1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. " Kürt sorunu mutlaka ama mutlaka adil ve eşit olarak çözülmelidir! "
" Kürt sorunu mutlaka ama mutlaka adil ve eşit olarak çözülmelidir! "

" Kürt sorunu mutlaka ama mutlaka adil ve eşit olarak çözülmelidir! "

A+A-

Sayın Başkan,

 

Değerli konuklar,

 

Değerli basın mensupları,

 

Partimizin 3. Büyük Kongresinin değerli delegeleri,

 

Partili arkadaşlarım,

  

Hepinizi partimizin 3. Büyük Kongresinde Hak ve Özgürlükler Partisi adına saygı ile selamlıyorum!

 

Değerli Konuklar,

Değerli arkadaşlarım,

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bir yıl sonra başlayan ve Türkiye’nin çok uluslu etnik yapısını tahrip etmeye yönelik, Kürt’lerin red ve inkarını askeri, siyasi, ekonomik ve sosyal olarak önüne koyan resmi devlet politikası "homojenleştirilmiş nüfustan oluşması arzulanan“ bir topluluk yaratmak için kaynaklarını ulus-devlet projesi için  85 yıldır heba ediyor.

 

Adı ve ülkesi olan halkımızın adı ve ülkesi birden 1924 yılında  ortadan kaldırıldı. Akıl tutulması yaşayan resmi ideolojinin uygulayıcıları sorunun adını koymadan ‘şakilik’, ‘eşkıyalık’, ‘asayişsizlik’, ‘feodalizm’, ‘geri kalmışlık’, ‘modernleşme karşıtlığı’ gibi sıfatlar kullandılar. Sorunun çözümünüde ‘harekât’, ‘tedip’, ‘tenkil’, ‘sürgün’ ve ‘imha’, ‘asimilasyon’ gibi zorba yöntemlerde gördüler.

 

28.inci Kürt isyanı 1938 yılın’da Dersim’de kanlı bir şekilde bastırıldı. 1938 1980 arası Kürt sorununu neden çözmediniz? 1959 yılında 49 Kürt aydınını neden tutuklayıp yargıladınız? 1960 askeri darbesinden sonra 485 Kürt ileri gelenini neden Sivas Kampında 2. orduya ait terk edilmiş bir garnizon olan Kabakyazı’ında aylarca tutuklayıp, bunlar arasından seçilen 55 kişiyi sürgüne gönderip mağdur ettiniz?  1960 larda Diyarbakır’ın Silvan ilçesini neden mavi bereli komandolarınızla basıp günboyu sivil halkı terörize ettiniz? Neden 1978 Kanatlı Jandarma tatbikatında yöresel Kürt kıyafeti giydirdiğiniz Mehmetçikleri düşman güç olarak gösterip, nasıl yok edildiğini çarçaf çarçaf gazetelerde yayınladınız? Kısacası politikanız Kürt sorunu vardır diyenleri ortadan kaldırmak oldu. Her demokratik çıkışı zorba yöntemler ile boğdunuz. Kürt dilini yasaklar ile eşi görülmemiş asimilasyon politikası ile öldürmeye çalıştınız! Çünkü bir dili yok etmenin bir halkı yok etmek olduğunu bilerek, bilinçli olarak bu politikayı sistematik olarak uyguladınız.

 

1980 sonrası çatışma döneminde sonuç ile uğraşmak için 300 bin asker ve 67 bin korucu seferber edildi. Bölge’nin 14 ilinde 1987-2002 arasında “Olağanüstü Hal” (OHAL) ve sıkıyönetimler ilan edildi. Bunlar tam 57 kez uzatıldı. 24 kez sınırötesi operasyon yapıldı. Yüzlerce milyar dolar kurşun oldu, ölüm oldu, yıkım oldu. 40.000 üzerinde insan çatışmalarda yaşamını yitirdi. Yıkılan ve yakılan binlerce Köy ve Mezra, 1 milyonu aşkın yerinden zorla göçertilen insan, yasaklar, sistematik işkence, faili meçhuller..  

 

Ekonomik, sosyal alanda da ölçülebilecek tüm göstergeler Kürt’lerin  yaşadığı bölgenin Türkiye’nin diğer bölgelerine oranla her yönden en geri bıraktırılmış bölgeleri olduğunu bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.  Bunun temel nedeni uygulana gelen merkezi hükümetlerin ayrımcılığı, red ve inkarıdır. Sorumlusu ise değişip dönüşmemek için direnen resmi devlet politikasıdır. Şimdiye dek uygulanan resmi devlet politikasına ragmen „tarihin dışına sürüldü gözü ile bakilan“ Kürt’lerin ve çözüme kavuşturulmıyan Kürt sorununun mevcudiyetine hep birlikte tanık olmaktayız.  „Türklükte erimek bir yana, Türklüğün yanında ulusal bir topluluk olarak beliriyor“. İçinde bulunduğumuz tehlikeli gidişat  ve sorunun çözümü için Avrupa normlarina denk düşen, çağdaş alternatif bir politika üretme, önerme cesaretini ve becerisini neden göstermiyorsunuz! Çünkü milyonlarca Kürt vatandaşı resmi olarak yok. Cumhuriyet varlığı kabul edilmeyenlerin haklarını nasıl kabul ed? Cumhuriyeti kuruluş yı gibi uzun bir zaman diliminden sonra başarılı olmadığını görüyoruz.

 

CNBCE – Business dergisi Türkiye’de Kentlerin “yaşanabilirlik” kıstasına göre bir araştırma yaptırıyor ve bir sıralama yapıyor. Yaşanabilirlik ölçümü, dünyaca kabul edilmiş kıstaslara dayanıyor: (a) ekonomi, (b) sağlık, (c) eğitim, (d) güvenlik, (e) kent hayatı ve (f) kültür sanat. Araştırmanın ortaya çıkardığı bulgu 85 yıllık devlet politikasının yol açtığı sonuçlar açısından düşündürücü ve dehşet verici. Sonuç şöyle: Sıralanan 81 kent içinde 69.’dan sonuncuya kadar olan tüm kentlerin  “Kürt sorunu”nun yaşandığı kentler olması. Bir zamanlar Türkiye’nin kalkınmış kentlerinden biri olan Diyarbakır 81 kentin içinde 79. sırada yer alıyor. “Türkiye sıralamasının sonunda olan, aslında olmaya mahkum olmuş bu kentler ve bu kentlerde yaşayan insanlar, yaşadığımız soruna niye terör değil de, tam aksine -bu sorunu da içeren- Kürt sorunu olarak yaklaşmamız gerektiğini bize söylüyor.” (Fuat Keyman, Radikal 2, 19. Ekim 2008)

 

85 yıldır adını koyamadığınız Kürt sorununu kurulan 60 hükümet, 11 Cumhurbaşkanı, 27 Başbakan hiçbiri siyasi irade gösteremedi, hiçbir hükümet bu sorunu çözemedi.

 

Sakarya, Fethiye, Altınova da yaşananlar bizi kaygılandırıyor! Yugoslavya ve Ruanda’da yaşanılanlardan ders çıkartılmalı ve Kürt sorunu mutlaka ama mutlaka adil ve eşit olarak çözülmelidir! Kürtler bu ülkede mutlu değildir, zaten onların bahtiyar olması için ne yaptınız ki?

 

Değerli arkadaşlar,

 

Bir bütün olarak Kürt sorununun çözümü, Türkiye’de demokrasi sorunu ile iç içe geçmiştir. Bu yolda uluslar arası evrensel değerleri Türkiye’de yaşama geçirilmesi için Avrupa Birliği sürecini önemsiyoruz. Bu evrensel projenin arkasındayız. Bu konuda AK-Parti hükümetinin attığı her olumlu adımı destekledik. Avrupa’lılarda Türkiye’deki siyaseti ve siyasetçileri de iyi tanıdığı için “Heranführungsstrategie” diye (yakınlaştırma, alıştırma) stratejisini dillendirdiler. Ancak sayın Başbakan ve hükümetinin, AB yetkililerininde sık sık dile getirdiği gibi bu yolda kararlı davranmadılar, hatta geriye düştüler. Konjünktürel ve faydacı yaklaştılar. Söz verdiler, sözlerinde durmadılar. Süreci savsakladılar. Oysa Kopenhag Kriterlerinde (Her üç boyutu ile) belirtilen bütün yükümlülüklerin tam olarak yerine getirilmesi AB üyeliğinin başarı ile sonuçlanması demektir. Türkiye açısından bir bütün olarak AB üyeliği ile birlikte çağdaş, çoğulcu,katılımcı özgürlükçü bir demokrasi kuralları ile gerçekleşir. AB’nin ortak değerlerini içselleştiren ülke olur. Ekonomik, sosyal gelişmeyi yakalıyan GSMH’nı iki hatta dört katına çıkarma yoluna giren bir ülke olabilir.

 

Türkiye müzakere sürecinde yükümlülüklerini yerine getirip AB üyesi olursa Kürt’lerin durumunda ne gibi değişikliler olabilir?

 

Kürtler: kendi siyasal kimlikleri ile özgürce örgütlenecek; Kürt dilinde yayın ve eğitim serbest olacak ; ifade özgürlüğü çerçevesinde Kürt sorununa ilişkin “şiddet içermeyen her görüş tartışılabilecek; korucu sistemi kalkacak; mayınlı alanlar temizlenecek”; “bölgelerarası eşitsizlikler asgariye inecek ve bölgede ekonomik, sosyal ve kültürel fırsatlar tüm vatandaşlar için geliştirilerek Kürtlerin toplumsal gelişimi sıçrama gösterecek. Kısacası toplumsal bir gelişim söz konusu olacaktır.

 

Böylece Kürt sorununun bu ülkede barışçıl, eşitlikçi ve siyasal çözüm biçimini birlikte özgürce tartışma olanağı yaratılmış olacak. Kürt sorununun çözümünün önü açılacak. En iyi çözümlerde özgür ve demokratik, sosyal adaletin olduğu bir ortamda bulunur diye düşünüyorum.

 

Türkiye’de başta vesayetçiler olmak üzere tehdit edilerek, kükreyerek kaşlar çatılarak, devletin üniter yapısına dokundurtmayız denilir. Birincisi üniter yapıya karşı olmak toprak bütünlüğüne karşı olmak değildir. Bu böyle biline... İkincisi 85 yıldır Türkiye katı merkeziyetçi (yani üniter yapı ile) yönetildi. Manzarayi umumiye ortada.

 

Biz buna alternatif olarak, yani katı merkeziyetçi yönetime karşı federal yönetim biçimini öneriyoruz. Bunu ikinci kongremizde programımızada koyduk. Halkımızın özgür geleceğinin inşası ve güvencesinin esas olarak Türkiye’nin  çoğulcu, katılımcı ve federal bir sistem ile yeniden yapılanmasından geçtiğine inanıyoruz. Biz Federasyon çözümünü ayrılıgın değil, birliğin güvencesi olduguna inaniyoruz.

 

Federal sistem sorunların çözümünü kolaylaştıran bir yönetim modelidir ve demokrasi üzerinde şekillenir.

 

Federal sistem merkezî ve bölgesel yönetimler arasında iktidar bölüşümünü anayasal güvence altına alır.

Federal sistem bir toplumsal kalkınma modelidir, hak ve özgürlüklerinin korunduğu ve toplumsal refah düzeyinin sağlandığı bir yapılanmadır.

Küreselleşen dünyada trend, çağın gidişi ve gerekleri de, federalize olan AB’de  Türkiye'nin, Kürt sorununun çözümünü de mümkün kılabilecek olan demokratikleşmeye ve federatif sisteme yönelmesini öngörüyor.

 

Federal çözüm modeli başarısızlığı 84 yıldır kanıtlanan siyasete, yanıt olacak modern, çağdaş ve gerçekçi bir seçenektir.

 

Biz hem yönetmeye, hemde ülkemizde iktidar olacağız!

 

Değerli arkadaşlarım,

 

Biliyorsunuz geçtiğimiz dönemde programımızda yer alan federatif sisteme ilişkin görüşlerimizi kamuoyunda, uluslar arası platformlarda, konferanslarda, medyada konuşmacı olarak katıldığımız her yerde iki aşamalı federasyon mücadelemizi anlattık. Demokratikleşmenin ve bunda AB sürecinin önemine değindim. AP’sundaki Kürt konferansında katılımcı AP üyelerinin bu tezlerimizi dinledikten sonra olabilirliğini ilgi ile karşıladıklarını hem konferans, hemde konferans sonrası yaptığım görüşmelerde tespit ettim. Hatırlarsanız geçen büyük kongre sonrası partimizin belki kapatılabileceğini çoğumuz düşünüyordu. Dışımızdakiler de bunu sık sık dile getiriyorlardı. Yaptığım konuşmalardan ötürü hakkımda 6 kez soruşturma açıldı. 4’ü için takipsizlik kararı verildi. 2’sinde de yargılandım. Mahkeme önünde proğramımızı siyasal olarak savundum ve detaylı olarak Kürt sorununu ve federatif cözüm önerimizi anlattım. Her iki mahkemede beraat kararı ile sonuçlandı. Anayasa Mahkemesinde görülen dava ise nitelikli çoğunluk sağlanamadığı için partimiz yasaklanmadı ve diğer kapatma davalarında da emsal oluşturdu.

 

Bu başarıyı halkımızın ulusal demokratik mücadelesinin ve Türkiyede demokrasi mücadelesinin kazanılmış mevzileri olarak görüyorum. Gerekçeli karar açıklandığında da kamuoyuna “darısı Adalat ve Kalkınma Partisine ve Demokratik Toplum Partisine olsun. Hak ve Özgürlükler Partisi kapatma davalarını demokrasinin bir ayıbı olarak değerlendiriyor. Bu süreçte her iki parti ile demokratik dayanışma içinde olduğumuzu” haberciler kanalı ile kamuoyuna açıkladım. AB sürecindeki kimi değişikliklerin (hukuksal anlamda) uygulanmasının bu kararlarda etkili olduğunuda belirtmeliyim. Bu önemlidir. Bu arada izniniz ile mahkeme sürecinde bizi savunan Diyarbakır ve Urfa Barosu avukatlarına  sayın başkanları Sezgin Tanrıkulu ve Müslüm Akalın şahsında HAK-Par adına içtenlikle teşekkür etmek istiyorum.

 

Değerli arkadaşlarım,

 

Çok hassa bir süreçten geçiyoruz. Türkiye’de hükümet olanlara hukuk zemininde ve temel hak ve özgürlükler açısından bakmıyor. Kürt sorununu çözebilecek uluslararası formüllere ‘evet’ diyemiyor. Sayın başbakan ürküyor. Çözümsüzlük ittifakı da bunu engelliyor. Bu gelişme de yıllardır  topluma ölüm olarak geri dönüyor.

 

Sayın Başbakan’ın 12 Ağustos 2005 Diyarbakır konuşmasını bir hatırlayalım: “Türkiye ne kadar Ankara, İstanbul, Samsun, Erzurum ise, o kadar da Diyarbakır’dır... Türkiye gibi büyük bir devlet ve güçlü ülke, pek çok zorluğun harmanından geçti. O nedenle geçmişte yapılan hataları yok saymak, büyük devletlere asla yakışmaz. Büyük devlet, güçlü millet, kendisiyle yüzleşip hata ve günahlarını masaya yatırarak geleceğe yürüme güvenine sahiptir. Ben milletimin ve devletimin özgüvenine, tarih bilincine ve coğrafya şuuruna inanan bir kadronun başbakanı olarak huzurunuzdayım...


Her soruna bir ad koymak da gerekmez. Sorunlar hepimizindir. İlla ‘ad koyalım’ diyorsanız, Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur. Bu sebeple ‘Kürt sorunu ne olacak?’ diyenlere diyorum ki, bu ülkenin başbakanı olarak, o sorun, herkesten önce benim sorunumdur. Biz büyük bir devletiz ve her sorunu daha çok demokrasi daha çok vatandaşlık hukuku, daha çok refahla çözeceğiz, bu anlayışla çözüyoruz.  Ülkenin hiçbir sorununu yok saymıyor, her sorununu gerçek kabul ediyoruz ve yüzleşmeye hazırız...”

 

Aynı başbakan 21.Ekim 2008 Diyarbakır gezisinde çöp edebiyatı yaptı. Oysa Diyarbakır’daki bu atmosferi Ankara’ya  karşı duyulan umutsuzluğun ifadesi olarak anlamak daha doğrudur diye düşünüyorum.

 

Sayın Başbakan, 75 Kürt kökenli milletvekilim var diye övünüyorsunuz.. Siz ve 75 milletvekiliniz yanlış tarafta duruyorsunuz. Bu ülkede çözüm isteyenlerin çığlıklarına değil, paşanızın sesine kulak veriyorsunuz.

 

Değerli arkadaşlarım,

 

Burada önemli nüans farkının altını çizmek istiyorum. Siyasette toptancı mantık olmadığı için. Son günlerde CHP Genel Başkanı Sn.Baykal’ı izliyorsunuzdur.. Meydanlarda attıkları nutukları ve yaptığı açıklamaları ibretle izliyorum. Eğer Baykal ve partisi bu dönem hükümet olsaydı 1940’larda 33 kürt köylüsünü kurşuna dizdirten Muğlalı paşaya rahmet okuturdu… Böylesine bir hasmane tavır beni kaygılandırıyor! Baykal açıkça nefret tohumlarını ekiyor.!

 

Değerli arkadaşlarım,

 

Kürt sorunun geldiği aşamada çözüme kavuşması için Kürtlerin de değişen koşullara uygun politika yapmasının gerekliliğine inanıyorum. Silahlı mücadele dönemi bitmiştir. Karakol baskınları ile sorunlar çözülmüyor. İçinde bulunduğumuz koşullarda silahlı mücadelede diretmek çıkmaz bir sokaktır. “Demokratik Cumhuriyet”, “anadilde eğitim hakkı”, “Üniter devlette yaşam”  gibi talepler için silahlı mücadelenin mantığı, haklı gerekçesi yoktur. Bunda diretmek bu ülkede sivil ve demokratik ortak yaşamın karşıtları olan ve değişime her türlü yolu deneyerek karşı çıkan statükocu güçlerin politikası ile örtüşmektedir.

 

Devletin resmi politikası Kürtleri hep dağa yöneltmek istemiştir. Çözümsüzlüğü dayatmıştır. Buna karşı verilecek en iyi yanıt silahlara vedadır. Bu sorunun başlı başına çözümlenmesi ve siyasi bir zemine taşınması açısından önemlidir. Biz Kürtlerin mücadeleye veda etmesini değil, hak ve özgürlükleri için demokratik, barışçıl, siyasal ve sivil mücadelesinden yanayız. Ölümler ile sorun çözülmüyor! Bütün kavgamız insanlarımızın insanca, kendi kürt kimliği ve ondan kaynaklanan hak ve özgürlükleri ile refah içinde yaşaması için değil mi?  Silah’ın soğuk demirine değil, insanlarımızın kocaman yüreklerine, 85 yıldır kırılamıyan direngenliğimize güvenerek, onu akıl ile yoğurarak bu ülkede çözüme hizmet edecek kararlı sivil bir mücadele yaratalım!. Artık hiçbir genç insanımızı kaybetmeye tahammülümüz kalmadı! Acının, ağıtın dili yoktur. Onların hepsi bizim çocuklarımız! Geleceğimiz! Geleceğimize kıymayın, hakkınız yok Ankara ve Kandil! Kandil ve Ankara! Yeter, Yeter Yeter bıktık artık ölümlerden!

 

Sayın Başbakan,

 

Sizden evvel ki hükümetler gibi zamana oynamayın! Kürt sorunu’nun zamana yayılarak, süreç içinde adım adım çözülmeye çalışılmasının zamanı da geçiyor. Bu konuda, hükümetininizin ‘ezber bozan’, köklü ve sorunun siyasal, ekonomik ve sosyal boyutlarını  bir arada kapsayan bir paketle, cesaretle  sahneye çıkmanın zamanı geldi, geçiyor!

 

Değerli arkadaşlarım,

 

Partimiz başından beri Türkiye’nin sınırdaşları ile uluslar arası normlar çerçevesinde iyi komşuluk ilişkilerinden yana oldu. Bu çerçevede de Türkiye’nın hem Irak merkezi hükümeti ile, hemde Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile iyi ilişilerinden yana olduki Bu konuda uluslar arası ilişkilerde güç ve tehdit yerine yumuşamayı ve karşılıklı iyi dostane ilişkileri savunduk. Kürdistan Bölgesel Yönetiminin egemenlik haklarına saygı gösterilmesini savunduk. Geçmiş dönemlerde Kürdistan Yerel Bölgesine karşı hasmane tavırlara herkeresinde karşı çıktık ve bunu protesto ettik.

 

Son dönemlerde karşılıklı gelişen dialogdan ve Bağdat görüşmelerinden memnuniyet duyduğumuzu ve doğru yolun bu olduğunun altını çizmek İstiyoruz. Kürt sorununun nedeni sınırın öte tarafı değil, bizzat 85 yıllık politikadan, yani Türkiye kaynaklı olduğunu hep ifade ettik. Önümüzdeki dönemde Ankara – Erbil- Bağdat hattında dostluk ilişkilerini gelişmesini umuyoruz. Hükümeti bu yöndeki atılan adımlarından ötürü cesaretlendirmek isteriz. Bizim eskiden beri savunageldiğimiz ilişkilerin, geçte olsa başlamasından memnuniyet duyuyoruz. Bu çerçevede sınırötesi havaoperasyonlarının bu ilişkileri olumsuz yönde etkilememesi içinde derhal durdurulmasını talep ediyoruz.

 

Değerli arkadaşlarım,

Yıllardır ağırlıklı olarak bölgemizde cereyan eden faili meçhul cinayetlerin, siyasi suikastlerin tüm kötülüklerin kimler tarafından örgütlendiğini hep söylüyor ve derin devleti işaret ediyorduk. 85  yıllık derin devletin bir versiyonu olan bugünkü adı ile Ergenekon ve davasının başlaması demokrasi mücadelesi açısından önemli bir kazanımdır. Açık ya da örtülü darbelerin yaydığı karanlığın bir ucundan da olsa delinmesi olanağı Ergenekon davası ile başlamıştır.

Bu suçlar bütün derin bağlantılarıyla, Kürt bağlantılarıda dahil, ortaya çıkarılabildiği takdirde,   Susurluk’ta, Şemdinli’de kaçan fırsatı yakalama olanağı doğabilir. Yıllardır bildiğimiz olayların ve bu olayların ardındaki mihrakların aydınlatılarak adalet önünde hesap vermelerinden kazançlı çıkacak olan ne günün siyasi iktidarı, ne de şu veya bu siyasal çevredir. Kazanan bizler, hepimiz, demokrasi ve geleceğimiz olacaktır.

Ergenekon davasının derinleşmesi ve öze varması için ortak mücadeleye olan inancımızı belirtiyoruz. Safımız bellidir! Bu davada bizde tarafız ve takipçisi olacağız! Bu dava her türlü uzlaşmanın ötesinde sürdürülmeli ve bu konuda siyasi irade kararlı olmalıdır. 

Sabır ile dinlediğiniz için hepinize tesekkür ediyorum

 

Sertaç Bucak

HAK-PAR Genel Başkanı

 

Ankara, 26.10.2008

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.