1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. Kürt Sorununda Yeni Yönelişler
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

Kürt Sorununda Yeni Yönelişler

A+A-

     Kürt sorunu iktidarın yıllardır sürdürülen güvenlik eksenli devlet anlayışını terk etmesi ve sorunun diğer tarafı olan PKK ile direk görüşmelere başlamasıyla yeni bir safhaya geldi. Sorunun diğer tarafı olan PKK, yıllardır silahlı mücadele ile sürdürdüğü “Bağımsız Birleşik Kürdistan” paradigmasında köklü bir dönüşüme giderek, “Demokratik Özerklik” ve demokratik birliktelik aşamasına geldi.

     İktidar ile PKK arasında yürütülen çözüm süreci, Kürt siyasetinin tarafları arasında da ayrışmalara yol açtı. Bu ayrışma Türk ve Kürt halkının içinde farklı siyasal gruplar arasında açıkça görülmektedir. Kürt siyasal ortamında konu, özellikle PKK ve Azadi arasında “Bağımsız Kürdistan” fikri etrafında dönmektedir.

     Tartışmayı derinleştiren faktörlerden biri PKK-HDP çizgisi tarafından uzun süredir dillendirilen söylemin, DTK Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk tarafından Diyarbakır’da yapılan bir etkinlikte tekrar dillendirmesi oldu: “Biz Kuzey Kürtleri olarak demokratik ulus çözümünü esas alıyoruz. Bu çözüm modelini devletçi, milliyetçi, iktidarcı çözümlerin alternatifi olarak sunuyoruz. Devlet değil, demokrasi talep ediyoruz. Ortadoğu’da devlet ve milliyetçilik diktası felaket getirir, bozguna yol açar. Talebimiz esas olarak Kürtlerin politik ve demokratik toplum olma hakkı ve hakikatine saygı gösterilmesi. Buna yasal ve anayasal alan açılmasıdır.

     Öyle görülüyor ki,PKK-HDP siyasal aklı, bağımsız devlet düşüncesinin Kuzey Kürdistan için gerçekçi bir anlayış olmadığı konusunda ikna olmuş durumda. Türkiye’de yaşayan dindar Kürtler arasında ortaya çıkan ve ileride etkisinin ne olacağı merak konusu olan Azadi hareketi ise, bu anlayışa oldukça mesafeli bir yerde duruyor.

     Bağımsız bir devlet için milliyetçilik ve İslam’ı yeni bir okumaya tabi tutan Azadi hareketi ve bağımsız devlet fikrinden vazgeçtiklerini ilan eden PKK-HDP çizgisi arasındaki farklılığın nereye varacağı merak konusu. Yıllardır Bağımsız Birleşik Kürdistan için silahlı mücadele yapan örgütle, İslami hassasiyetleri temel alan bağımsızlık özlemi içindeki İslamcı Kürtler. Bu durum gelecekte ilginç gelişmeler olacağını gösteriyor Türkiye'ni doğusunda.

     Kuşkusuz Azadi inisiyatifinin Kürt sorunu karşısında PKK’ın çözüm süreci ile terk ettiği bir noktadan olayı bağımsız devlet etrafında tartışmaya açması ilginç bir durumdur. Şunu da belirtmek gerekir ki, Azadi inisiyatifi muhalefet konusunda diğer muhaliflere göre çok daha tutarlı bir noktada bulunuyor. Bu yüzden onları hemen suçlamak yerine izlemek gerekiyor. Azadi Hareketinin ne ölçüde geçmişin dargınlıklarını aşıp, ortak bir muhalefet oluşturacağı  konusunda dikkatle izlenecektir. Bir diğer önemli konu da Azadi Hareketinin Kürt halkında ki karşılıkları ne olacağıdır. Bir aydın hareketi mi, ütopik bir gençlik hareketi mi olarak kalacak, yoksa kucaklayıcı bir siyaset oluşturabilecek mi?

     Açık olan şu ki, kendine bir Türkiye perspektifi çizmek isteyen her ideoloji ve örgüt Kürt sorununa duyarsız kalmamıştır. Son günlerde Türkiye’nin gündemine oturan paralel yapının Kürt sorunu karşısında aldığı pozisyon ve yapmaya çalıştığı hareketler daha bir önem kazandı. Kürt sorunu konusunda çözüm sürecini çıkmaza sokmak isteyen paralel yapının ,iktidar tarafından yapılan operasyonlarla etkisizleştirilmesi çözüm sürecinin önündeki en önemli engellerden birini de ortadan kaldırdı.  Öyle görülüyor ki, paralel yapı kendine rakip olarak gördüğü bütün siyasi, kültürel dini yapıları izlemiş. Bu yüzden paralel yapının ürettiği siyasal ve dini söylemin etkisizleştirilmesi son derece önemlidir.

     Türkiye’nin sınırları içinde kalan Kuzey Kürdistan bölgesinin teorik düzeyde bağımsızlığına kategorik olarak karşı çıkmak tutarlı bir düşünce olmasa da, özellikle Türkiye sınırları içinde yaşayan Kürtlerin sosyolojik gerçeklikleri bağımsızlık paradigmasının önündeki en büyük engel. PKK-HDP siyasal aklını “Bağımsız Kürdistan “fikrinden “Demokratik Özerkliğe” ve birlikte yaşama fikrine zorlayan nedenler nelerdir. Bu nedenlerin dünya siyasal konjonktüründen çok Türk ve Kürt halklarının sosyolojik gerçekliği ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Sosyolojik anlamda her iki halkın da Müslüman olması ve çok uzun yıllar bir arada yaşaması; dört milyonu aşan karşılıklı evlilikler birlikte yaşama unsurunu öne çıkarmaktadır. Kürtlerin önemli bir bölümünün Batı illerinde yaşaması ve ekonomik sürece katılmaları da önemlidir. Bir önemli konu da Kürtlerin geleceklerini büyük ölçüde Türklerin yoğun olarak yaşadıkları Batı illerinde aramalarıdır.

     Öyle görülüyor ki, Öcalan, çözüm sürecini büyük bir imkan olarak görmektedir. Öcalan’ın “Çeşitli sıkıntı, engelleme, provokasyon, ağırdan alma ve tek yanlı dayatmalara rağmen yürüttüğümüz diyalog süreci yeni bir format altında ve yakın dönemde önemli bir pratikleşme aşamasına gelmiştir” şeklindeki değerlendirmesi, süreci ne derece önemsediğini göstermektedir.

     Öcalan iktidarın konumunu da oldukça önemsemektedir:"Özellikle hükümetin bu ciddiyetle meseleye yaklaşması ve hız kazandırması hayati bir önemdedir”. Öcalan, artık somut adımlarla desteklenmeyen hiç bir söylemin pratik bir karşılık oluşturmayacağına dikkat çekerek, sadece söylem düzeyinin yeterli olmadığını somut değişiklikler yapılmasını önermektedir.

     Öcalan’ın çözüm sürecinde ısrar etmesi Azadi Hareketi tarafından kuşkuyla karşılanmaktadır. Kürtlerin birliği söyleminden yola çıkarak, açık olarak çözüm sürecine karşı pozisyon alınmasa da, bu süreç sonuçsuz kalmaya mahkum olarak değerlendirilmektedir. Çözüm süreci ile hedeflenen sonucun Ortadoğu halklarını etkileyecek önemde olduğunu söylemesini de not etmek gerekir.

     Kuşkusuz çözüm süreci konusun da eski dönemlere nazaran önemli adımlar atılmıştır. Bu konuda toplumun desteği de yeterli düzeydedir. Son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde taraflardan Erdoğan’ın 52, Demirtaş’şın ise % 9 civarında oy alması, bir anlamda çözüm sürecine verilen desteğe de dolaylı olarak işaret etmektedir.

     Öyle görülüyor ki, Kürt sorununu “Halkların kardeşliği “ veya “İslam kardeşliği” retoriği etrafında, romantik sloganlarla çözmek mümkün değildir. Sorunun sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için mutlaka hukuki bir alt yapıyı oluşturmak gerekir. Çözüm anayasal düzlemde tam bir eşitlik düzeyinde ele alınmalıdır. Öyle görülüyor ki, Türkiye’nin kurucu paradigması bu sorunun çözülmesi önündeki en büyük engeldir. Bu konuda taraflarca referans gösterilen 1920 anayasası  ise önemli bir referans noktası oluşturmaktadır.

     Kür sorununu nasıl bir seyir izleyeceğini kuşkusuz çözüm sürecinin seyri derinden etkileyecektir. Sorun silahlara geri dönmenin artık çok zor olduğu bir noktada birlikte yaşamak konusunda her iki tarafında son şansı olduğunu göstermektedir. Mevcut statükoyla bunun sağlanamayacağı artık kesin olarak belli olmuştur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.