1. YAZARLAR

  2. Ahmet Meroğlu

  3. Kürt - Türk Arkadaşlığı
Ahmet Meroğlu

Ahmet Meroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürt - Türk Arkadaşlığı

A+A-

                                                            “Heta ku me hev nas kir, me hev xılaskır.”

 

Her Kürd’ün, mutlaka bir Türk arkadaşı ya da arkadaşları olmuştur. Kiminin iş arkadaşı, kiminin ticaret arkadaşı, kiminin asker arkadaşı, kiminin okul arkadaşı, kiminin seyahat arkadaşı, kiminin hac arkadaşı ve kiminin cami-cemaat arkadaşı mutlaka olmuştur.

 

Ama ne hazindir ki Kürtlerle Türklerin bu arkadaşlıkları, Kürtler ezildiklerini, Türk arkadaşlarına dile getirmedikleri sürece, devam edebiliyor. Yani bu arkadaşlıkların ömrü, sohbetin konusu, en doğal akışı ile Kürt meselesine gelinceye kadardır. Çünkü Kürtlerin Türklerle arkadaşlıkları, Kürtlerin kendi realitelerini ve acılarını dost sandıkları Türk arkadaşlarına paylaştıkları anda maalesef derin yaralar almaktadır.

 

Yani Kürtlerle Türklerin arkadaşlıkları, samimiyetleri ne boyutta olursa da olsun, Kürt meselesi noktasında yara almaması mümkün değil.

 

Bu mevzu, omuz omuza kılınan bir namaz sonrasında bile açılmışsa, aynı refleks hep sergilenmiştir. Ayrıca Kürtlerin Türk arkadaşları hangi cenahtan olurlarsa olsunlar ve benimsedikleri ideoloji, inanç ne olurlarsa olsun, bu böyledir. Yani ölçüleri ne olursa olsun, bu söz konusu andan sonra maalesef Kürtlerin Türk arkadaşları, ölçülerine ters düştükleri anlardır.

 

Bu minvalde en beklenmedik olanı da, Kürtlerin omuz omuza namaz kıldığı, Türk arkadaşlarının bile söze “ecdat” türünden klişeleşmiş cümleler kurarak vatan millet edebiyatı yapmalarıdır. Dahası Türklüğü yüceltirlerken, inançlarını, ecdatlarını kutsamak için kurban etmeleridir.

 

İşte bu talihsiz anlardan sonra, arkadaşlık bağları zayıflanıyor; varolan güven zedelenip yok oluyor.

 

Oysa arkadaşlık,  yanlış anlaşılma kaygısı taşımadan, gönlünce her şeyi paylaşabilmektir.

 

Oldukça korkunç  olan da, bu anlardan sonra Kürtler, Türk arkadaşlarının kafalarında ‘‘vatan haini’’ ve ‘‘bölücü’’ olarak not edilmeleridir.

 

Hele kimileri, bu anlardan sonra kinlerini, nefretlerini özellikle davranışlarına, konuşmalarına ve bakışlarına nasıl da yansıtırlar. Hele bir de ellerinde bir yetki ve güç varsa, zorluk çıkartmanın fırsatçılığını kollamaktan ve bu fırsatçılığın “keyfini” çıkartmaktan büyük bir haz duyarlar.

 

Kısacası Kürtler, Kürt realitesini Türk arkadaşlarına dile getirdikleri, yaşadıkları zulümleri en doğal duygularla dertleşmeye ve paylaşmaya başladıkları an, yaptıkları iş gereği artık arkadaşlıkları “sorunlu” ve ‘‘zorunlu’’ arkadaşlıklardır.

 

Çünkü Türk arkadaşları, onlara karşı içten içe besledikleri kini, artık kusma demleridir, bu demler..

 

İşte bu durum bir bağlamda, ayni işyerinde olmanın, aynı aracı kullanmanın, aynı cemaatte bulunmanın, aynı şehirde yaşamanın, aynı mahallede olmanın, aynı camiye gitmenin, aynı apartmanda bulunmanın, aynı yoldan geçmenin, aynı ülkede yaşamanın ve hatta aynı dünyada yaşamanın zorunluluğunu, hissetmenin çekilmez ve kahır edici halidir.

 

İşte bu, her Türk’ün dehlizlerinde mevcut olan, kabul edilmeyen, ama varolan militarist refleks, inandıkları ve benimsedikleri her değerden daha baskın olduğunun tezahürüdür.

 

Zira söz konusu Kürtler olunca da, bu hegomonik militarist mantalite, bütün kutsallarını bile, hiçe sayabilmektedir. Hem de özellikle İslâm’a vurgu yapıp, Müslüman olmaları ile övünürlerken...

 

Nitekim, Türkiye’de Kürt gibi yaşamanın çok ağır bedelleri olduğu aşikardır. Zira Türkiye’de her şey olunabilir, ama Kürt olmak ve Kürt gibi yaşamak zinhar mümkün değil. Çünkü Kürt gibi yaşamak, her şeyden önce varolan “makul vatandaş” tanımına oldukça ters düşmektedir.

                                                

Durum böyle olunca da Kürtlerin Türk arkadaşları ile yaşantıları, bir Kürt gibi olmasının çok ağır bedelleri olmaktadır.

 

Sonuç olarak, yazımın başında yazdığım Kürtçe sözde belirtildiği üzere:                                                                        “Heta ku me hev nas kir, me hev xılaskır!” (Birbirimizi tanıyıncaya kadar, birbirimizi bitirdik!)

 

Not: Sanırım, istisnalar kaideyi bozmuyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.