1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Kürt siyasetine üçüncü yol gerekli
Kürt siyasetine üçüncü yol gerekli

Kürt siyasetine üçüncü yol gerekli

A+A-

Son günlerde ülkede yaşanan olayları birçok sorumlu insan tedirginlikle izlemekte. Kimi milletvekilleri başbakanı bölgeye gelmemesi konusunda “uyarıyor”. Başbakan da buna karşılık milliyetçi öfkeyle “ya sev ya terk et” demekten geri durmuyor.

Elinde çekiç olan her şeyi çivi sanır... Bugün PKK’nin de içinde bulunduğu durum buna örnek teşkil etmekte. PKK’nin de elinde silah var ve bundan dolayı bildiği tek dil “şiddet dili.” Şiddet dışında bir siyaset dilinin oluşmasına hiçbir şekilde izin vermemekte, Kürt meselesinde başka aktörlerin kamusal alana çıkmasını istememektedir. Nitekim, DTP’nin herhangi bir siyasal aktörleşme çabasına karşı çıkmakta, bunu bastırmaktadır.

DTP PKK’NIN ŞİDDET DİLİNİ ZAYIFLATABİLİRDİ


2007 seçimleri döneminde DTP’liler bağımsız adaylarla meclise girme iradesini ortaya koyduklarında PKK bu uygulama konusunda da gönülsüzdü. Daha sonra da meclisin açılışında DTP’lilerin MHP lideri Devlet Bahçeli ile tokalaşmalarını Abdullah Öcalan eleştirmişti. Silah sahiplerinin korktuğu konu, DTP’nin kendi hegemonyası dışına çıkarak aktörleşmesiydi. Legal siyaset zemini bu bakımdan güç sahipleri için korku verici bir alandı. Bundan dolayı, DTP, PKK tarafından marjinalize edilmek isteniyor. Son dönemdeki gelişmelerden anlaşılan DTP içerisindeki bir kesim de buna pek sıcak bakıyor.

Savaşın şiddetini yoğun bir biçimde sürdürdüğü 1999 yılına kadar, hem devletin yoğun şiddetinden dolayı hem de PKK’nin korkusundan dolayı konuşulan tek dil “şiddet” idi. 1999 yılından sonra bu dönemde sesini çıkaramayan gruplar, örgütlenmeye başladılar.

Bu grupların en belirgin niteliği İslamî tandanslı olmalarıydı. (Bu konuda, Nevzat Çiçek’in HayyKitap tarafından yayınlanan İslam Kürt Sorunu’nu Çözer mi? adlı kitabı aydınlatıcı niteliktedir.) Bu durum, kimi Kürt siyasetçilerinin ifade ettiği gibi “dinin geri dönüşü”nden kaynaklanan ya da “devlet eliyle beslenen” Hizbullah türü gruplar değildi. Ciddi potansiyeli olan gruplardı. DTP’nin aktörleşmeye çalışmasından başka PKK’yi tedirgin eden bir diğer nokta da bu idi. Nitekim, mart 2008’de Abant Platformu Diyarbakır’da Kürt meselesiyle ilgili bir toplantı yapmak istemiş ancak bu toplantı PKK tarafından engellenmişti. Daha sonra aynı toplantı temmuz ayında Abant’ta yapıldı. Ancak, DTP’liler davetli oldukları halde bu toplantıya katılmama kararı aldılar. Eylül ayında toplantının sonuç bildirgesinin değerlendirme toplantısı Diyarbakır’daki STK’lar tarafından Diyarbakır’da yapılmak istendi. Fakat, PKK’nin güdümündeki bir takım oluşumlar tarafından bu da engellendi.

Silah sahibi, karşısında sadece silahlı olanı görmek ister. Şiddetin dili “yenme/yenilme” üzerinedir. Oysa siyaset, uzlaşma ve diyalog arar. Şiddeti bir yöntem olarak benimseyenler için, karşıdaki “düşman”dır, siyaset yapanlar için ise karşıdaki “hasımdır.” Bunu göz önünde bulundurarak bundan böyle nasıl bir yol izleyeceğimizi sanırım artık tartışmaya açmalıyız.

AKP’nin mevcut siyasi diliyle bunun olmayacağı açık. Her ne kadar bu parti 2002-2005 arasında AB reformlarına imza atmış, 27 Nisan muhtırası karşısında “dik” durmuş olsa da son dönemdeki insan hakları sicili pek de parlak değil. Toplumsal sorunların çözümü noktasında AKP, merkez-sağ/muhafazakâr ve milli görüş kodlarından kurtulamıyor. (Bunun ete kemiğe bürünmüş hali Cemil Çiçek’ten ötesi olamaz!)

ŞİDDETE TESLİM OLAN SİYASET


Ne yazık ki DTP’nin diliyle de bunun olmayacağı açık. Bu siyasi oluşum her ne kadar PKK’nin şiddet politikasını sonlandırıp, onu legal zemine çekecek bir karakteri olduysa da son dönemdeki tavrıyla kendini tamamen şiddetin diline teslim etti. Kimi DTP milletvekillerinin İsrail benzetmesi bunun en pervasız örneği. Bunun Erdoğan’ın “ya sev ya terk et” söyleminden zihniyet bakımından zerre kadar farkı yok. Halkı sürekli sokaklarda tutan bir yapıdan artık halk da sıkılmış durumda.

Bütün bu verilerin ışığında yeni bir siyasal hareketin oluşması şart. AKP’nin devlete yaslanan sağ/muhafazakar milli görüşçü kodlarını aşacak, DTP’nin sol/jakoben-modernist söylemini de aşan geleneğe karşıt olmayan gelenekten beslenen, kendi mağduriyeti dışında diğer mağduriyetleri de gözeten –yani kimlik siyasetinin fasit dairesinden çıkacak- bir siyasal yapının oluşması lazım. Bir nevi üçüncü bir yol lazım. (Aman yanlış anlaşılmasın; bu üçüncü yolun, başörtüsü tartışmalarındaki “hem özgürlük hem laiklik,” darbe tartışmalarındaki “ne darbe ne AKP” üçüncü yoluyla uzaktan yakından bir ilgisi yok.)

Ortak öznellikler oluşturma derdinde olan, “başkası benim için Cennet’tir” deyip ahlâk anlayışını karşısındakiyle birlikte kuran bir siyasi dile ihtiyaç var. Bu siyasi dil, sadece Kürt siyasetini dönüştürmekle kalmayacak, aynı zamanda Türkiye’nin kısır siyaset geleneğine de bir katkı sunmuş olacaktır.

 ERKAN ŞEN/Taraf

* Genç Kürt Siviller Üyesi / erkan.sen@gencsiviller.net

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.