1. YAZARLAR

  2. Adem ÇINAR

  3. Kürt Medine Döneminden kaçıyor "Ebu Cendel ve Ebu Basir"(II)
Adem ÇINAR

Adem ÇINAR

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürt Medine Döneminden kaçıyor "Ebu Cendel ve Ebu Basir"(II)

A+A-

 "Ümmet Kürd’e karşı Kürt Medine Döneminden kaçıyor"  başlıklı yazıda IKBY’deki referanduma yaklaşım tarzlarını, haksızlıkları, çelişkileri ve Medine Dönemiyle örtüşen benzerliklerini yazdım. Yazının başlığını ağır bulanlar olduğu gibi abartılı bulanlar da var.  Ama realiteye bakıldığında başlığın içeriğini dolduran gerçekler daha fazla. Nesnel bir bakışla gerçek değerlendirildiği vakit, gerçeğe göre başlık hafif kalıyor.


 

Kürtlerin içinde yaşadığı dört ülkenin kırmızı çizgilerine, üst düzey güvenlik tedbirleriyle korunan aşılması zor sınırlarına ve aradaki ihtilaflı konulara rağmen dört ülke ümmetin birer parçasıdır. Farklı tavır ve siyaset anlayışıyla, bazen de mezhep kriteriyle hareket edip, devlet politikası yürütmeleri onları ümmetin parçası olmaktan çıkarmaz.

Ufak tefek olaylarda kendi vatandaşlarını üzmeme, içerde farklı alternatiflerin oluşmaması adına dördünün ortak söylemleri olmuştur. Fakat bölge siyasetinde büyük sorunlar karşısında yıllardır her biri farklı planlarla hareket ediyor. Birinin tavır takındığı bir ülkeyi başka bir ülke desteklemiş, birinin tehlikeli görüp içinde barındırmadığı legal gruplara veya fikirlere de başka bir ülke kapı açmış.

Ama IKBY’deki referanduma karşı oluşturdukları ortak tepkiyi, Irak’ın işgaline, Suriye’deki iç çatışmalara ve DEAŞ’ın katliamlarına karşı oluşturmadılar. Hatta bu olaylarda birbirleriyle tersleştiler. Ama referanduma karşı verdikleri ortak tepkiler ile yaptıkları diplomatik hamleler, "Ümmet Kürd’e" karşı başlığını tamamen destekliyor.

"Kürt Medine Döneminden kaçıyor" kısmına geldiğimizde: Medine Dönemi kargaşanın ve fitnenin yoğun olduğu bir dönemdi. Müslümanların içinde ikili oynayanlar ve oyunlar çevirenler çoğalmıştı. Peygamber ve sahabe muhacir konumundaydılar. Müslümanların dışında da herkesle ortak bir paydada zarar görmemek için sözleşmeler yapılabiliyordu.  Şimdiki duruma benzer bir gerçeklik mevcuttu.

***

Ebu Cendel, Medine Döneminde çaresizlikten, ambargodan, tehdit ve güçsüzlükten dolayı iade edildi. Müslümanlara sığınan bir Müslüman, daha anlaşma metnine imza atılmadan hepsinin gözleri önünde sürüklene sürüklene iade edildi. Sahabe çaresizce baka kaldı. Peygamber, Ebu Cendel’in babasından önce onu anlaşmaya dahil etmemesini, babası kabul etmeyince iadesini istedi:

 "Gel, etme! Sen onu bana bağışlayıver." dedi.

 "Hayır bağışlamam." dedi babası. Peygamber, bir babanın bu cevabına:

 "Öyle ise onu benim için himayene al." diye ricada bulundu.

  "Hayır, onu himayeme de alamam." dedi babası.

Bütün ısrar ve ricalara karşı Ebu Cendel iade edilmedi. Yerlerde sürüklene sürüklene götürülen Ebu Cendel’in feryat ve kurtarın çağrıları, sahabeyi gözyaşlarına boğdu. Ebu Cendel:

"Ey Müslümanlar cemati! Ben Müslüman olarak yanınıza geldiğim halde, şimdi beni, müşriklere iade ediyor, beni geri mi çeviriyorsunuz? Uğradığım işkenceleri görmüyor musunuz?  Bana tekrar işkence etsinler, beni dinimden döndürsünler diye mi geri veriyorsunuz?" diyerek bütün Müslümanlara sesleniyordu.

 Ebu Cendel, büyük bir şey istemiyordu. Medine’deki Müslümanlar gibi eşit olmayı ve onların dokunulmazlığının aynısını istiyordu. "Ey Müslümanlar cemaati" diyerek herkese sesleniyordu. "Hepinizin gücü iademi engellemeye yeter, isteseniz bu iş olur, ben de sizin gibi hür olurum."  seslenişi bu anlamdaydı.

Bugün Peygamber yok, ama onun ümmeti var. Kürtler, Ebu Cendel’in ilk feryadı gibi yıllardır bağırıyorlar. "Ey Müslümanlar cemaati, ey ümmeti Muhammed, bizlere işkence yapsınlar, bizleri dinden nefret edelim diye, zalimlerin karşısında yalnız bırakmayın. Bizleri zalimlerin insafına bırakmayın, bizler Müslüman olarak bunu sizden istiyoruz. Hepinizin aldığı haklar ve güvende olduğunuz yasalar neyse, onları istiyoruz. İsteklerimizi geri çevirmeyin." diyorlar.

Kürtlerin bu çağrısına cevap veren yok. Kürtler de kendi kaderleri için çabalıyorlar. Tıpkı Medine Döneminde Ebu Cendel’le aynı kaderi yaşamak istemeyen "Ebu Basir" gibi Medine’den kaçmaya çalışıyorlar. Ebu Basir, Medine’ye sığındı. Ama Ebu Cendel gibi iade edildi. Yolda bir çözüm bulup zalimlerin elinden kurtuldu. Medine’ye tekrar döndü:

"Ya  Resülallah! Vallahi, Sen üzerine düşeni yaptın, sözünü yerine getirdin. Beni düşman kavminin eline teslim ettin.  Ben de dinim hakkında işkencelere tutulup, dinimden döndürülmekten dinimi korudum. Allah, beni zalimlerden kurtardı!" dedi.

 Peygamber:  "Haydi, nereyi istersen, çık, git oraya." dedikten sonra Ebu Basir dağ yolunu tuttu. Zalimlerle olan kavgasını dağda sürdürdü. Ebu Cendel ve onunla birlikte tutsakken kaçan bir grup Müslüman da Medine’den umutlarını kesince, daha sonra onun yanına gittiler. Belli bir zaman Ebu Basir ile birlikte kavgalarını dağlarda yürüttüler. Dağlardan geçen zalimlerin kervanlarına büyük zararlar verdiler. Zalimler uğradıkları büyük zarardan dolayı, Ebu Basir ve yanındakilerin Medinelilerle aynı haklara sahip olduklarını, Medine’ye kabul edilmeleri için bir mektup yazıncaya kadar dağlarda kaldılar.

Bugün Ebu Cendel gibi haykıranlar sadece Kürtler değil, Filistin’den Cezayir’e, Arakandan Somali’ye kadar binlercesi, Ebu Cendel gibi “Ey Müslümanlar cemaati” diyor. Binlercesi Ebu Basir gibi dağlara sığınıyor. İkisi gibi Medine’ye sığınamıyorlar.  Ömer gibi Medine’de kalanlar da var. Onun gibi olanlar, her gün "Biz zalimlerle anlaşma imzalayarak kendimizi ve ümmeti küçük düşürüyor, onları kendimize denk tutuyoruz. Bu anlaşmalar ve alışverişlerle kardeşlerimize ve kendimize zulüm ediyoruz" diyorlar.

 Medine Dönemi kısa sürdü, ambargo, fitne, çaresizlik ve münafıkların dedikodusuyla geçen dönem fazla sürmedi. Bir zaman sonra zaferle sonuçlandı. Ama ne çare bugün, o günün Medine’si olmayan İslam ülkesi kalmamış.  Medine’sini Mekke’ye dönüştürmek isteyenleri de ümmet el birliğiyle ya yalnız bırakıyor ya da kendisi Medine’ye gömüyor. Acı olan ise Medine Döneminde yayımlanan listeye taş çıkaranlar biliniyor. Ama onların ellerliyle yapılanlara herkesin uyması,onların söylediği her şeye inanması ve kabul etmesi; üzerine sorgusuz sualsiz onlardan gelen her şeyi büyük bir öngörü saymaları büyük bir acıdır.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.