1. YAZARLAR

  2. Cengiz ÇANDAR

  3. Kürt konusu: “İyi şeyler” olabilir mi
Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR
Yazarın Tüm Yazıları >

Kürt konusu: “İyi şeyler” olabilir mi

A+A-

aşbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Kürt sorununa ilişkin son günlerin en umut
verici açıklamasını Başbakan Tayyip Erdoğan’ın önünde yaptı. O gün bugündür,
niçin Bülent Arınç’ın açıklamasına hiç değinmediğime ilişkin sorulara muhatap
oluyorum. Elle tutulur, somut bir gelişmeye tanık olmadıkça, açıklamalardan yola
çıkarak iyimserliğe kapılmaktan ve sağa sola iyimserlik aşılamaktan vazgeçtim.

Arınç’ın açıklamalarına da bu nedenle değinmedim. Basmakalıp bir cümleyle ifade
etmek gerekirse, “malı görelim”; yani “yapın da inanalım”.

Bülent Arınç’ın açıklamasını destekler mahiyetteki “ikinci vaat salvosu”, bir
diğer Başbakan Yardımcısı, üstelik “Demokratik Açılım Koordinatörü” sıfatı
taşıyan Beşir Atalay’dan geldi. Sabah gazetesinin dün manşetinden Beşir Atalay’a
dayanarak verdiği habere göre, “Demokratik Açılım’da ikinci dönem başlıyor”.
Haberin giriş paragrafında şu cümle dikkat çekici:

“Kürt sorununun ‘güvenlik’ sorunu olmadığı düşüncesinden yola çıkarak, Terörle
Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda ağır, sert ve insan hakları ihlallerine
neden olacak maddeler ayıklanacak.”

Bu “düşünce”yi savunmaktan ve dolayısıyla ne yapılması gerektiğini söylemekten
dilimizde tüy, yazmaktan kalemimizde mürekkep tükendi bunca zamandır.
Başbakanlık, Adalet ve İçişleri Bakanlıkları ile Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’nın
bir süredir birlikte yürüttüğü çalışmalar sonucunda anlamlı ve içerikli bir
“paket” hazırlandığı iddialarından haberdardık. AB Komisyonu’nun Genişlemeden
sorumlu üyesi Stefan Füle’ye son ziyaretinde Aralık 2011 ya da Ocak 2012
itibarıyla TCK ve TMK’daönemli değişiklikler ve ayıklamalar yapıldığı sözlerinin
verildiğini öğrenmiştik.

Sabah gazetesindeki habere bakılırsa, TMK’nın 7. Ve TCK’nın 220. Maddesi
üzerinde “ince ayar” yapılacakmış. TCK 220/8’de “terör örgütünün veya amacının
propagandasını yapmak suç”, ayrıca “TCK 220/7’de “örgüt üyesi olmamakla
birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi”nin “örgüt üyesi olarak
cezalandırılması” öngörülüyor.

Bu maddeler ve söz konusu fıkraların geniş –hatta keyfi- yorumu nedeniyle,
binlerce kişi ağır hapis istemleriyle tutuklu ve yargılama sürecinde.
“Şiddet içermeyen her tür düşüncenin serbest olması” ilkesinden hareket
edilecekse, “ince ayar”ın ne olacağı meraka değer. Göreceğiz. Eğer, iddia
edildiği gibi, gerçekten TCK, TMK ve CMK’da esaslı değişiklikler yapılırsa,
“iklim” bir hayli değişir; KCK’dan tutuklu olanların birçoğu için dava düşer.
Bu yapılabilir mi?

Ortadaki fotoğraf –şimdilik- böyle bir görüntü sunmuyor. Dalga dalga devam eden
ve BDP’ye –milletvekilleri ve partinin tüzel kişiliğine- doğru yol aldığı
izleniminin yaygınlaştığı KCK operasyonlar söz konusu. Ayrıca, önceki gün
Diyarbakır’daki KCK duruşması, hiç Beşir Atalay’ın uyandırdığı iyimserliğe uygun
bir görüntüde cereyan etmedi.

İnce ayar-Kaba dil

Kaldı ki, TCK ile TMK’nın geniş yorumla birçok kişiyi içeri attıran maddelerinin
“ayıklanması”ndan ve “ince ayar”dan söz edildiği bir sırada, İçişleri Bakanı,
ancak Hitler’in ünlü propaganda bakanı Goebbels ile karşılaştırılabilecek türden
şu sözleri sarfediyor:

“Terör örgütünün... bir başka ayağı daha var.Bilimsel terör var... Resim
yaparak, tuvale yansıtarak, şiir yazarak, şiire yansıtıyor, günlük, makale
yazarak... Terörle mücadele edenle bir şekilde mücadele ediliyor. Arka bahçe
İstanbul’dur, İzmir’dir, Bursa’dır, Viyana’dır, Londra’dır, Washington’dur,
üniversitede kürsüdür, dernektir, sivil toplum kuruluşudur...”

KCK operasyonlarının halkaları genişleyerek, doğrudan Kürt siyasi hareketinin
merkezinin çok ötesine geçerek, üniversitelere, medyaya uzanırken, böyle bir
“dil”le konuşan bir İçişleri Bakanı var Türkiye’de.

Beşir Atalay’ın “halefi”nin bu kadar “kaba ayar” ile konuştuğu bir ortamda “ince
ayar” nasıl yapılacak? Kim yapacak?

Hükümet, hangi “dil”in hükümeti? Arınç ve Atalay’ın mı; İçişleri Bakanı’nın mı?
Yoksa, kimilerinin ileri sürdüğü gibi, hükümette “iyi polis-kötü polis” oyunu
oynanıyor ve buna uygun “görev dağılımı” mı söz konusu? Yoksa, bu hükümet, iş
Kürt konusuna gelince, Beşir Atalay ile İdris Naim Şahin’i barındıran bir
“koalisyon” mu? 

Bu arada, “stratejik devlet kararı”nı da iyi algılamakta yarar var. Bu karar,
PKK’nın baştan aşağı yanlış ve sakat bir bölge ve Türkiye değerlendirmesinden
yola çıkarak aldığı ve birkaç ay içinde iflas eden “devrimci halk
savaşı-Serhildanlar-Demokratik Özerkliği fiiliyata geçirme” kararına karşılık
“devletin gücünü göstermek” anlamına geliyor.

Buna göre, PKK’ya askeri alanda ağır hasar verilirken –ki, veriliyor- sivil
siyaset alanında nefes borularının ve onunla birlikte oksijeninin kesilmesine
dayanıyor. Bu yönde de epey mesafe alındığı bir gerçek.

Bu “strateji”, “müzakere yoluyla çözüm”ü dışlamıyor; o gün geldiğinde
kolu-kanadı kırık bir Kürt siyasi hareketini karşısında bulmayı öngörüyor.
Ancak, ulaşılacak böyle bir dönemin “çözüm” getirebileceği kuşkulu. Zira, çözüm,
tarafların “kaybedeni olmadığı”na inandıkları bir “uzlaşma” zemininde
gerçekleşirse adı “çözüm” olabilir. Aksi, güçlü tarafın zayıf ya da
zayıflatılmış tarafa şartlarını “dikte etmesi”dir, ki, bunun sonuç
veremeyeceğini, çok yakın geçmişte,“Kuzey İrlanda çözüm deneyi”nden geçmiş tüm
taraflar altını kalın çizgilerle çizerek naklettiler.

Irak ve Suriye boyutu

Bir de Türkiye’de bu işleri daha da girift hale sokan bölgesel gelişmeler
mevcut. Suriye’deki kaos ve yakın gelecek açısından belirsizliğe, son bir hafta
içinde bir de Irak eklendi. Irak’taki gelişmeler, Türkiye gündeminde Suriye’nin
bile önüne geçebilir. Irak, 2003 yılında savaş patladığı vakit bile “bölünme”ye
bugün olduğu kadar yakın mesafede durmuyordu.

Türkiye’nin Kürt sorununu, “bölgesel siyasi konjonktür”ün oluşturduğu çerçeve
dışında göremez, anlayamayız. Kürt siyasi hareketinin “operasyonel alanı” ve
“varlığı” da söz konusu çerçevenin içinde.

Onların kullandığı dil ve yaklaşım tarzı da, Türkiye’nin İçişleri Bakanı’yla özü
itibarıyla pek fark göstermiyor.

Bütün bu nedenlerden ötürü, “iyimser” olmak ve “iyi bir noktaya” ulaştığımızı
söylemek için “ihtiyatlı” olmakta yarar var.

Önceki ve Sonraki Yazılar