1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. KÜRT SORUNU ÜZERİNE
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

KÜRT SORUNU ÜZERİNE

A+A-

'Ben hangi insani ve İslami nedenlerle Almanya, Rusya, Yunanistan gibi ülkelerde sayıca azınlık olan Türklerin kendi dillerinde eğitim görmelerini savunuyorsam, Kürtlerin Kürtçe eğitim hakkını da aynı gerekçelerle savunuyorum'

 

Türkiye Cumhuriyetin Kürt politikası, zaman zaman kırılmalar ve değişimler yaşasa da, başından beri sorunlu bir çizgide ısrar etmektedir. Örneğin Kuzey Irak Kürdistan bölgesinde kurulacak bir bağımsız Kürt devleti karşısındaki reddedici tutum buna örnektir. İran, Ermenistan, Suriye bizim için beka sorunu olmuyor da, yüzyıllardır birlikte yaşadığımız Kürtlerin Kuzey Irak ya da Suriye'de bir devlet kurması neden beka sorunu oluyor?

Eğer endişemiz Türkiye'deki Kürtlerin Türkiye’den kopacağı ise bu endişenin sosyolojik bir karşılığı yok. Çünkü Suriye ve Kuzey Irak Kürdistan bölgesinde olan homojen yapı Türkiye'de yok. Türkiye'deki Kürt nüfusun çok daha fazlası Batı illerinde yaşıyor. Bu yüzden Türkiye sınırları içinde en uygun çözüm eşitlik temelinde demokratik hukuk devletidir. Bu yüzden, Suriye ve Kuzey Irak'ta kurulacak bir Kürt devletinin Türkiye'nin yararına olduğunu düşünüyorum.

Kuzey Irak veya Suriye'de bir Kürt devletinin kurulmasına yaptığın olumlu yaklaşım, PKK ve YPG gibi terör örgütlerini onaylandığı anlamına gelmez. Burada temel amaç, Kürt halkının tarihi mirasına ve inancına uygun demokratik bir hukuk devleti olmak koşuluyla desteklemektir. Yoksa, halkın bir bölümüne terör estirecek, göçe zorlayacak, baskı kuracak ideolojik bir devletin varlığını hiç bir yerde kabul etmediğim gibi orada da kabul etmem.

Bu yüzden bu ideallere en yakın olan Barzani yönetimiyle Türkiye'nin çok yönlü ilişkiler geliştirmesine taraftarım. Bu düşüncelerimden dolayı beni Kürtçü veya PKK veya YPG gibi terör örgütlerine ve teröre destek vermekle suçlayanlar gelince; sizi bu tavra sürükleyen üç seçenek var: Ya okuduğunuzu anlamayacak kadar fanatik körsünüz, ya sahip olduğunuz ideolojinin militanı hale geldiniz, ya da gerçekten kötü niyetlisiniz. Böyle düşünenleri, insafa, vicdana ve ahlaklı olmaya davet etmekten başka yapacak bir şeyimiz yok.

Düşünce sistematiği çelişkiyi barındırmaz. Ben hangi insani ve İslami nedenlerle Almanya, Rusya, Yunanistan gibi ülkelerde sayıca azınlık olan Türklerin kendi dillerinde eğitim görmelerini savunuyorsam, Kürtlerin Kürtçe eğitim hakkını da aynı gerekçelerle savunuyorum. Kürtçe televizyon kanalı kurulması terörü artırmadığı gibi birlikteliği daha da kuvvetlendiren bir adım oldu. PKK terörü bahane edilerek Kürtlerin temel insani ve İslami hakları yok sayılamaz. Kürtçe bu topraklar için tehdit değil, zenginlik kaynağıdır.

Türk milliyetçilerinin Kürtçenin resmi dil olması arayışına sert tepki vermesinin anlaşılabilir tarihsel sebepleri var. Bu yüzyılın başında Türk milliyetçilerinin Arapçaya ve Farsçaya karşı Türkçeyi bayraklaştırmaları gelmektedir. Türkçe- Türk milliyetçiliği- Türk devleti şeklinde izledikleri yöntemin şimdi Kürt milliyetçilerinin izlemesinden endişe ediyorlar. Kendilerinin düşüncesi nasıl Osmanlıyı parçalamış ise Kürtlerin de Türkiye'yi parçalamasından endişeleri var.

Oysa bu anakronik bir okumadır. Bir yüzyıl önce milliyetçiliğin temel referansı olan bu arayış, günümüzde demokratik, doğal insanı bir hak sayılmaktadır. Dolayısıyla Kürtçe eğitimin tartışılıyor olması bile İslami ve insani bilinçten ne kadar uzak parametrelere düşündüğümüzü gösteriyor. Farklı dillerin varlığından duyulan korku, ulus devletin ideolojik paradigmasıyla ilgilidir. O korkuyu aşmak için paradigmayı değiştirmek gerekiyor.

Kürt devleti konusunda ileri sürülen temel bir iddia da şudur: Kurulacak herhangi bir bağımsız Kürt devleti emperyalizmin aracı olacaktır?

Bu iddiaya karşı şu sorular sorulabilir:

1-Ulus devletler emperyalizmin araçları mıdır?

2-Ortadoğu'da kurulan İslam devletleri emperyalizm karşıtı mıdır, yoksa ortağı mı?

3-Ortadoğu'daki tüm ulus devletler emperyalizmin amacı doğrultusunda kurulmuş olabilir mi?

4-Ortadoğu'da kurulacak Filistin ve Kürt devleti mi sadece emperyalist amaçlara hizmet edecek?

5- Devlet kurma hakkı herkesin var da bir tek Filistinlerin ve Kürtlerin mi yok?

6- Ahlak kuralları ve evrensel ilkeler tüm halklar için geçerli değil mi?

Bu sorun karşısında temel ilkelerimiz şunlar olmalıdır:

1- Elbette ulus devlet sorunludur.

2-O zaman, öncelikle, ulus devlet zihniyetine karşı mücadele etmek gerekir.

3- Ulus devletin totaliter ve milliyetçi paradigması çoğulculuğa engeldir.

4-Hedef bu iki halkın barış içinde bir arada yaşamasıdır. Ancak buna klasik ulus devlet siyasal paradigması yeterli değildir.

5-Asıl büyük sorun Cumhuriyetin kuruluşundan beri ulus devlet ve milliyetçilik temelinde yetiştirilen zihinlerin ideolojik tavırlarıdır.

Öte yandan Kürt sorunu karşısında üç yolumuz var:

1- Kurucu paradigmayı demokratik olmayan unsurlardan arındırarak, birlikte yaşamak için tarafların katılacağı müzakereye dayalı yeni bir toplumsal sözleşme yapmak. (Referans Hz. Peygamberin Medine'de uyguladığı Medine Vesikasıdır)

2- Mevcut statükoyu devam ettirerek Kürtleri bu statükoya mahkum etmek.

3- Kürtlerin bağımsız bir devlet kurması.

Ben bu ihtimallerden birincisinin en gerçekçi yol olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye'de Kürtler ve Türkler iç içe geçmiştir. Nüfus büyük ölçüde heterojendir. Türkiye içinde ayrı bir devlet sosyolojiye uygun düşmez; siyasal açıdan gerçekçi de değildir. Ancak bunun için ulusçuluk ideolojisinden arınmak gerekir. Ancak uzun yıllardır ulusçuluk ideolojisinin paradigmasıyla yetişen nesillere bunu kabul ettirmek kolay olmayacaktır.

Öncelikli sorun milliyetçilik ideolojisinin zihinsel çarpıtmasına maruz kalan ve gerçeği sadece bu ideoloji içinden anlamlandırmaya çalışan zihniyettir. Diğer yandan Kürt sorununun çözümünün önündeki engellerden bir PKK ve savunduğu ideolojidir. HDP’nin demokratik meşruiyeti de büyük ölçüde tartışma konusudur. Açık soru şu; "Bir terör örgütünü arka bahçesi olarak gören, eylemlerini kınamayan bir partinin demokratik bir sistemde yeri var mıdır? Eğer vardır diyorsak o zaman İŞİD'i, FETÖ'yü, DHKP-C'yi destekleyen bir partinin de kurulmasını savunmamız gerekecektir. Fikri tutarlılık budur.

Kuşku yok ki, HDP'ye açılan kapatma davasının gerekçeleri, zamanlaması, hukuki olup olmadığı tartışılmalı ve eleştirilmelidir. Ancak bir terör örgütüyle sistematik ilişki içinde olan bir partinin demokrasilerde yeri olmadığı da bilinmelidir.

Türkiye'deki ana sorun ortaya çıkan toplumsal dinamiklerin kurucu iradenin bakışını aşmayı gerektiriyor. Yeni anayasa ihtiyacı bundan kaynaklanmaktadır. Anayasa mevcut haliyle toplumsal barışa hizmet etmiyor. Öyle görülüyor ki, Türkiye'nin yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacı var. Türkiye, toplumun aştığı bir anayasa ile uzun süre yönetilemez.

"Egemen bir devletin dayandığı ulustan farklı etnik gruplara nasıl davranılmalı?" Ana sorun budur. Bu konuda farklı uygulamalara tanık oldu insanlık

1- Etnik arındırma

2- Asimilasyon

3- Barış içinde birlikte yaşama.

Türkiye gibi çok etnisiteli bir imparatorluk geleneğinden gelen ve etnik ayırımcılığı şiddetle reddeden bir inanca sahip ülkenin üçüncü çözümü denemesinden başka rasyonel yol yoktur. Çünkü asimilasyon ve etnik arındırma İslam'a göre suçtur.

Türkiye'deki etnik sorunun ana dinamiği uygulanan milliyetçilik ve inkar politikalarıdır. Son yıllarda Cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanan bu siyasetten uzaklaşılmasına karşın, bu siyasetin zihinlerde oluşturduğu anlayış hala büyük ölçüde devam etmektedir. Ana sorun bu sorunlu zihinsel paradigmayı aşabilmektir.

Sosyolojik olarak birbirini kabullenmeme Kürtler ve Türkler arasında değil, Alevi ve Sünni gruplar arasında yaygındır. Çünkü bu durum evliliklere onay vermede açıkça görülmektedir. Kürt bir Sünni kızını alevi bir Kürde vermekten ziyade Türk bir Sünni'yi tercih eder. Bu büyük oranda Türkler için de böyledir. Evlilik, farklı toplumsal grupların birbirlerini kabullenmelerini onaylayan en önemli göstergedir.

Türkiye, nüfus anlamında birlikteliği sağlamış bir ülkedir. Kürtler, belli bir bölgede gettolaşmış olarak yaşamıyor. Bugün İstanbul en büyük Kürt sayısının olduğu ildir. Bu durum Türkler ve Kürtler arasında kategorik bir reddedişin olmadığını gösteriyor. O halde sorun halklarda değil, siyasal sistemdedir. Halkların birbirini kabulünün en önemli göstergesi evliliklerdir. İki halk birbirlerinden evliliğe rezerv koyuyorsa orada bölünme çok çabuk gerçekleşir. Boşnak ve Sırplar böyledir mesela.

Türkiye siyasal aklı elindeki imkanı heba etmemelidir. Kürt sorunu Türk milliyetçiliğini kışkırtarak çözülemez. Milliyetçi yaklaşım karşı milliyetçiliği beslemekten başka bir işe yaramıyor. O zaman milliyetçiliği aşan bir yaklaşım gerekiyor. Türk ve Kürdü aynı anda kucaklayan, rahatsız etmeyen bir yaklaşım üretmek gerekir. Bu yöntem Kürtleri asimile etmek veya Türkleştirmekle olamayacağını denedik gördük. Yanlış yolda ilerlemeye çalışmanın anlamı yok. Akla, mantığa, ahlak ve irfana uygun bir model gerekiyor. İslam dünyasında bunu yapmaya en yakın coğrafya bu topraklardır. Birbirimizi ötekileştirerek varacağımız hiçbir menzil yoktur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.