1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. Küresel Aktörlerin Vesayeti (28 Şubat)
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

Küresel Aktörlerin Vesayeti (28 Şubat)

A+A-

 

On binlerce mağduru ve ekonomiye verdiği milyarlarca liralık zararla demokrasi tarihimize kara bir leke olarak geçen 28 Şubat süreci Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar ve bu kararların uygulanması sırasında Türkiye'de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda yaşanan değişimlere neden olan bir süreçti. Yaşananlar, çeşitli kaynaklar tarafından post-modern darbe olarak adlandırılmaktadır.

Refah Partisi 1995 Genel Seçimlerinde birinci parti oldu. 1996 yılında, seçimlerin ardından kurulan DYP-ANAP koalisyon hükümeti, Refah Partisi'nin güven oylaması hakkında hukuksal inceleme yapılması için Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvuru haklı görülerek güven oylaması geçersiz sayılıp dağıldı. Bunun üzerine TBMM'de birinci parti durumunda olan Refah Partisi ile ikinci parti olan DYP arasında kurulan 54. Hükümet (Refahyol hükümeti), 8 Temmuz 1996'da TBMM'de yapılan oylamada güvenoyu aldı. Çiller-Erbakan'ın el sıkışması sonrası korku senaryoları üretildi. Halk 1995 Genel seçimlerinde partilere tek başına iktidar şansı tanımadı. Başrol oyuncuları da farklı skandallara imza atıyordu. Korku senaryolarıyla ilgili her gün ekranlarda haberler yapılıyor, gazetelere manşetler atılıyordu. Muhalefet, sendikalar, iş dünyası aynı korkulardan bahsediyordu. O korkunun görünen adı "İrtica"ydı. Olayları fişlemeler takip etti. Akademisyenler, subaylar ve yöneticiler görevlerinden uzaklaştırıldı. Meslek liselerinin ortaokul kısımları kapandı. Bazı öğrencilerin üniversitelere girişi, katsayı uygulaması ile engellendi. Demokrasiye balans ayarı tanklarla yapıldı.

Ankara Sincan'da tanklarla geçiş yapıldı. Ve tarih 28 Şubat 1997. En uzun Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından Başbakan Necmettin Erbakan'a yapılan baskılar iyice arttı. O MGK'da "bin yıl sürecek" denilen süreç için önemli bir dönemeç dönülüyordu. Sonunda 28 Şubatçıların istediği oldu, Başbakan Erbakan istifa etti. Bu istifayla birlikte, korku senaryoları yerini siyaset mühendisliğine bıraktı. Hükümet ortağı DYP'nin Genel Başkanı Tansu Çiller'in başbakan olmasını beklenirken Cumhurbaşkanı Demirel, hükümeti kurma görevini ANAP lideri Mesut Yılmaz'a verdi...

Toplumun belli bir kesimine yapılan zulümler, sermaye üzerindeki kayırmalar ve baskılar, siyaseti halkın tercihleri ve yönelimlerinden çok süngü gücü ile dizayn etmeler… 28 Şubat bu ve benzeri pek çok argümanı içinde barındıran gerçek bir zulüm dönemiydi.

Aslında Özal'ın şaibeli bir şekilde öldüğü 1993 yılında başlamıştı 28 Şubat sürecine giden yollar… Eşref Bitlis, Uğur Mumcu, Adnan Kahveci, Muammer Aksoy, Necip Hablemitoğlu, Gaffar Okan gibi hafızalarda kalan suikastlar sadece birkaçı olarak sayılabilir. Susurluk kazası gibi toplumun çok anlayamadığı ama birilerinin hesaplaştığı popüler vakalar ile başlayan süreç, “1000 yıl sürecek” kibriyle zirveye ulaşmıştı. Türkiye gibi bir kavşak ülkede halkın muhafazakâr ve dindar kesiminin seçilmesinin tek bir sebebi vardı. O da yeni dizayn edilen dünyada taşların yerini değiştirme niyetiydi. Tıpkı Menemende sahneye konulan oyun gibi dindarlık adı altında bazı provokatör kişi ve gruplar eliyle dindar kesim çoktan hedef tahtasına oturtulmuştu bile. 28 Şubat'ı yaptıranlar ve yapanlar açısından boyunduruğa razı olan kişinin dini ya da inancı hiç önemli değildir. 28 Şubat Türkiye'nin iki yüzyıl sonra ilk kez elden çıkmakta olduğunu hisseden küresel gücün panik atağının bir sonucudur. Necmettin Erbakan'ın Başbakanlığa gelmesi sonrası yaptığı bazı temel değişimler küresel sistemde alarm zillerini çaldırdı. Dış politikada D-8 atağı ve, ekonomide havuz hesabı uygulaması en önemli çıktılardı. Küresel sistemin izninin dışında bir siyasi birliktelik olan gelişmiş 8 Müslüman ülkeyi bir araya getirmeyi amaçlayan D-8 kabul edilemezdi. Çünkü bu tür bir siyasi birliktelik, 2. Dünya savaşı

sonrası kurulan ve ABD'nin jandarmalığı gözetiminde süren sistemin zaafiyet göstermeye başlaması demekti.

Havuz hesabı uygulaması da aslında küresel sistem için bir sorun teşkil etmiyordu ama onun içerideki uzantılarının ocağına kibrit suyu dökebilirdi. Havuz hesabı kısaca devletin tüm gelirlerinin tek bir havuzda toplanması demekti. Erbakan hem bu kurulu düzene çomak sokuyor hem de gelecek için farklı bir vizyon çiziyordu. Erbakan, “Yeniden Büyük Türkiye Projesini” açıklıyordu. Ama ne yazık ki bunlar uygulamaya geçirilemeden, iş dünyası, medyanın, askerlerin üçlü koalisyonuyla seçimle gelen iktidar, korku senaryoları ve nihayetinde askeri tanklarla yıkıldı. Ardından Refah Partisi kapatıldı, yöneticilerine siyasi yasak konuldu. Başarılı bir algı operasyonuydu, çünkü bütün fatura da o günlerde darbe yapılan insanlara kesildi. Binlerce insan okullarından ve işlerinden uzaklaştırıldı. Yüzlercesi komik sayılacak gerekçelerle mahkemelerde yargılanıp hapse atıldı. Toplumun bir kesimi diğer kesimine düşman haline getirilmeye çalışıldı. Bunun yanında ekonomi felç edildi. Onlarca banka batırıldı, Türkiye milyarlarca dolar zarara uğratıldı. Gayrı safi milli hasılanın üçte biri buharlaştırıldı…

Eski Genelkurmay Başkanlarından Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu "28 Şubat bin yıl sürecek" demiş olsa da Türkiye'nin toplumsal ve siyasi ortamındaki büyük çaplı değişimler daha güçlü çıktı; yaklaşık beş yıl sonra kararların hedefindeki siyasi oluşumun bünyesinden çıkan Recep Tayyip Erdoğan ve partisi hükümet oldu. 28 Şubat’ın kudretli(!) aktörlerinin daha sonraki trajik(!) akıbetleri malumunuzdur.

Geçmişte Erbakan'ı postmodern darbe ile iktidardan indirenlerin bugün Tayyip Erdoğan'a “Mit krizi, Gezi olayları, 17-25 Şubat yargı darbesi ve 15 Temmuz açık darbe girişimlerini” niye yaptığını tekerrür eden tarihe bakarak daha iyi anlayabiliriz. 28 Şubat postmodern darbesini sadece din ve dindara baskı üzerinden okumak eksik bırakmak demektir. Din ve dindara yapılan baskı FETÖ'nün önünü açmak ve dindar insanları onun kapısına yığmak için yapılmış bir sahte bayrak operasyonu olarak da okuyabilmeliyiz. 28 Şubat darbesini yapan zihniyetin 1997-2002 arasında kısa süren asr-ı saadeti Ak Partili yılların doğumu ile bittiğini unutmamalıyız O günün çileleri ve mücadeleleri, bugünün büyüyen Türkiye'sinin temellerini atıldığı zor zamanlardı aslında. Her musibetten bir nasihat çıkarmak bu olsa gerek. Türkiye’de demokrasi, insan hakları, millet egemenliğine dayalı çağdaş hukuk normlarının her kademede uygulanması ve askeri vesayetin tamamen ortadan kaldırılması dileğiyle...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.