1. YAZARLAR

  2. Kutbeddin Nurlubaş

  3. (Kürt ve Türk) Milliyet ve Milliyetçilik notları
Kutbeddin Nurlubaş

Kutbeddin Nurlubaş

Yazarın Tüm Yazıları >

(Kürt ve Türk) Milliyet ve Milliyetçilik notları

A+A-

     Önce şu temel gerçeği özet olarak sunalım. İnsanı tanımayan; millet, hayat ve varlık hakkında yanılmaktan kurtulamaz...

     Çünkü insanın yaşayabilmesi için üç(3) önemli ana duygu ruhuna yerleştirilmiştir:

     1-Gadap (zararlardan koruma duygusu)

     2-Şehvet (menfaati çekme duygusu)

     3-Akıl (zarar ve menfaati ayırma duygusu)

     Bu duygularında her birinin aşırı(ifrat), eksik(tefrit) ve orta(vasat) olmak üzere derece ve mertebeleri vardır... Dolayısıyla içinde sayısız dereceleri barındıran en az DOKUZ(9) kategori ortaya çıkmaktadır...

     Peki her konuşan ve davranan  bunlardan hangi mertebede olduğunu ölçebiliyor mu?... Hangisi doğrudur?... Veya yanlış çizgi nereden başlar?!... Derenin dibinden, dağın tepesine kadar olan alandan bir de düzgün ve doğru bir yol var... Yolda mı gidiyoruz?!...  Dağa mı çarpıyoruz!?... Yoksa şarampola mı yuvarlanıyoruz!?...

     İnsanı tanıyan Rabbini tanır... Mutlak hakikatı keşf eder. Yani kendisi haricindeki her şeyi tanır ve tanıyabilir... Dolayısıyla bu millet, milliyet ve milliyetçilik konularda da, nerede durduğumuz veya nerde hareket ettiğimiz hususu,  bu temel insanî yapıdan bağımsız değildir.

     Türkler, milliyet ve milliyetçiliğin neresindeler!?

     Üç katagoride incelenecektir.

     1- Resmi sistemin yürüttüğü milliyetçiliktir. Başkasını asimile edip yutmakla beslenen, inkâr edip millet olarak varlıklarını kabul etmeyen “menfi milliyetçilik” üzerine kurulu olmasıdır. Başlangıçta (1925'lerde)  hem katliamlarla ve sürgünlerle, hem de göçmenleri Kürdistana yerleştirmekle uygulamasını bulduğu gibi, Kürtçeyi sokaklarda bile yasaklaması en şiddetli anlarını oluşturur...(bakınız; Şark Islahat planı ve İ.İnönü şark illeri raporu)... Fakat şimdi bu ideolojiden fazla bir şey kaybetmemiştir. Hala Türk unsuru hariç Kürt(kurmanc, zaza), Laz, Çerkez vs. etnistelerin varlığı kabul edilmediği gibi, dilleriyle eğitim-öğretim dâhil resmi işlevi bulunmamakla beraber kendi coğrafyalarında yönetim erkine de hala mahrumdurlar. Bu anlamda bu milliyetçilik türü, dinen resmen haram, insaniyetten kötü ve ontolojiye ise bir sun'i müdahale olarak karşımıza çıkar... 

     2- Diğer unsurların milliyetlerini resmen kabul, dillerini kendi bölgelerinde resmi dil dâhil, her alanda kullanılması ve bölgesel yönetimine sahip olmasına imkân verilmesi halinde; Türklerin kendi milliyetlerinin şanını yüceltmesi, dillerini geliştirmeleri, hatta dünya çocuklarına öğretip şarkı söyletmeleri ve kendi devletlerine sahip olması kadar normal bir şey olamaz... Ve bu durum fıtri, ontolojiye uygun bir müspet milliyet tezahürü olur...

     Başkasını inkâr eden, yok sayan ve istibdadı altına alan ve buna bağlı olarak yutan ve asimle eden milliyetçilikleri eleşirmekle; o milletin ontolojik ve sosyolojik gerçekliğini eleştiriyoruz anlamına gelmez... Nasıl ki insan davranışlarının bazılarını tasvip etmeyip eleştiriyoruz diye, insanın varlığını eleştiriyoruz anlamına gelmediği gibi...

     Bu kısım Türk milliyetperverleri öyle olmakla beraber, bir kısım, dindar cemaat ve tarikatlar bile yukarıdaki paragrafta anlatılan Kemalizmin, yani resmi sistemin senelerdir uygulamasının ve çarkından geçmelerinin etkisiyle,  milliyetçilik çizgisine geldiklerini söyleyebiliriz. Çünkü dini bir cemaatte, siz onlara:"Yahu biz Kürtlerin memleketinde ders yapılıyor, ayda birde bizim dilimizle yapılsın" derseniz, inanın sizi Kürtçülükle suçlayıp üstelik dışlarlar... Bu da gösteriyor ki bu kendi milletinin sadece faydasını düşünen milliyetperver değil, başka milleti baskı altında tutan ve fıtri tezahürlerini engelleyen despotik bir menfi milliyetçilik duruşu olduğu apaçık ortaya çıkar...

     3- Türklerin baskı altında olması ve milliyetlerinin, dillerinin ve yönetim erklerini ellerinden alınması durumudur ki, bu şu anda mevcut değildir. Yani başka bir millet ve devlet tarafından, Türklere Türklüğünüzden vaz geçin, dillerinizi her alandan çekin ve yönetim erkinizi kaldıracağız denilmemektedir. Yunanlılar Kurtuluş Savaşı sırasında Ege Bölgesine girmişlerdi... Galip gelselerdi belki bu durum yaşanabilirdi... Fakat o zaman İslam ordusu olarak görülen Türk ordusuna, başta Kürtler olmak üzere Hindistanlı Müslümanlar dâhil olmak üzere Müslüman milletler destek verip bu durumun yaşanmasına meydan verilmedi. O halde Türkler bu durumda olmadığına şükür etmeli ve aynı durumu, başta Kürtler olmak üzere diğer milletlere yaşatmamalı...

     Kürtler,  milliyett ve milliyetçiliğin neresindeler?!

     Bu da üç katagoride ele alınacaktır.

     1-Kürtler, başka milletlerin milliyetini inkâr etmiyorlar, dillerini yasaklamıyorlar ve yönetim erkine karşı çıkmıyorlar. Zaten şimdilik böyle imkân ve kabiliyetleri de yoktur. Çünkü güçlü ve bağımsız bir devlete ve iktidara sahip değildirler... Dolaysıyla Kürtler, böyle bir menfi milliyetçilikle suçlanamaz... Eğer suçlanırlarsa, şöyle demek gerekiyor: "Her kibrit bir evi yakması muhtemel ve her kişi bir insanı öldürebilir ihtimali ile bütün kibritleri imha ve bütün insanlar cezalandırılmalılar mantığını kabul etmek gerekir."

     2- Kürtler şu anda milliyetperverlik te yapamazlar... Yani milliyetperver niyetini taşıyor olabilirler... Lakin bu milliyetperverliği yapacak sosyal, ekonomik ve siyasi erkten mahrumdurlar... Önce özgür olmalılar ki milliyetperverlik yapabilsinler... Sadece yaptıkları ferdi, şahsi ve cüzi faaliyetlerdir. Bu ikinci duruma fıtri, doğal ve ontolojik milliyet halini yaşama da diyebiliriz...

     3- Kürtler şu anda ezilmişlik halini yaşıyorlar. İstibdat altındalar... Gerçi geçmişe oranla öldürülmüyorlar ve sürülmüyorlar... Fakat milliyetleri, resmen tanınmamış hala... Dilleri eğitim-öğretimden tutun, resmi alanlarda kullanılmasına kadar hala yasaklı... Yönetim erki bakımından Kürt olarak, özellikle Kuzey Kürdistan bağlamında sıfır seviyededir diyebiliriz...

     Sonuç olarak, 

     Kürtler 1. maddede geçtiği gibi ne menfi milliyetçidirler ve ne de 2. maddede geçtiği gibi milliyetperverlik aşamasındadırlar... Kürtler 3. durumda ifade edildiği gibi, baskı halinden kurtulma aşamasındadırlar... İstibdat halinden, özgülüğüne kavuşma durumundadırlar... Daha boynundaki zincirler millet olarak çıkarma girişimindedirler... Denbebilir ki Kürtler her konuma geliyorlar... Fakat Kürtler Kuzey Kürdistanda, resmen Türk olarak her konuma geliyorlar...

     Türk İslamı-Kürt İslamı

     Dini referansla millet olgusunda iki durum ortaya çıkar.

     1-Yahudiler gibi dini milliyetçileştirme var... Tanrıyı bütün insanlığın değil de, Beni İsrailin tanrısı yapmak gibi olanı var...

     2-Bir de dinin herkesin hukuku olduğu gibi Kürdün de hakkı var gerçeği ile anlatma... Türk milliyetçi penceresinden bakılsa, bir Kürt İslamı algısı oluşabilir, hatta Kürt milliyetçiliği... Fakat değil…  Kürdün İslam evrenselliği içinde kendine yer bulmasıdır...

     Nasıl ki Milliyetçiliğin gereği başkasını yutmakla beslenen kısmı zararlı... Türk milliyetçiliğinde, Kürdün ben de varım demesi, Kürt milliyetçiliği olarak algılanması gibi... Hâlbuki ikincisi meşru milliyetperverlikten ziyade ve önce bir hak ihlaline karşı bir mücadele ve müdafaadır. Hakkınız yenilmese de milliyetperver olabilirsiniz ve meşrudur... Dolayısıyla şimdi Kürtlerin veya Kürt Müslümanların yaptığı Kürt İslamı değil, İslamın evrenselliği ve normları içinde hukuk müdafaasıdır... Milliyetperverlik kademesi bile daha gelmemiş onlar için... Nerede kaldı birde, başkasını yutan milliyetçilik algısı ile Kürd İslam tarifine girsinler…

     Fakat kabul edilmesi lazım ki dinin ana çerçevesinde kalmak şartı ile başkasının zararına olmadan ayrıntılarda o toplumun meşru örf ve geleneklerine göre fitri bir tarzda kendine has bir dini hayat tarzı ortaya çıkabilir. Nitekim mezheplerin farklılığında bu meşru örflerin etkisi de olmuştur…

     Kemalist milliyetçilik ortamda ümmet iddiası

     “Kemalizm, DEVLET gücünü arkasına alan HEGEMONİK yapısıyla tüm ideolojilere nufüz etmiş, bütün ideolojileri HORMONLU hale getirmiş, kavramsal sistemlerini yapı-bozumuna uğratmıştır... Bundan dolayı SOL da, İSLAMCILIK da Kemalizmin etkisinden kurtulduğu ölçüde özgünleşecektir.” (Yusuf Yavuzyılmaz)

     Müslümanlar, Kemalizm hazırladığı ortamı, sanki Hz Muhammed(asm) hazırlamış gibi müdafaa ediyorlar... Kemalizm namına müdafa edebilirler. Ve doğrusu budur. Fakat din ve islam adına müdafaa edemezler, yanlıştır... Mesela, Kürtlere:" Ne diye ümmete ihtilaf veriyorsunuz" demekteler... Sanki Hz Muhammed(asm) milletlerden oluşturduğu ve her birinin kendi olduğu yansız bir İslam devleti var da, Kürtler fazlasını isteyip ihtilaf çıkarıyorlar. Hâlbuki mevcut sistem, Hz Muhammed(asm) mücadele ettiği, sadece kendi milletini referans yapan anlayış üzerine kuruludur. Anayasa "2. madde: ...Atatürk Milliyetçiliğine bağlı…" ve "66. madde: Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür."

     Türkiyedeki birkısım dindar cemaat ve tarikatler; İslamı, Türklüğe indirgemişler ki Kürtlük bahsi bölücülük olarak algılanır. Çerçevesini, ortamını ve temelini Kemalizmin(Resmi sistem aklının) oluşturduğu bir İslamla hareket ediyorlar... İşin kötüsü suda olan balık gibi, bu ortam içinde olduğunun farkında değiller.

     Mesela Cemaatlerde, Diyarbekirde Kürtlerin çok yoğun olduğu şehirde ve semtte, bir ders akşamı: bir mecliste Risaleden 26.Mektubun 3. Mebhasini işledim ki, Hucurat 13. ayetin tefsiridir... Milletlerin birbirini tanıması ve inkar etmemesi, birbirine yardımcı olması ve düşmanlık yapmaması noktasını işliyordum ki, İslami insani ve vicdani olanıdır... İki kişi dersin ortasında: Burada milliyetçi mi var ki, bu dersi ve açıklamayı yapıyorsun dediler. Dedim ki: O kadar haşir bahsinde ders yapıldı.  Eğer bir gün deseydiniz:  Burda haşire inanmayan mı var? O zaman bu çıkışınız da doğrudur derdim.  O gün bu gündür, o mekândan bana daha ders teklifi yapılmış değildir...

     Kemalizmin laiklik ilkesi gereği başörtüsü için kullandığı gayri demokratik duruşu, dindar muhafazakârlar  bu defa kendileri, Kemalizmin milliyetçilik ilkesini Kürtler ve Kürtçe(Kurmanci, Zazaki) dilleri için kullanmaktadır. Yani laiklik ilkesi kendilerine dokunduğu için haksız olduğunu anlayabiliyorlar. Fakat aynı Kemalizmin menfi milliyetçilik ilkesinin tavrını, Kürtlere karşı aynı mantıkla benimsemiş durumdadırlar...

     Saih Türk, Fasık Kürt

     Kürtlerin ve diğer kavimlarin üzerindeki  güç hegemonyasını arkasına alark menfi Türk milliyetçiliğinin inkârcı ve asimilasyoncu politika ve uygulamaları dile getirildiği zaman, Türk-Kürt kardeşliğini bozuyorsunuz diye itiraz edilmekte, bazen de Üstad Said Nursini "Salih bir Türkü, fasık bir Kürde tecih ederim" sözünü hatırlatmaktadılar...

     Şunu söyliyeyim;

     1-Türk-Kürt kardeşliğini, resmi Türk milliyetçilik sistemi zaten bozmuş ve halen devam etmektedir. Bu kardeşliği bozan müsebbip biz değiliz.  Resmi sistem, değil kardeşliği bozmayı, bir kere Kürtleri yok saymıştır. Allahın ayeti olan dillerini yasaklamıştır… Bazı yöneticlerin, hiç bir şeyin yerini tutmayan şifai söylemleri hariç, hala resmen yok sayılmaktadır.  Kürtlere itiraz edenler, önce adil olmayan ve başka milletleri inkâr eden yapıya bir eleştiri getirmeli...

     2- Üstad "Salih", yani iyi, adil ve hakperst bir Türk demektedir. "Fasık", yani günahkâr,  kötü ve zalim bir kürt karşılaştırması yapmaktadır. O halde tersi olarak, salih bir Kürd, fasık bir Türke tercih edilmelidir… Allahın yarattığı milleti, dili ve coğrafyayı inkâr edip düşmanlık besleyen ve bu uygulanmakta olan haksızlığa itiraz etmeyen, "salih" bir Türk olur mu? Veya "salih" kalır mı?!

     Musa ve Firavun örnekliği

     Kur’anda bu ikili sembolizasyon çok öenemlidir.

     Firavun nefsi, Musa kalbi temsil etmektedir... Özellikle Musa ile Firavun arasındaki bu diyalog çok manidardır: 

     Musa: "İsrail oğullarını bizimle beraber salıver."(şuara:17)

     Firavun: "A!... Biz seni çocukken bizde büyütmedik mi? Ömrünün bir çok yıllarını aramızda geçirdin."(şuara:18)

     Musa:"Zahiren başıma kaktığın o nimet de, gerçekte İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olman içindi.”(şuara:22) 

     Zaman ve mekanımızdaki yansıması şöyle olabilir;

     Hakperestler: "Kürt kimliğini resmen tanıyın ve dillerinin her alanda kullanılmasının önünü açıp, hürriyetlerini sağlayın."

     Müstebitler: "Kürtlere her şey oluyorlar bakan, doktor ve mühendis vs. oluyorlar. Bu ülkenin ekmeğini yiyorlar."

     Hakperestler: Bu, Kürtlerin (milliyetlerini inkâr, dillerini unutturarak) hürriyetlerini ellerinden alıp, asimle etmeye çalıştığınız içindir..."

     "Kürt kardeşlerimiz"  ifadesi bu aşamada doğru olmuyor.

     Önce bu kardeşin varlığının resmen kabul edilmesi ve tanınması gerekir. Anayasada, kanunlarda ve resmi bürokraside Kürt milleti ve ifadesi tanınıp kullanılamamaktadır. Şu anda aksi iddia edilebilir mi? "Biz kardeşiz " diyenler resmi yetkililerine, önce bu Kürtlerin millet olarak varlığını kabul edilsin diye öneri ve çalışmada bulunsun... Böyle bir çalışmayı yapmayanın "Kürt kardeşlerimiz" demesinin samimi yönü gözükmüyor. Yani, önce var olsun ve tanınsın, sonra kardeş olur. Varlığı resmen kabul edilmeyen ve tanınmayıp inkar edilen bir olgu, nasıl kardeş oluyor?!

     Kürtlerde ve Türklerde milliyet ve milliyetçilik tezahürü

     1-Kürtlerde milliyet; aşiret, parti ve örgütlerin bir vücudun koordinasonunu kaybetmiş organları gibi tekrar ittifak kurarak, vücudun ve hayatın devamlılığını sağlamaktır...

     2-Türklerde (resmi) milliyet; vücud çok sıhhatli, gürbüz ve dinç olduğu için şükür yerine zayıf, mazlum ve mahruma imkan tanımama olarak uygulanmaktadır.

     Birinisi, Ustadın "Münazarrat"ta, "Ey Kürtler! ...fikr-i milliyeti haffâr(kazıcı) yapıp, mârifet ve fazileti eline veriniz." mesajı birincisindeki mantıktır...

     İkincisi, Üstadın, "Ey Türk kardeş bilhassa sen dikkat... Sen böyle Türkçü isen..., ben o Türkçülükten kaçıyorum;" ikazı ikincisinin tehlikesidir.

     Vaziyet tersine dönerse, kaziye de hüküm de tersine döner...

     Milliyette yansız ve yanlı ortamda durum

     Türk ve Kürt vs. etnistelerine eşit bakılıdığı ve ontolojik varlıkları değil de niyyet ve davranış güzelliğinin olduğu ortam(takva)da, bu millet isimlerini öne alarak konuşmak yanlış olabilir. Veya olduğu gibi tarif için kullanılabilir. Fakat ortam şuna dönüşmüşse durum değişir. O da şudur ki, bir etnisite (Türklük) elinde bulunan babadan kalma miras gücünü(Osmanlı mirası), diğerinin(Kürtlük) yokluğu ve imha edilmesi üzerine kurmuşsa ve bu hala resmen devam ediyorsa, diğerinin değer ve kıymetinin üstünlüğü değil de, var olduğu ve ontolojik gerçeklik olduğu davası hakikat olarak ortaya çıkar.  Bu etnisite(Türklüğün), kendisi de ontolojik bir vakıa olarak diğerlerini de(Kürtlüğü) kabul etmesi gerekirken, ontolojinin, yanı varlığın hâkimi gibi(mabut) konumuna kendini yükseltip, diğerini yok farz etmek, bu da mümkün olmayınca asimile yoluyla yutmaya çalışma durumuna karşılık, inkar edilen(Kürt), vardır demek hakları vardır demek bir hakperestlik olarak ortaya çıkıyor…

     Milliyet fikrinde denge…

     "Ey insanlar! (1)Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. (2)Ve birbirinizle tanışasınız diye sizi milletlere, kabilelere ayırdık. (3)Allah katında en şerefliniz, en takvalınızdır. (4)Muhakkak ki, Allah, Alim; bilendir, Habir; her şeyden haberdardır"(Hucurat:13)

     Burada dört cümle ve birbirini dengeleyen dört mesaj vardır;

     “Birincisi; İnsanların kaynağının ve mahiyetinin bir olduğu ve bir tarağın dişleri gibi eşit haklara sahip olduğu nazara veriliyor.

     İkincisi; Hemen birinci cümleyi dengeliyor; İnsanlar eşittir fakat aynı zamanda değişik özelliklere böründürülmüşlerdir... Birbirlerini tanımak için kabile ve milletlere ayrıldığını ifade ediyor. Yani burada karşı milleti tanıyıp yardımcı olmak gerektiği ve buna karşılık, diğer bir milleti tanımayıp inkâr etmenin ve düşmanlık yapmanın yanlışlığı vurgulanıyor. İnsanlık, ontolojik olarak faklı özelliklere büründüğünü nazara veriyor. Yani, bura da mühim olan insanlık veya hepimiz insanız deyip, karşı milleti tanımamak ve inkâr etmek olmaz...

     Üçüncüsü; İkinci cümlenin ifrat ve noksanlarını muvazeneye getiriyor. Değer ölçüsünün takva,  yani niyet ve davranış güzelliği olduğunu söylemekle, bu farklılığı(milleti) mabut haline getirmemek gerektiği ve o farklılığı esas yapıp, bir din gibi kendi milliyetini esas yapmamak icab ettiğini "takva",  yani sorumluluk bilinci ile hak çizgisinde kalarak, yanlışa sapmadan adil olma takva vurgusu ile dengelenmiş oluyor...

     Dördüncüsü; Kötüler için tehdit ve iyiler için müjde olabilecek  Esma-i Hüsnadan Allah biliyor(Alim), haberdardır(Habir), hesabınızı görecektir mesajlarını vermektedir… Yani siz iyi de olsanız olmasanız, bu dengeleri sağlasanız sağlamasanız, eninde sonunda bütün faaliyetlerinizin bilinip haberdar olunduğu gerçeğini hatırlatmakla, imtihan oluyorsunuz ve hesabınız dünyada veya en sonunda ahirette görülecektir diye diğer üç cümlenin doğru çizgide kalması müeyyidesini ve prensibini vermektedir...


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum