1. YAZARLAR

  2. Muhsin KIZILKAYA

  3. Kürt aydını…
Muhsin KIZILKAYA

Muhsin KIZILKAYA

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürt aydını…

A+A-

Kürt aydını, dünyanın en çaresiz aydınıdır. Yüzyılın başında İstanbul’da başladı Kürt aydınlanmasının ilk hareketleri. Aydınlanma fikrinden etkilenen Osmanlı aydınlarıyla birlikte farklı sebeplerle İstanbul’da bulunan Kürt aydınları da etkilendi. Dernekler kurdular, dergiler çıkardılar. Bu derneklerde ve dergilerde her türlü siyasi ve kültürel faaliyetlerin yanında dil sorunları da tartışıldı; hatta Dr. Abdullah Cevdet, Kürtlerin bir an önce Latin alfabesini benimsemeleri önerdi.

Cumhuriyet kurulduktan sonra her şey bir anda değişti.

Şeyh Sait isyanında birçok aydının “dahli” görüldü, birçoğu idam edildi, ağır hapis cezasına çarptırılanlar oldu, bir kısmı ülke dışına kaçtı, bir kısmı zorunlu sürgünü seçti.

 

Ülkesinden sürülmeyenler de kendi ülkesinde birer dilsiz gibi kaldı, yaşadı.

Uyruğunda yaşadıkları devletler (Türkiye, Irak, Suriye, İran) Kürt aydınlarına hiçbir zaman, bir aydının yapması gereken neyse, işte ona izin vermedi. Buralarda Kürt aydınlarının yeri ya işkence hane, ya zindan, ya darağacının gölgesi, ya Azrail’in nefesi, ya şahsiyetsiz bir sessizlik, ya koşulsuz biat, ya da sürgün oldu. Bu yollardan hangisini seçeceği ona kalmıştı artık; her biri ötekinden korkunç bir sürü tercihle karşı karşıya bıraktı.

 

Aydınlar böyleydi de halk farklı mıydı? Kürtlerin dilini, kültürünü yasaklayanlar, varlığını inkar edenler, cehaletin ve sefaletin yurdu haline getirdiler Kürtlerin yaşadıkları yeri de. Medeniyetin nimetlerinden mahrum bıraktılar. Onun için Kürt aydınlarıyla halkı arasına mesafe girdi, birbirine yabancılaştı, birbirinin dilini anlamaz oldu.

Bu yüzden Kürtler hiçbir dönemde kendi aydınlarına sahip çıkamadı, onları koruyamadı, kıymetini bilemedi, yaratılarına kendi malıymış gibi bakmadı. Böylece aydın da kendi yarattıklarıyla topluma ulaşamadı. Bunu beceremeyince de yalnızlaştı. Bu yalnızlık da ağır bir yük oldu, omuzlarına bindi.

 

•••

Kürtlerin yurdunda her daim savaşlar olageldi; hep savaş içinde yaşadılar. Herkes bilir ki, “savaş” ve “aydın” kelimeleri birbirinden pek haz etmez; sevmezler birbirini. Çünkü savaş düşmanıdır her türlü aydınlanma faaliyetinin.

Savaşın olduğu yerde, aydınların sesi davulcu yellenmesine benzer; kendisi bile duyamaz sesini. Onca gürültü patırtı arasında yine de bütün gücüyle bağıranların sesini bu kez top ve tüfek sesleri bastırdı.

Durum böyle olunca Kürt aydınlarının önündeki bütün yollar tükendi. Yaşadıkları ülkelerde ister istemez hiç bitmeyen savaşların bir parçası haline geldiler. Birçoğu bir süre sonra aydın olduğunu unutup, birer savaşçı olduklarına kanaat getirdi. Veya savaşa destek vermeyenin aydın olmayacağına inandı. “Savaşta aydının rolü” üzerine teoriler geliştirenler bile oldu.

 

Bu inanç, birçok aydını okumuş yazmış birer “pêşmerge”, birer “gerilla” haline getirdi. Silah kuşanmasalar bile, silah kuşananlara methiyeler düzdüler. Ama yine bilinir ki, aydın doğası gereği silahlı savaşçı olamaz; olsa bile beceremez bu işi. Başarısız bir savaşçı olduğunu anladığı anda da kenara çekildi. Bu kez hem aydın olmanın vasıflarını yitirmiş, hem de iyi bir “pêşmerge” iyi bir “gerilla” olmayı becerememişti; ister istemez olup bitenlere seyirci kaldı. Bu durum da daha kolay hedef olmasına yol açtı. Böylece kendi halkı adına savaşanlar tarafından “hain”, “savaş kaçkını” muamelesini gördü.

İşte yaklaşık iki yüz yıldan beri Kürt aydınları bu şartlar içinde aydın olmanın gereklerini yerine getirmeye çalışıyor.

Bu yüzden çaresiz bir aydındır Kürt aydını; dünyada benzeri olmayan bir aydın türü…

-birgün gazetesi-

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.