1. YAZARLAR

  2. Müfid YÜKSEL

  3. Kürt sorununda nereye?
Müfid YÜKSEL

Müfid YÜKSEL

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Kürt sorununda nereye?

A+A-

Bölgemizde Kürt sorunu adeta siyasi bir kumara dönüştü. Kürtler son yıllarda Ortadoğu'nun en dinamik/hareketli topluluğu haline geldi. Bütün bir coğrafyayı etkileyecek belirleyici konuma ulaştı. Türkiye'nin yanısıra İran, Suriye, Irak ve Güney Kafkasya yakın gelecekte bundan ciddi olarak etkileneceğe benziyor.

Kürt sorunu ve Kürtler, Türkiye'nin bölgesi ile olan ilişkilerinin, geleceğinin de temel belirleyeni olacaktır. Kürtlerin ulus-devlet tecrübesinde bölgede en fazla zarara uğrayan, sopalanan topluluk olduğu bir gerçek. Kürtler; 1925'ten itibaren Türkiye'de, II. Dünya savaşında İran ve Sovyetler Birliği'nde, 1960'tan sonra ise Suriye ve Irak'ta büyük sıkıntılara, baskılara, katliamlara (Dersim ve Halepçe katliamları gibi) maruz kaldı. Irak ve Suriye'deki seküler-Arap milliyetçiliğine dayalı baskıcı Baas rejimleri, Türkiye'de yine seküler-ulusalcılığa dayalı tek parti dönemi resmi ideolojisi, sıkıyönetim dönemleri ve bunlara dayalı anayasal yapı son yüzyılda acı getirdi.

1990'lı yıllarda, iki kutuplu dünya sistemi, Doğu Bloku'nun çöküşü, Soğuk Savaş döneminin kapanması ile oluşmaya başlayan yeni durum; bu süreçte ulus-devletlerin baskısına maruz kalmış diğer etnik toplulukların daha organize olmaları ve organize biçimde hareket etmeleri ile paralel gelişti.

Irak'ta Birinci ve İkinci Körfez Savaşları ve takiben Irak'ın işgali akabinde ortaya çıkan fiili durum, Kürtlerin kendi bölgelerinde federal bir yönetim kurmaları ile sonuçlandı. Suriye'de ise, son 20 aydır gelişen süreç ve kanlı olayların gölgesinde Irak'takine benzer bir durumun oluşmasının eşiğine gelinmiştir. İdari/siyasi entite anlamında Irak Kürdistanı'nın yanısıra Suriye Kürdistanı da farklı bir siyasi/idari oluşum aşamasına gelmiştir.

Türkiye'de ise, 30 yıla yakındır süregelen kanlı olaylar, Kürt sorunun kanlı seyrini daha da artırmıştır. Türkiye bir yandan sorunun en yakıcı yüzü ile karşı karşıya olmasına karşın, bölgede bu sorunu olabildiğince barışçı bir şekilde çözüme kavuşturabilme potansiyeline sahip tek ülke konumundadır. Ancak, resmi ideolojinin etkisi, buna dayalı alışkanlık haline gelen ulus-devlet refleksleri, bu potansiyelin farkında olmama ve uluslararası güçlerin derin müdahaleleri bu potansiyelin kullanılmasının önündeki en önemli engellerdir. Bu anlamda dirayet, kararlılık ve sabır; takip edilmesi gereken temel düsturlardır. 87 yıldır Türkiye'de ulus-devlet yapılanması ve resmi ideolojiden kaynaklanan birçok sorun çözümü beklemektedir.

Kürt sorunu konusundaki mevcut tablo iç açıcı bir durum arzetmemektedir. Kürtler, kitlesel olarak, bilinçaltında seküler ulus-devletlerden, bir asırlık bu tecrübeden kaynaklanan mağduriyetlerinin giderilmesini, yaraların sarılmasını, bu coğrafyada, ümmet içinde eşit, onurlu ve ortak yurttaş olarak yer almayı talep etmektedir. Yoksa aslında bir çatışma, kan dökme ve kavga aracı olmak istememektedirler. Ancak, uluslararası konjonktür, ikiyüz yılı aşkındır süregelen dış müdahaleler ve bunlara dayalı ideolojik örgütlenmeler, ulus devlet reflekslerinin verdiği alışkanlıkların da etkisiyle, çatışma ve kan merkezli olarak yapılanma eğilimindedir. Tüm saydığım faktörlerin toplamı sorunu içinden çıkılmaz hale ircâ etmektedir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, bölgede sorunu çözme kabiliyeti konusunda tek potansiyele sahip olan Türkiye'de ise bu potansiyelin doğru yönde kullanılmasına ilişkin son dönemde atılan sağlıklı adımlardan vazgeçildiği izlenimi ağır basmaktadır.

Sultan III. Selim'e atfen şöyle bir söz vardır: 'Göğüslerimin üzerinde ecnebilerin ellerini hissediyorum'. Sultan II. Abdülhamîd de hatıralarında, Sultan üçüncü Selim'in bu sözüne atfen: 'Ben ise bu ecnebilerin ellerini ciğerlerimin içinde hissediyorum' diye ilave eder. Gerçekten de iki asırdan fazladır, özellikle 1774 Küçük Kaynarca Andlaşması'ndan beri bu ülke sürekli ecnebi/düvel-i muazzama müdahalelerine açık haldedir. Ve bu ülkede, devlet uluslararası bir ittifaka dayanmadan bu tarihlerden itibaren kendi başına ayakta durma kabiliyetine sahip değil. Tedrici batılılaşma, Tanzimât, ardından Islahat fermanları ve gelişen diğer olaylar zinciri bu müdahalelerin daha da sıklaşmasını/ağırlaşmasıyla netice verdi. Bu anlamda Türkiye'nin, hele bugün 'Globalleşme' adı verilen konjonktürde, kendi başına kalması, uluslararası müdahalelerden tamamen bağımsız davranması elbette mümkün değil. Ancak dirayetli idarecilik, bu bağımlılığın ve müdahalelerin olabildiğince asgariye indirilebilmesi, minimize edilmesi ile orantılıdır. Merhum Sultan II. Abdülhamîd Hân'ı ve merhum Turgut Özal'ı muasırlarından farklı kılan, ön plana çıkaran bu yöndeki çabaları ve yetenekleriydi. Ülkemiz ve bölgemiz geleceği etkileyecek şekilde siyasette/idarede süregelecek hataları, hatalı adımları, müstağniliği, merhamet ve şefkat eksikliğini tolere edebilecek, böyle bir lüksü taşıyabilecek bir ülke ve coğrafya değildir. Tarihte ümerânın ve salâtînin yaptıkları hataların ümmet içinde bugüne gelen ne tür pahalı faturalara yol açtıkları tarihi bilenlerin malumudur.

Türkiye ve bölgemiz, Kürt sorununda bir yol ayırımı ile karşı karşıyadır. Bu can yakıcı sorun bağlamında Kürtler en aktif/dinamik ve en etkin dönemini yaşamaktadır. Kürtler burada, bütün bir bölgede, İslâm dünyasının kalbinde; çevrelerindeki tüm diğer Müslüman halkları sürükleyebilecek, onlara öncülük edebilecek, Adriyatik'ten Hint Altkıtası'na kadar liderlik edebilecek bir dinamizm ve potansiyele sahiptir. Türkiye; bu potansiyeli pozitif yönde dinamize edebilecek, Kürtler ve Türkler başta olmak üzere tüm bölge halklarının lehinde bir mecraya akmasını sağlayabilecek potansiyele sahip olma bilinci ile hareket etmelidir. Aksi takdirde, sadece günlük politik mülahazalar, uluslararası dev güçlerin müdahaleleri merkeze alınarak sergilenecek politikalar ve müstağnilik, bu dinamizm ve potansiyelin Kürtler ve Türkler dahil tüm bölge halklarının ve Ümmet-i Muhammed (S.A.V)'in geleceğini karartacak şekilde bir felakete ve onulmaz kanlı neticelere sürükler.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.