyle Kürdistanımıza armağan etmekte aracılık edecek ve derneğimiz de teşekkürlerini size armağan olarak gönderecektir. Gazetemiz dini, siyasi, ilmi, edebi olduğu için her türlü taluata uygundur. Yalnızca Kürtlüğün bir güzel kokusu, bir tanıdık esintisi bulunsun."

Gazetede ayrıca şu konulara değinilmiştir: Aşiret sorunları ve aşiretler arası çatışmaların önlenmesi, Kürtlerin birliği…


Tarihte Kürt halkının yaşadığı en büyük sorunlarından biri de cehalettir. Halil Hayali bir yazısında şöyle der:


"Arkadaşlar! Mektepler açınız, evladınızı tahsil-i ilme çalıştırınız, cehalet arını onlara layık görmeyiniz."


Aynı yazar halkın birliği için ise aşiret reisleri ve şeyhlere şöyle seslenmiştir: "Kavmimizin hayatı, vatanımızın selameti sizin ittifakınızdır."

Yıllarca Kürt halkını egemenlikleri altında tutan baskı rejimleri, halkın birlik ve beraberliğini bozmuş, onları birbirine düşman etmiştir. Fitne tohumları ekilip, düşmanlık oluşturuluyordu. Bu yüzden aydınlar gazetelerde aşiretler arası çatışmaların üzerinde durup, bunlara son verilmesi çağrısını yapıyordu. "Bu çatışmaların yerini birlik ve beraberlik oluştursun. Okullar açılsın ve halkın eğitim seviyesi gelişsin" deniyordu.

İstanbul merkezli yayınlanan bu gazete gerek Anadolu'da gerekse de Kürdistan'da çok rahat bir şekilde dağıtılıyordu. Yasaklı olmayan gazete Kürdistan'ın en ücra köşesine bile ulaşmıştır. O dönemde iletişim olanaklarının az olmasına rağmen Kürt Teavün ve Terakki gazetesinde başta Kürdistan olmak üzere bir çok bölgeden haber yayınlanmıştır.

Haftada 1 gün yayınlanan gazete en az 9 sayı çıkarmıştır. Kuzey Kürtçesi ile yazıları yayınlanan gazetede bir de Sorani Kürtçesi ile yazılar yazılmıştır. Kürt Teavün ve Terakki gazetesinde Sorani lehçesi ile yazılan yazılar bir ilki oluşturmuştu.

Kürt Teavün ve Terakki gazetesi 1909'da patlak veren 31 Mart Olayı’yla birlikte kapatılmıştır. Gazete sorumlusu Pîrêmerd olmak üzere gazetenin diğer çalışanları gözaltına alınmıştır. Bu dönemde Pîrêmerd ve Said-i Kürdi aynı cezaevinde kalmıştır. Said-i Kürdi de gazetenin yazar kadrosu arasında yer alıyordu.


Rojî Kurd Ve Hetawî Kurd Dergisi

1909 yılında patlak veren 31 Mart Olayı'ndan sonra İttihat ve Terakki, Kürt halkına yönelik baskı politikaları geliştirmeye başlamış ve Kürtler'e verilen sözler çiğnenerek tam bir terör ortamı oluşturulmuştu. Kürt dernekleri ve okulları kapatılmış, Kürt basını susturulmuştu.


1912 yılında bu baskı ortamının yumuşamasıyla Hêvî (Umut) adında bir cemiyet kuruldu. Rojî Kurd Dergisi, Hêvî Cemiyeti'nin bir yayın organı olarak, yayın hayatına başladı.


Dergide Kürtçe ve Türkçe yazılar yazılmıştır. Aylık olarak yayınlanan dergide şu aydınların yazıları yer almıştır: Dr. Abdullah Cevdet, Süleymaniyeli Abdülkerim, İsmail Hakkı Babanzade, Salih Bedirxan ve Necmettin Kerküklü. Dergi, İstanbul merkezli çıkarılmıştır.

Dergide daha çok şu konular üzerinde durulmuştur: Kürt halkının aydınlanması, en büyük düşmanın cehalet olduğu, dilin önemi, Kürtler'in birliği ve yurtseverlik. Ayrıca dergide Kürtler'in tarih bilincini geliştirmek için, tarihin önemi ile ilgili yazılar yazılmıştır.

Dergide dilin önemi üzerine yazılan "Ziman" başlıklı bir yazıyı değişiklik yapmadan olduğu gibi sizlere sunmak istedik:

Dergi yayınladığı andan itibaren şovenist İTC yönetiminin baskıları ile karşılaşmış ve dördüncü sayıdan sonra kapatılmıştır. Derginin sorumlu ve yazarları tutuklanmıştır.


Rojî Kurd Dergisi kapatıldıktan sonra yine Hêvî Cemiyeti bünyesinde Hetawî Kurd dergisi olarak yayına devam etti.

5 Ekim 1913 yılında yayınlanan Hetawî Kurd Dergisi'nin sorumlusu Müküslü Hamza Efendi'dir. İçerik olarak Rojî Kurd'de ele alınan konular yine ele alınmış ve toplumsal sorunlar üzerinde durulmuştur.


Hetawî Kurd dergisi yayınlandıktan bir süre sonra I. Dünya Savaşı başlamıştı. İTC yönetimi savaşı bahane ederek Hêvî Cemiyeti'nin hem yöneticilerini hem de Hetawî Kurd yazarlarını askere alıp dergiyi ve cemiyeti kapattırmıştır.

Jîn Dergisi
I. Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle Osmanlı Devleti bünyesindeki halklarda ulusal bağımsızlık istekleri baş gösterdi. Kürtler'de de ulusal hareketlilik yeniden başladı. O sırada İstanbul'da zorunlu olarak ikamet eden bir çok Kürt aydını ve önde gelen aşiretler bulunuyordu. Bu aydınlar bir araya gelerek bir dernek kurdular. (K.T.C. 17 Kanun 1918) Jîn Dergisi de bu derneğin çıkarmış olduğu bir yayındır, fakat resmiyette cemiyetten bağımsızdır. Dergi 1918'in sonbahar aylarında yayınlanmaya başlar.

Kürtçe ve Türkçe olarak yayınlanan Jîn Dergisi'nin çevresinde geniş bir yazar kadrosu bulunuyordu. Bu yazarlardan bazıları şunlardır: Seyid Abdülkadir, Bediüzzaman Said-i Kürdi, Halil Hayali, Süleymaniyeli Tevfik(Pîrêmerd), Aziz Yalmuki, İhsan Nuri ve Müküslü Hamza'dır.

Derginin amacı; Kürtler'e tarih bilincini kazandırmak, halkı eğitmek ve zulüm altında olan Kürtler'e ışık olmaktı. Amaçlarını derginin bir sayısında şu şekilde ifade etmişlerdir:


"Biz bilgisizliğimizin, zulmün yoğun karanlık bulutları ile örtülen Kürdistan'ı bilimin, kültürün, ahlakın sürekli parlayan ışıklarıyla aydınlatmak isteriz. Çalışma bizden, başarı Allah'tandır."

Dergide Kürt Halkı'nın yaşadığı sorunlar dile getirilmiş ve varolan yönetime bu sorunların çözülmesi için mektuplar gönderilmiştir. Bilindiği gibi I. Dünya Savaşı sonrasında Kürt Halkı çok büyük yaralar almıştı.


Dönemin koşullarından yararlanılarak halkı ulusal bilinç ve Kürtler'in birliği noktasında eğitilmeye çalışıyordu. Bunu yapmak için özellikle ünlü Kürt edebiyatçısı ve yurtseveri Ehmedê Xanî'nin eserlerinden yararlanılıyordu. Bu yüzden Ehmedê Xanî'nin "Mem û Zîn" eserini yayınlamak için büyük çaba sarf ediyorlardı. Çünkü "Mem û Zîn"de işlenen ana temalar; vatan sevgisi, yaşanan acılar, dilin önemi, Kürt halkının sahipsizliği ve Mem(Halk)'in Zîn(Ülke)'e ulaşmak için verdiği mücadeledir. Bu yüzden dergi özellikle "Mem û Zîn"i bir kitap halinde çıkarmak ve halka bu büyük eseri kazandırmak istiyordu.


Dergide bu eserin yayınlanacağı ilanı sürekli verilir. İlk ilanda esere yönelik şöyle bir yazı yazılır.


"Kürt edebiyatında ölümsüz bir yer tutan Mele Ehmedê Xanî Hazretleri'nin eserleri olup, Kürt dilini salt bir fesahat ve belagat dili olarak uygarlık dünyasına duyuran şaheserleri "Mem û Zîn" adındaki manzum romanın yayınlanması için Allah'ın yardımı ile girişimde bulunulmuştur. Kağıt, dizgi ve baskı masraflarının gittikçe yükselmesi gibi maddi engellere karşın, en büyük fedakarlığa karar verilmiş olup, edebi değerine yaraşır bir biçimde yayınlanacaktır. Saygıdeğer okuyuculara müjdeleriz."

Yazıdan da anlaşılacağı gibi ciddi boyutta yaşanılan ekonomik sorunlara rağmen, bu eseri halka kazandırmak için her türlü fedakarlık göze alınıp sıkıntıya katlanılıyor. Bu fedakarlıklar sonunda Kürt tarihinde ilk defa "Mem û Zîn" bir kitap haline getirilip basılıyor. "Mem û Zîn" kitabının önsüzünü derginin sorumlularından olan Müküslü Hamza yazıyor.

Dergide okumanın önemi ve bilgisizlik üzerinde durulmuş ve bilgisizliğin bir toplum üzerinde nasıl olumsuz etkiler bıraktığı vurgulanmıştır. KTC üyesi olan Şefik Arvasi Jîn'in 2. sayısında "Bilgi Her Şeyden Önce Gelir" başlıklı yazısında Kürt halkına şöyle seslenir: "Kardeşlerimiz, görüyorsunuz ki bu gün her ulusun içinde bilgi ve kültür yaygınlaşmıştır; onların küçüğünden büyüğüne kadar her kesim din ve dünyalarının durumundan haberdardırlar. Yalnız bizim ulusumuz, bizler bu büyük nimetten mahrum kalmışız. Bunun nedeni iledir ki bizim ulusumuzun o doğal üstünlükleri hep boşa gidiyor; tersine daha da alçalmamıza ve başkalarınca kötülenmemize neden oluyor. Örneğin biz son derece dindarız; ancak dinimizin emrettiği hüküm ve erdemleri bilmiyoruz ki onlara göre davranalım. Biz son derece yiğidiz; fakat yiğitliğimizi birbirimizi öldürmekle, birbirimize kötülük etmekle harcıyoruz. Ve biz son derece cömertiz; ancak bu cömertliğimizi genel bir yararlı işte dini bir emir için değil de düğünlerde çingeneler için, davalarda rüşvet için, tiyatrolarda oyuncular için ve bayramlarda ağalara, şeyhlere alınan hediyeler içindir. Bütün bunların nedeni de bilgisizliktir. Bunu bildikten sonra, bugünden itibaren bizim için de her şeyden daha önemlisi bilimdir: Onun yolu da okuma-yazmadan geçer. O da ancak kendi dilimizle olur. Çünkü başta bir dili öğrenmek için bir ömür gereklidir. Ondan sonra ancak bilim dili öğrenilebilir. O da herkes için mümkün olmuyor."

Jîn dergisinde şiir ve makalelerin yayınlanması yanında, ilk defa "Memê Alan" adında bir Kürtçe piyes, küçük hikayeler ve Kürt atasözlerinden derlemeler yayınlanır. Jîn Dergisi'nin yayını bir yıl sürdü ve 25 sayı yayınlandı.

I. Dünya Savaşı'nın sonunda Osmanlı İmparatorluğu parçalandı. İmparatorluğun boyunduruğu altında bulunan bir çok ulus bağımsızlığa kavuştu. Fakat Kürt Halkı'nın büyük çabalarına rağmen bağımsızlık elde edilemedi. Bu gelişmeler doğrultusunda KTC, tehlikeli görülerek kapatıldı. Cemiyet kapatıldıktan sonra Jîn'in yayın hayatına da son verildi.

Hawar Dergisi
I.Dünya Savaşı'nın sonunda imzalanan Anlaşmalar ile Kürdistan beşe bölünmüştü. Bu parçalanmanın ardından yapılan baskı ve zulümlere bir tepki olarak 1925 yılında Kuzey Kürdistan'da bir başkaldırı patlak vermişti. Başarısızlıkla sonuçlanan bu başkaldırının ardından kuzeydeki Kürt aydın ve yurtseverleri Küçük Güney Kürdistan’a (bugünkü Suriye'nin kuzey tarafı) göç ettiler. Bunlar Celalet Bedirxan, Kamuran Bedirxan, Osman Sabri, Nurettin Zaza, vs.

O yıllarda Suriye, Fransa mandası altındaydı. Bu yüzden Kürtler'in bazı kültürel faaliyetlerine karışmıyorlardı. Celalet ve Kamuran Bedirxan kardeşler, bunu fırsat bilerek Suriye'nin başkenti Şam şehrinde 15 Mayıs 1932 yılında "Hawar" dergisini yayınladılar.

Şam kentinde yayınlanan "Hawar" dergisi, düzenli olmayan aralıklarla yayınlandı. Toplam 57 sayısı yayınlanmıştır. İlk sayısı tamamıyla Türkçe yayınlanan derginin daha sonraki sayıları Kürtçe ve Fransızca yazılmıştır. 20 sayfalık olan derginin 16 sayfası Kürtçe, 4 sayfası ise Fransızca olarak yazılmıştır.


Dergide ilk önceleri Kürtçe yazılar hem Arap hem de Latin alfabesi ile yazılıyordu. 23.sayısından sonra tamamıyla Latin alfabesi ile yazılmıştır. Dergide kullanılan dil son derece anlaşılır ve duru bir dildir.


Hawar Dergisi, Kürt yazı dilini ve yapılan yenilikleri halka benimsetmek için Kürt edebiyatını sevdirmek ve bilinç kazandırmak için sistemli bir çaba harcamıştır. Dergi, Kuzey ve Güney Kürtleri'ne de ulaştırılmaya çalışılmış ve oralardaki Kürtler'i de etkilemiştir. Yalnız olumsuz bazı sorunlarla da karşılaşılmıştır. Gerek buralardaki halkın(özellikle Kuzey Kürtleri) okuma-yazmasının çok az olması, gerekse de iletişimden kaynaklanan bazı sorunlarla karşılaşılmıştı. Bu yüzden dergide dil üzerinde çok durulmuştur.

Derginin 1.sayısında da dil ile ilgili şöyle bir giriş eklenir: "Hawar bilginin sesidir. Bilim ve bilgi kendini tanımadır. Kendini bilme, bilinçte iyiliğin ve kurtuluşun yolunu açar. Kendini bilen ve bilinçlenen herkes, kendini tanıtabilir, anlatabilir. Bizim Hawar'ımız her şeyden önce dilimizin varlığını tanıtacaktır. Çünkü dil var olmanın ilk koşuludur."

Yayınlandığı andan itibaren Kürt halkının büyük beğenisini toplayan Hawar Dergisi'nin etrafında kısa sürede üretken bir yazar kadrosu oluştu. Derginin yazar kadroları arasında Celalet ve Kamuran Bedirxan, Nurettin Zaza, Hasan Hişyar, Kadri Cemal Paşa, vs. vardı.

Dergide Melayê Cizirî'nin şiirlerine de yer verilmiştir. Hawar Dergisi, Kürt dili ve kültürüne ilişkin kitap yayınları da yaptı. Bunların sayısı 17'ye ulaştı. Fakat bu çalışmaların uzun sürmesine izin verilmedi. Fransa devletinin Suriye'den ayrılmasıyla beraber, uydu Suriye yönetimi faşistçe yaklaşımlar ortaya koyarak diğer despot hükümetler gibi Kürt dilini ve yapılan kültürel faaliyetleri yasakladı. Hawar dergisi de bu şekilde 1943 yılında kapatıldı.

Ronahi Dergisi
Ronahi Dergisi de Kürdistan'ın Küçük Güneyinde, Celalet Bedirxan tarafından 1942 yılında çıkarıldı. Kürt dilbilimcisi olan Celalet Bedirxan Kürt dilinin gelişmesi için çok çaba sarf etmiştir.


Ronahi dergisinin son sayısı Mart 1945'te yayınlanmış ve ardından bilinmeyen bir nedenle kapatılıp yayınına son verilmiştir.

Roja Nû Gazetesi
Roja Nû gazetesi Kamuran Ali Bedirxan tarafından 1943-1946 yıllarında Beyrut'ta yayınlandı. Gazetenin genel sorumlusu ve yayın müdürü Kamuran Ali Bedirxan'dır.
Gazetenin yazarları önemli Kürt yazarlarından oluşuyordu. Bunlar; Celalet Bedirxan, Hasan Hişyar, Osman Sabri, Kadri Can, Reşit Kürt ve Cigerxwin'dir.

Gazete ilk çıktığı zaman haftada bir yayınlanması kararlaştırılır. Fakat her hafta yayınlanamaz. Ekonomik sorunlar yaşandığı gibi gazetenin yayın hayatında bu tür aksaklıklar meydana gelir. Fakat buna rağmen gazete 73 sayı yayınlanır.

Gazetenin yazıları Kürtçe ve Fransızca olarak yazılır. Gazetede Kürt edebiyatına ve folkloruna da yer verilip, bu konular üzerinde de yazılar yazılır.
Gazetede bir yazıda Celalet Bedirxan, Kürt büyüklerinin öğütlerini hatırlatarak şöyle bir yazı yazar:


"Belê Xanî digot: "Bixwînin"; koyî li gora wextê xwe, bi ser ve zêde dikir û digot: Bi awayê nu bixwînin. Lê me nexwend, gelo çire? Ji ber ko mezin û bîrewerên Kurdan menfehetên xwe ên şexsî di ser menfeheta millet re girtine; ev milletê belengaz wek kerikî pez dane ber xwe, ew dotine. Ji şîrê wî, rûn û mast û pênîr, ji hirîya wî xeftanîce teyleson çêkirine. Xwedê gunehên wan bixefirîne. Tiştê ku yar û mezinên me kirîye, ewê lê rojekî derba neyaran em hîşyar kirin. Bi vê derbê me bîra her tiştî bir. Me zanî ku xweseriya me, di zimanê me de ye û em bi tenê bi hînbûna xwendin û nivisandina zimanê xwe û bi parastina wî, di cîvata milletan de, wek millete kî xweser dikarin bijîn, payedar bibin."

Gazetenin yayınlandığı yıllar II. Dünya Savaşı'nın olduğu ve sona erdiği yıllardı. Bundan dolayı gazete, savaşın sonucunda hangi taraftan yana tavır aldığını belirten yazılar yayınlamıştır. Yaklaşık üç yıl süren bir yayın hayatından sonra 1946 yılında bu gazete de kapanmıştı.

Bu gazete ve dergilerin yanı sıra daha bir çok gazete ve dergi çıkarılmıştır. Fakat özellikle bunlara değinmemizin sebebi, bu dergilerin Kürt basınına öncülük etmiş olmalarındandır. Yayınlanmış olan bu gazete ve dergilerin Kürt halkına çok güzel katkıları olmuş ve bu şekilde halk bilgilendirilmeye çalışılmıştır. Kürt halkı yıllarca asimilasyondan geçmiş ve dili unutturulmaya çalışılmıştır. Bir halkın varlığını, sahip olduğu dili ortaya koyar. Dili ve tarihi olan bir halk var olan bir halktır. Dilini ve tarihini bilmeyen bir halk ise hafızasını kaybetmiş olan bir insan gibidir. Geçmişini hatırlamadığı için geleceğini nasıl yönlendirmesi gerektiğini bilemez ve doğru adımlar atamaz.

Yıllarca halkımızı baskı altında tutan rejimler dilimizi yasakladılar, tarihimizi yasakladılar. Bu konuda adım atan yurtsever Kürt aydınlarını hep baskı altında tuttular. Kürt basınına yasaklamalar getirdiler. Bu baskılarla halkımız sindirilmeye çalışıldı. Fakat unutulmaması gereken bir şey vardır ki, o da Kürt halkının direnişçi ve isteklerinde ısrarcı oluşudur. Yıllarca yapılan baskılar ne atalarımızı sindirdi ne de bizleri sindirecek. Kürd’ün kalemi her zaman konuşmaya devam edecek.

Kaynaklar:
Kürt Siyaset Tarihi, Celîlê Celîl
KTC, İsmail GÖLDAŞ
Rojî Kurd (Weşanen War)

* Bu Yazı Daha Önce Mizgin Dergisinin 19 ve 20. sayılarında Yayınlanmıştır.

 

rojhilat.net

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.