1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. KÜRESEL(CİLERİN) İKLİM KRİZİ
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

KÜRESEL(CİLERİN) İKLİM KRİZİ

A+A-

 

İnsanın sınır tanımaz ihtirası ve açgözlülüğü yüzünden karada ve denizde tüm canlıların sonunu getirecek kirlenme ve bozulmalar gün geçtikçe etkisini arttırmaktadır. Yüz milyonlarca yıl süren değişik kimyasal ve fizyolojik süreçlerden sonra canlı yaşam için günümüzdeki şeklini alan gezegenimiz, son iki yüzyılda yaşanan olağanüstü gelişmeler sonucu ciddi anlamda değişime ve dönüşüme uğramıştır. Adına ‘Sanayi Devrimi' dediğimiz süreçten sonra doğanın tahribatı çok daha artmıştır. Sanayi tesislerinde artan hammadde ihtiyacı, yeryüzünün tamamını işlenir hale getirmiştir. Plansız ve programsız bir şekilde yürütülen bu faaliyetler sonucu özellikle kıtalarda çok ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır. Temiz su kaynaklarının kirlenmesi, bitki türlerinin yok oluşu, toprağın değişik kimyasallar sonucu çoraklaşması ve çölleşmesi gibi olumsuzluklar başlangıçta lokal düzeydeyken, gün geçtikçe küresel düzeye ulaşmıştır. 18. yüzyılda başlayan Sanayi Devrimi'nden bu yana, yürütülen tüm insan faaliyetleri sera gazlarının ana kaynağı olmuştur. İnsan faaliyetleri, bu gazların Dünya atmosferinde keskin ve tehlikeli bir şekilde artmasına neden olmaktadır.

Yapılan araştırmalara göre, 21. yüzyılın ilk çeyreğine gelindiğinde, Sanayi Devrimi’nin başladığı 18. yüzyıldakine göre, atmosferdeki karbondioksit oranının yüzde 40, metan gazı oranının da yüzde 150 arttığı belirtilmektedir. Başta karbondioksit olmak üzere kükürt ve azot oksitleri ile metan gibi bazı gazlar, dünyaya düşen güneş ışınlarını emerek bu ışınların yeryüzüne dağılıp geri dönmesini engelliyor, ısıyı, tıpkı bir seranın içinde korunduğu gibi koruyorlar. Bu doğa olayına sera etkisi, söz konusu bu gazlar da sera gazı olarak adlandırılıyor. Sera gazları, yeryüzünün ısıyı uzaya göndermesine engel oluyor. Bu süreç, yeryüzünün, kabul ettiği enerjiyi tekrar uzaya göndermesine engel oluyor. Böylelikle yeryüzü sıcaklığının sabit kalması zorlaşıyor. Sera gazları bu nedenle iklim değişikliklerinin nedeni olarak gösteriliyor. Okyanuslar ve eko sistem, büyük oranda da ormanlar, atmosferde ısınmaya neden olan sera gazını emdiklerinden, okyanusların kirlenmesi ve ormanların azalması daha az sera gazının emilmesine yol açıyor.

Bilim adamları ayrıca, yeryüzündeki sıcaklık artışının sadece güneşin aktivitelerindeki değişikliklerle açıklanamayacağını, çünkü güneşten gelen enerji miktarı ortalamasının 1750 yılından bu yana sabit kaldığı görüşündeler. Eğer sıcaklık artışı, sadece güneşle ilgili olsaydı, atmosferin bütün katmanlarında ısının artması beklenmeliydi. Oysa bugün atmosferin sadece en alt tabakası ısınıyor. Bunun nedeni de sera gazlarının bu katmanda birikmesi.

Atmosfere en fazla sera gazı salan ülke Çin^dir. Çin’i sırasıyla ABD, Avrupa Birliği ülkeleri ile Hindistan ve Rusya izliyor. Bu ülke ekonomilerinde en fazla sera gazı salınımı açığa çıkaran sektörler ise imalat, enerji, inşaat ve ulaşım. Atmosfere sera gazı salınımının artması, fosil yakıtların kullanımı ve kutuptaki buzulların erimesi ile birlikte küresel ısınmanın en önemli nedenlerini meydana getiriyor.

“İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı salınımının başlangıcı kabul edilen Sanayi Devrimi’nden bugüne kadar okyanuslardaki asitlenme dört kat arttı. Salınımın aynı oranda devam etmesi halinde yüzyıl sonunda okyanus canlılarının üçte birinin yok olacağı tahmin ediliyor. 1987 yılında 196 ülkenin taraf olduğu “Ozon Tabakasını İncelten Maddelere İlişkin Montreal Protokolü” kabul edildi. Türkiye’nin 1991’de taraf olduğu protokol, sera etkisi yaratan bazı gazların kullanımını yasakladı. 1997 yılında “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi” içinde imzalanan “Kyoto Protokolü” ise küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik uluslararası en önemli çerçeve sayılıyor.

Kyoto Protokolü’nde sera gazı salınımlarının %55’inden fazlasını üreten 160 ülke, karbondioksit ve sera etkisine neden olan beş gazın salınımını azaltmayı veya salınım ticareti yoluyla haklarını arttırmayı taahhüt ettiler.” (https://tr.euronews.com/2015/06/26/sanayi-devrimi-nin-en-kotu-sonucu-sera-gazi-salinimi)

Doğal atmosferik sera etkisinin sonuçlarını tahmin etmek zordur, ancak bazı etkileri şu şekilde sıralayabiliriz: Ortalama olarak, Dünya daha da ısınacak. Daha sıcak koşullar muhtemelen daha fazla buharlaşmaya ve yağışa yol açacaktır, bazı bölgeler sellerle boğuşurken bazı bölgeler de sıcaktan kavrulacaktır. Daha güçlü bir sera etkisi okyanusları ısıtacak ve buzulları eriterek deniz seviyesini artıracaktır. Kuraklıkla beraber mahsul verimi düşecek ve insanlık açlıkla karşı karşıya gelecektir. Küresel boyutta milyonlarca insanın aç kalması, kıtalar arası ciddi göç dalgaları yaratacaktır. Bölgesel çatışmalar ve savaşlar şiddetlenip ülkeler arası sıcak çatışmalar ortaya çıkacaktır. Kuraklık, sel ve aşırı sıcaklıklar gibi iklim koşulları küresel anlamda çok ciddi sonuçlar doğuracaktır.

Son günlerde başta ülkemizde olmak üzere artan orman yangınları ağaçlara, bitki örtüsüne ve ormanda yaşayan birçok canlıya ciddi zararlar vermektedir. Yanan her ağaç ve canlı adeta ciğerimizi yakmaktadır. Büyük orman yangınlarıyla ilgili yapılan birçok araştırma, iklim değişikliğinin ve artan sıcaklıkların etkisine dikkat çekerek yangın ve iklim arasındaki ilişkiyi ele almıştır. Araştırmalar, iklim değişikliğiyle birlikte artan atmosferik kararsızlık, sıcaklığın yükselmesi, kuraklığın artması, sürekli olan sıcaklık dalgaları gibi meteorolojik ve iklimsel koşulların yangınların sayısında ciddi artışlara neden olacağını göstermiştir, ancak yangının başlaması için iklim koşulları tek başına yeterli değildir. Bunun yanında dünyayı dizayn eden güçlerce bilinçli olarak çıkarılacak yangınlarla dünya ormanlarının yarıdan fazlasını yok edecek, milyonlarca insanın ölümüne ve milyonlarca insanın acı çekmesine sebep olacak felaketler planlanıyor ve planlanacaktır. Eğer gerçekten havalar böyle devam ederse başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyayı ciddi bir susuzluk bekliyor. Küresel İklim krizinin bilinçli olarak çıkarıldığını, dünyanın yeniden dizayn edileceğini, yeni bir ekonomi düzeninin kurulacağını iddia eden kişi ve kuruluşlar da bununla ilgili değişik teoriler ortaya atmaktadırlar. Küresel güçlerin küresel ölçekte çok ciddi saldırlar planladıkları yazılıp çiziliyor. Salgın hastalıklar, ekonomik saldırılar, yangın, sel ve kuraklıkla saldırı gerçekleştirdikleri teorileri gün geçtikçe daha çok dillendiriliyor ve taraftar topluyor. 2011 yılında Rusya'da korkunç bir kuraklık oldu. Rusya bunu HAARP (Alaska'da kurulu HAARP İstasyonu 1993 yılında faaliyete geçmiş olup şu an aktif olan IRI (İyonosferik Araştırma Aracı) 2007 yılında tamamlanmıştır. HAARP'ın 2008 yılı itibarıyla vergi ile finanse edilmiş 250 milyon $ harcaması gerçekleşmiştir… HAARP'ın amacı iyonosferi analiz ederek radyo iletişim, izleme ve navigasyon için teknolojik iyileştirme potansiyelini araştırmaktır. HAARP programı Alaska Gaskona bölgesinde Amerikan Hava Kuvvetlerine ait bir arazi üzerinde yer alan ve büyük, yarı-arktik bir tesis olan HAARP Araştırma İstasyonunu işletmektedir. Bu istasyondaki en önemli ve en meşhur cihaz IRI'dır. Bu cihaz yüksek frekans bandında çalışan yüksek güçlü bir radyo vericisidir. IRI ile iyonosferin limitli bir bölgesi uyarılabilir. VHF ve UHS radarı, fluxgate manyetometresi, digisonde (bir iyonosferik ses cihazı), indüksiyon manyetometresi gibi diğer aletler IRI tarafından uyarılan bölgedeki fiziksel süreçlerin incelenmesi için kullanılır. Merkezde yüksek frekansta radyo sinyali yayınlayabilen toplam 180 adet anten bulunmaktadır. IRI ile iyonosferi anten gibi kullanarak düşük frekanslı elektromanyetik dalgalar yaratılabilir ve zayıf kuzey ışıkları (aurora) benzeri parlamalar elde etmek mümkündür. HAARP projesi iklim kontrol silahı olması ve yapay deprem, zihin kontrolü yaratabilmesi gibi birçok komplo teorisine konu olmuştur. Bir kısım bilim insanları ve eleştirmenler tarafından bu iddiaların eksik veya hatalı bilgiye dayandığı, iddiaların tesisin kabiliyetlerinin çok üzerinde olduğu ve doğa biliminin kapsamını aştığı iddia edilmiştir. Stanford Üniversitesi profesörü, Türkiyeli bilim insanı Umran İnan, Popular Science dergisine verdiği demeçte iklim kontrolü ile ilgili komplo teorilerinin "tamamen yanlış bilgiye dayandığını" belirtmiş ve "Dünya gezegeninin (meteorolojik) sistemlerini ne yapsak bozamayız. Her ne kadar HAARP'ın yaydığı radyasyon çok büyük de olsa, bir şimşeğin gücü ile kıyaslandığında çok küçüktür ve tüm dünyada saniyede 50 ila 100 şimşek çakmaktadır, HAARP'ın yoğunluğu çok küçük" demiştir. ) (("High-frequency Active Auroral Research Program (HAARP)". Alaska: University of Alaska Fairbanks. Abe Streep (18 Haziran 2008). "The Military's Mystery Machine". Popular Science. David Naiditch (3 Mart 2010). "Is Baked Alaska Half-Baked?". )) saldırısı olarak gördü ve arkasında Amerika’nın olduğunu söyledi. Amerika ise bunu kabul etmedi, biz böyle bir çalışma yapmadık diye açıklama yaptılar. Özelikle son yıllarda dünya genelinde başta Amazon Ormanları olmak üzere, Avustralya, Akdeniz ülkeleri (Portekiz, İspanya, İtalya, Yunanistan, Türkiye vb.), ABD, Kanada gibi birçok ülkede tarihte görülmemiş yangınların çıkması akla ister istemez küresel egemen güçleri getirmektedir. Orman yangınlarının baskın olarak görüldüğü yerlerde, yangınların sayısında özellikle yaz dönemleri olmak üzere kurak ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde bir artış görülmektedir. Yapılan araştırmalar, iklim değişikliği ile birlikte sıcaklığın ve kuraklığın arttığı ve bu sıcaklık ile birlikte orman yangınlarının sayısında bir artış olduğu kaydedilmiştir. Araştırmalar gelecekte çok sıcak iklim koşulları altında, yangın sezonlarının uzayacağını ve orman yangınlarının sayısında ciddi artışlar olacağını göstermektedir.

Yazılanlar ister komplo teorisi olarak adlandırılsın, ister bilimsel gerçekler olarak değerlendirilsin; sonuç olarak üzerinde yaşadığımız dünyanın iklimi değişiyor ve bu değişimin nedeni atmosferin ısınması veya bilinçli olarak ısıtılmasıdır. Yaşadığımız sertçe sayılabilecek kışların ardından, özellikle de soğuk geçen günlerin nedenini anlatabilmek için küresel iklim krizini iyi anlamak zorundayız. Dünyanın bazı bölgeleri bazı yıllar ısınırken aynı bölgeler bazı yıllar ise serinlemekte. Gene bazı bölgeler, ortalamadan sıcakken başka bazı bölgeler ortalamadan daha serin olabilirler. Ancak dünyanın tamamının senelik ortalamasını aldığımızda her geçen sene biraz daha ısınmakta olduğunu görüyoruz. Tüm bu olumsuzluklar bize gösteriyor ki Dünya günden güne yok olmayla karşı karşıya, Dünyanın ömrünü uzatmak biz insanların asli görevi olmalı. Bireysel, bölgesel ve küresel olarak yapabileceğimiz şeyler muhakkak olmalı. Bunu yapmadığımız zaman üzerinde yaşam süreceğimiz bir dünyamız olmayacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.