1. YAZARLAR

  2. Cengiz ÇANDAR

  3. 'Kürt sorunu cephesi'nde yeni bir şey var mı?
Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR
Yazarın Tüm Yazıları >

'Kürt sorunu cephesi'nde yeni bir şey var mı?

A+A-

Kürtlerin kimlik bilincinin ulaştığı düzey, bu tür 'ihsanlar'ı büyük 'şükran duyguları'yla karşılayacakları eşiği aştı. 

CHP’nin girişimiyle Tayyip Erdoğan-Kemal Kılıçdaroğlu buluşmasının estirdiği heyecan rüzgârına, şimdi bir de “Talabani, PKK’yı ateşkese iknaya çalışıyor” haberinin heyecanı eklendi.

Ortada bir spekülasyon da yok. Açıklamayı yapan gerçekten de Talabani’nin sözcüsü Azad Cundiyani. Seçtiği sözcükler şöyle:

“Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, ateşkes ilan etmesi konusunda ikna etmek amacıyla PKK ile görüşüyor. Türk ordusuyla PKK arasında çıkan çatışmalarda kan duruncaya kadar Talabani’nin girişimleri devam edecek. Bu çabanın neticeleri yakın bir zamanda ortaya çıkacak. Talabani iki taraf arasında bir köprü vazifesi görüyor. Kendisi, barışçıl çözümlerin iki tarafı birbirine yakınlaştıracağına inanıyor.”

Talabani’nin sözcüsünden gelen bu açıklama üzerine, önümüzdeki yaz PKK’nın silahları susturacağına ilişkin ‘iyimser’ yorumlar ortalığı kaplıyor. Keşke, öyle olsa.

Bu arada, Başbakan’ın Kürt sorununa ilişkin konularda danışmanı olduğu ileri sürülen –bugüne kadar eğer bu konuda danışmanlık yapıyorsa hiçbir ‘hayırlı’ sonuç üretmemiş olan- Ak Parti Milletvekili Yalçın Akdoğan, dün Star’daki yazısında, PKK’nın yaz aylarında niçin ‘terör eylemlerini tırmandıracağını’ uzun uzun anlatıyordu.

PKK’nın ‘güçlü adamı’ Cemil Bayık’ın “Tasfiye tuzağına düşürmek istiyorlar, gevşemek yok, direnişe devam” tarzındaki açıklaması göz önüne alınırsa PKK’nın bu yaz parmaklarını tetikten çekeceğine dair iyimser olmak zorlaşıyor.

Tersten okumayla ardından ‘büyük hayal kırıklıklarına kapılmamak’ için yakın vadede özellikle ‘iyimser’ olmaktan kaçınmakta yarar olduğunu Yalçın Akdoğan’ın yazısının şu bölümlerinden de çıkarabiliriz:

“Hükümetin çözüm odaklı adımlar atması ve siyasi düzlemde diğer partilerle işbirliği geliştirmesi, PKK’yı adeta çıldırtıyor. Terör örgütü, son dönemde her alanda ciddi sıkışmalar, daralmalar, çöküşler yaşıyor. İmralı irtibatının kesilmesi, güvenlik güçlerinin operasyonlarının hız kazanması, KCK’nın lojistik desteğinin azalması, Kuzey Irak yönetiminin farklı perspektife bürünmesi, PKK’yı her alanda zorluyor.”

Eğer, Başbakan’ın ‘sağ kolu’ gibi anlatılan Akdoğan, ‘sağ gösterip sol vurmak’ gibi bir niyet taşımıyorsa bu yaklaşımla iktidarın, bugüne dek ‘iflasla’ sonuçlandığı defalarca kanıtlanmış ‘güvenlik öncelikli’ politikada ısrarlı olduğunu söylemiş oluyor.

Bir de şu ‘tatlandırıcı’yı ilave etmiş:

“Diyalog ve müzakere girişimlerinden tedirgin olan PKK’nın hükümetin yeni dönemde atacağı demokratikleşme adımları karşısında daha fazla teröre sarılması kuvvetle muhtemeldir. Bu noktada şu hususu iyi bilmek gerekiyor: Hükümet bugüne kadar teröre rağmen vatandaşları için gereken adımları nasıl attıysa bundan sonra da atacaktır. Terör, hiçbir zaman demokrasiyi geriletemeyecek, reformları geciktirecek bir mazeret olamayacaktır. Terör üzerinden siyaseti dizayn etmek artık mümkün değildir. PKK’nın tüm sabotajlarına rağmen Kürtlerin haklarını geliştirmenin gayreti içinde olan hükümet, yeni adımlarla yoluna devam edecektir.”

Retorik faslını ayıklayıp baktığımızda, hükümetin ‘Kürtlerin haklarını geliştirme yolunda yeni adımlar atacağı’ haberini alıyoruz. Bunu biliyoruz da üzerinde durulan en önemli ‘yeni adım’ olarak Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması pişiriliyor.

Ak Partililer ve yandaşları nezdinde pek anlamlı ve ileri gözükebilecek bir adım ama Kürtler nezdinde pek de sorunlu. ‘Yabancı dil’ statüsünde ve söylentiler doğruysa seçmeli yabancı dil olarak Kürtçeyi seçecek olan öğrenci, İngilizce ya da bir başka yabancı dili seçemeyecek.

Sorun, esas olarak şurada: Kürtçe, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için ‘yabancı dil’ değil ki. Kürtler, bu ülkenin vatandaşları değil mi? Kürtçe, onların anadili. Her insanın anadilinde eğitim görmesi ‘temel insan hakkı’dır. Vatandaşlarımızın bir bölümünün anadiline ‘yabancı dil’ muamelesi yaparsanız, onlara nasıl baktığınızı ve sorunun çözümü için ‘eşitlik’ ilkesinden ne kadar uzak olduğunuzu ortaya koymuş olursunuz. Sabahtan akşama kadar PKK için atıp tutsanız da fark etmez. Kürtler için ‘eşitlik’ öngörmüyorsunuz demektir.

Son günlerde çarpıcı gözlemleriyle dikkati çeken Prof. İhsan Dağı, dün Zaman’daki yazısına “Pek umutvar olmasam da Kürt meselesinin çözümü yeniden gündemde. Uzun süredir muhafazakâr siyasetin popülist temalarıyla gündemi yönetmeyi tercih eden Ak Parti’nin Kürt meselesinde cesur adımlar atması açıkçası beni şaşırtır. Şaşacağım ilk adım da önümüzdeki eğitim döneminde okullarda seçmeli Kürt derslerinin sunulması olur” diye girmişti.

İhsan Dağı, kifayetsiz, üstelik sorunlu olan böyle bir adımı bile Ak Parti için atmasını beklemediği, ‘radikal’ bir adım olarak görüyor.

Ve ‘temenniler’ sıralıyor: “Elbette Kürtlerin tercihi, isteyenler için eğitim dilinin Kürtçe olması. Seçmeli Kürtçe dersleri bu talebi karşılamaz ama önemli bir başlangıç teşkil eder. Üstelik bu adım, sorunun paydaşlarını da karar alma ve modelleme sürecine katarsa daha da anlam kazanır. Böylece çözüm arayışı ‘siyaset’le bütünleşir. Bir zamandır hükümette Kürt sorununu siyasetsiz çözme eğilimi güçlenmişti. Uludere olayına kadar ‘güvenlikçi’ yaklaşım hüküm sürdü. ‘PKK’yı yenerek’ Kürt sorununu çözebileceğini düşündü hükümet çevreleri, sanki bu yöntem neredeyse otuz yıldır uygulanmamış ve iflas etmemiş gibi...”

Henüz, hükümetin ‘güvenlikçi yaklaşım’dan kendisini sıyırmış olduğunu görmüş değiliz. Kürtçeyi ‘yabancı dil’ sayıp ‘seçmeli ders’ haline getirme formülleri de ‘kekeleyerek’ reform yapmaya gayret etmekten başka bir şey değil.

Buna karşı çıktığınız takdirde, polemik şimdiden hazır: “Eskiden var mıydı böyle bir şey? Hayal edebilir miydiniz? Kürtçe, TRT’ye girdi; anası hapishanedeki çocuğuyla Kürtçe konuşabiliyor. Bunlar yoktu. Yavaş yavaş...”

Kürtlerin kimlik bilincinin ulaştığı düzey, bu tür ‘ihsanlar’ı büyük ‘şükran duyguları’yla karşılayacakları eşiği aştı. Hükümetin göremediği bu.

Ayrıca, Barzani’ye bel bağlayarak ve Talabani’nin ‘ateşkes’ için devreye girmesiyle PKK konusunun üstesinden gelmek, yeni ve pek ‘yaratıcı’ bir usul de değil. 1990’ların ilk yarısından beri bu araçlar kullanıldı.

Denebilir ki, “Bu kez, konjonktür çok farklı. Aynı Türkiye değil, vs.”

Daha önceleri de böyle denmişti.

‘İyimserlik’ten vazgeçmeyelim tabii ki.

Ama yeni bir şey duyalım. Henüz duymuş değiliz.

Önceki ve Sonraki Yazılar