1. YAZARLAR

  2. Azad SERHILDAN

  3. KÜRT MİLLİ KÜLTÜRÜ
Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN
Yazarın Tüm Yazıları >

KÜRT MİLLİ KÜLTÜRÜ

A+A-

İnsanoğlunun tabiat dışında oluşturduğu maddi ve manevi her unsurun bütününe kültür denir. Yiyecek ve giyecek gibi en zaruri ihtiyaçlardan başlayarak, sanat, felsefe, eğitim, bilim, siyaset rejimi, iktisat sistemi gibi karmaşık alanlara kadar uzanan çok geniş bir ağ sistemine sahiptir kültür. Milli kültür ise, bütün bu unsurların bir bütün olarak tek bir millete has olmasıdır.

Kürt kültürü, diğer milletlerin kültürleri gibi her şeyden önce milli olma vasfına haizdir. Kalıtımsal ve çevresel koşulların biçimlendirip sistematiğe ettiği her ulus gibi Kürt ulusu da, yüzlerce yıl boyunca nesilden nesile aktarılan irsi unsurlar ile coğrafik ve tarihsel koşulların mecburi gerçekçiliği arasında kendine has bir kimlik edinmiştir. Ortaya konulan kültürel ürünlerde de bu kimliğin izlerine rastlanmaktadır. Düşün gücünden çok duygusal bağın ivme kazandırdığı bu ürünler sayesinde Kürt bireyi, kendisiyle halkı arasında sempati kurarak aidiyet hissine kavuşur ve kendini tüm ötekilerden ayırarak farkındallığını ortaya koyar. En basit kültürel unsurlarda bile bu ayırıcılığı ortaya koyan simgelere, teşbihlere ve mecazlara rastlanmaktadır. Fakat, yerel süslerle süslenme mecburiyetinin zorlayıcılığıyla ortaya çıkan ürünlerin ya da ürün sahiplerinin bazen sınırlarını aşarak birçok ulus tarafından taktirle karşılandıklarını, hatta kendi milletlerinden daha fazla ilgi gördüklerini gözlemleyebilmekteyiz. Bu durum, insanlığın ortak düşünüş, duyuş ve seziş kuvvetlerine sahip olabilmelerinden kaynaklanır. Ama bir ulusun malı olmaktan çıkıp insanlığın dili haline gelen şahsiyetler ve eserler, her ne kadar kendi milletleri dışındaki diğer milletleri de tesiri altında bırakmış olsa bile, yine de içinden çıktığı ulusun mayasıyla mayalandığı için o milletin hüviyetini taşır. Mesela, Elhamra Sarayı nasıl her şeyden önce Arapların, Taç Mahal ise Moğolların estetik anlayışını yansıtan birer anıt niteliğine sahipseler, İshak Paşa Sarayı da Kürtlerin güzellik anlayışını yansıtan bir şaheser konumundadır. Daha sonra bunlar, evrensel aşıyla aşılanarak beynelmilel nitelik kazınmışlardır. Bunun gibi ünlü Alman müzisyeni Beethoven nasıl evrensel müzik diline Almanların coşkun duygularından hareket ederek ulaşmışsa, Shakespeare gibi bir deha, nasıl İngilizlerin tasvir gücüne olan bağlılığından hareket ederek evrensel tiyatro dilini vücuda getirebilmişse, Kürtlerin büyük ozanı Ehmedê Xani de halkının mazlumiyetinin kendisinde uyandırmış olduğu kırık kalple çağrışım gücü yüksek olan hissiyat ağırlıklı şiirler yazarak dünya milletlerinin ilgisini kendine çekebilmiş ender sanatçılardan biridir.

Kürtler, tarihi süreç içerisinde kültürlerini sürekli geliştirerek zengin bir hazine vücuda getirebilmişlerdir. Diğer büyük kültür havzaları gibi hem başlıca kültürleri etkilemişlerdir, hem de başka kültürlerden etkilenmişlerdir. Gayet normal olan bu tür alışverişler esnasında kendi köklerini ve özlerini koruyabilmeleri ise, onların yüksek nitelikli bir millet olduklarının kanıtıdır. Fakat zamanla değişime uğrayan siyasi toplu durum sonucu ortaya çıkan ırk merkezli devletlerin her türlü yok sayma politikaları sonucu kendilerine duyarsızlaşmaları sağlanarak hiçliğin eşiğine doğru sürüklenmişlerdir. Bu tür baskıcı rejimlerin özellikle, kendilerinin can damarı konumunda olan kültürlerini tahrip etmeye kakışmaları karşısında halen de sürmekte olan bir bocalama dönemine girmişlerdir. Yüzlerce yıl süren birikimlerinin bir çırpıda yok edilip yerine başka bir milletlerin kültürel kodlarının tesis edilmeye çalışılması, yabancılaşma olgusunu ortaya çıkarmıştır. Kimlik krizinin yaratmış olduğu bu durum, istinasız, her Kürt ferdinin sağlıksız bir şekilde  yetişmesine neden olmuştur. Şahsiyetini kaybeden Kürt bireyinin umumileşmesi ise, Kürt milletinin şahsiyetsizleşmesi anlamına gelir ki, işte o zaman başka milletler tarafından onun yaşama, hatta var olma hakkı tartışma konusu haline gelir. Bu tartışma mevzusu gayet normaldir. Çünkü kendi benliğini koruyamayan, hafızasını kaybeden bir milletin olması ya da olmaması pek ehemmiyet taşımamaktadır.

Kürt kültürünün başlıca kaynakları din, dil, tarih ve edebiyattır. Musiki, mimari ve plastik sanatlar da milli kültürün bütünlük teşkil etmesine yardımcı olan yan unsurlardır. İngiliz şairi ve tenkitçisi Eliot, “Kültür aslında bir toplumun dininin vücut bulmuş, maddeleşmiş şeklidir” diyerek, dinin kültür için en büyük kaynak olduğunu dile getirmiştir. Bin dört yüz yıllık bir süredir İslam dini, Kürt insanına yepyeni bir ruh aşılayarak, onun dünya görüşüne egemen olmuştur. Kürtler, bu süre zarfında yapıp ettikleri her şeye dini bir nitelik katmışlardır. Kürt dili ve edebiyatı ise, Kürtlerin dönem dönem bütün değerlerini yansıtarak ayna işlevini görmüştür. Kürt kültürünün vasıtası olan Kürtçe, kültürel değerlerin koruyucusu ve taşıyıcısı özelliğine sahipken, Kürt insanının duygularını, düşüncelerini, hayallerini, özlemlerini sözlü ve yazılı olarak gelecek kuşaklara aktaran Kürt edebiyatı, Kürtlerin hayata bakış tarzları hakkında çok önemli bir kaynak olma işlevine sahip olmuştur.  Hangi yüzyılda nasıl bir zihniyete sahip olduklarını, zevk anlayışlarındaki özellikleri, medeniyet seviyelerinin durumunu da yine şiirlerinde ve halk hikâyelerinde görmekteyiz. Zaman içerisinde oluşup gelişen ve süreklilik arz eden tarih de, yarınlara doğru atılacak adımların sağlam bir zemine oturmasına yardımcı olan devingen bapta bir kaynaktır. En uzak mazideki hatıraların daima diri tutulması, Kürt milletinin ruhunda tarifi mümkün olmayan bir hissiyat uyandırarak dengeli hareket etmesine yardımcı olur. Kürt ruhunu, üslubunu, inceliğini yansıtan; musiki, mimari ve plastik sanatlar da Kürtlerin estetik anlayışını yansıtması noktasında çok önemli birer fonksiyona sahiptir.

Kendi kültürlerine sahip çıktıkları sürece, dünya halkları arasında, şüphesiz ki, saygın bir konuma kavuşacaktır Kürtler. Fakat Ortadoğu milletlerinin büyük bir kesiminde olduğu gibi, Kürtlerde de ideolojik hegemonyanın etkisiyle eski ve yeni kültür ayrımına gidilmiştir. Hâlbuki eski ve yeni sıfatları kültüre ait kavramlar değildir. Bunlar ilim ve teknikle alakalı sözcüklerdir. Kültür tarihin ilerlemesiyle beraber gelişmişlik düzeyini arttıran bir alan değildir.  Kültürde önemli olan, içinde yaşanılan zaman diliminde vücuda getirilmiş bulunan bir ürünün çağlar ötesine uzanabilme kabiliyetini gösterebilmesidir. Yani kullanılan malzemenin kullanıcının hüneriyle varmış olduğu düzey, sadece belli bir mekân ve zamanla sınırlı kalmayıp, evrensel bir nitelik arz edebilmelidir. Yüzyıllar önce yaşamış olan Şeyh Ehmedê Xani’nin, yüreklerdeki en kalın telleri bile harekete geçiren lirik şiirlerinin yerini tutabilecek şiirler acaba Kürdistan topraklarında bir daha vücut bulabilmiş mi? Engin hayal gücünü süslü bir söyleyişle dile getiren Ehmedê Xani’yi eskilikle suçlayıp şiirlerine etiket yapıştırmak Kürt kültürüne vurulabilecek en ağır darbedir. Çağdaşlık adına bu suçlamayı yapanlar, aslında, kültürel değerlerin üstünlüğünde hangi kriterlerin göz önüne alınması gerektiğini bilmeyecek kadar cehaletin kuytuluklarında dolaşan kişilerdir.

Bir milleti diğer milletlerden ayıran, ona benlik şuuru kazandıran ve diğer uluslar nezdinde dikkate değer görülmesinde onun yapıp ettikleri göz önüne alınır. Tarihi süreç içerisinde, Kürt devletlerinin ya da Kürt mirliklerinin yapmış olduğu camiler, kervansaraylar, kümbetler, medreseler, hanlar, hamamlar Kürt ruhunun pratiğe aktarılmış şekilleridir.Bu tür yapıtlarda görülen zarafet, Kürtlerin ne kadar ince bir ruha sahip olduklarının göstergesidir. Bununla beraber Kürtlerin kendilerine has olan giyim-kuşamları, folkloru, cenaze merasimleri, düğünleri, bayramları yaşam sahasının her bölmesinde etkisini hissettiren karakteristik vasıflar olma özelliğine sahiptir. Birer sosyal form niteliğine haiz olan bu ritüellerin kuru bir şekilselcilikle sınırlı kalmayıp muhtevadaki derin ve gizemli anlamlarla bütünleşmesi gerekir. Aksi takdirde zamanın acımasız çehresi karşısında değişime uğrayarak zararlı birer gelenek haline dönüşür. Fakat sadece anlamsal irdeleme metodu da yeterli olmayabilir. Çünkü ritüeller karşısında sahip olunan bilinç, tamamıyla teorik dayanaklara bağlıdır. Pratik hiçbir tarafı yoktur. Her ne kadar bireysel açıdan olumlu gelişmelere yol açsa da, toplumsal düzeyde elle tutulur, sağlıklı bir gelişmeye yol açamaz. Şuranın iyice anlaşılması gerekiyor ki, sahip olmak önemli değildir, sahip çıkmaktır önemli olan. Sahip çıkmak ise, pratik duruşla alakalı bir eylemdir. Her bir Kürt ferdinin bu dramatik durum karşısında yapması gereken, bulunduğu konum itibarıyla elinden geldiğince gelenek ve göreneklerinin fiili alandaki temsilciliğine gönüllü olarak katılıp yoğun bir çaba içerisine girebilmesidir.

Fransız düşünür Alain, “Modern olmak için insanlık tarihini kültür vasıtasıyla yeniden yaşamak lazımdır” diyerek, tarihi süreç içerisinde aşama aşama ilerleyen kültürel unsurlar arasındaki bağlantının yek-vücut halinde zihinlere nakşedilmesiyle modern denilebilecek bireylerin ortaya çıkacağını iddia etmiştir. Geçmişinden habersiz yaşayıp geleceğine bugünden hareket ederek yön vermeye çalışan kişilerin, yolun ortasını kendilerine kalkış noktası olarak almalarından ötürü fiyaskoyla sonuçlanacak trajik durumlara gebe kalacakları çıkarsamasını ileri sürmek için kâhin olmaya gerek yok. Mesela, Batı dünyasında Rönesans ve Reform hareketlerinin Antik Yunan felsefesi ve sanatı üzerine bina edilmesi sonucu geçmiş ile gelecek arasında sağlam bir köprü kurularak, bugünkü gelişkin seviyeye ulaşılmıştır. Avrupalı, kökenine inerken oradan direkt olarak bin üç yüzlü yıllara atlamamıştır. Bilakis, Roma sanatını, Helenizm’i ve Yahudi-Hıristiyan zihniyetini adım adım takip ederek ve bunlara sahiplenerek yaşamına belli bir anlam vermiştir. Kürtler de geleceklerini sağlam temellere oturtmak istiyorsa, tarihlerinin bilinen en eski dönemlerinden itibaren oluşup gelişen kültürel değerlerine dört elle sarılıp, onu özümsemesi gerekir. Böyle yaptıkları zaman, parça parça edilmiş halk gerçekliklerine karşı içsel bir birliktelik duygusu canlanıverir yüreklerinde. Aksi halde, bağnazlığın kuytuluklarında düşmana gerek hissetmeden kendilerini yiyip bitirirler.

Kürt ulusu iletişim ağının meydana getirmiş olduğu uluslar arası gidiş gelişlerden istifade ederek, zengin içeriklerle dolu olan maddi ve manevi tüm değerlerine sahip çıkma yürekliliğini gösterebilmelidir. Yarınlara sesini duyurabilmesinde en önemli vasıta olan kültürel değerleri, özenle korumalı ve sistematik bir şekilde bu değerlerin tanıtımını yapmalıdır. Böylece, dünya milletleri nezdinde hatırı sayılır bir halk olarak anılmaya değer görülecektir.

Not: Yazı izin alınmadan ve aktif link verilmeksizin kullanılamaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar