1. YAZARLAR

  2. İbrahim Halil Baran

  3. Kürdün Millî Haysiyetsizliği
İbrahim Halil Baran

İbrahim Halil Baran

rudaw-turkish
Yazarın Tüm Yazıları >

Kürdün Millî Haysiyetsizliği

A+A-

Türkler’in sosyalist şairi Nazım Hikmet, 1936 yılında Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı adıyla bir kitap yayımlar. Bu eserde Osmanlı’nın beşinci sultanı Çelebi Mehmet’e karşı ayaklanan ve asılan Şeyh Bedreddin, Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa’nın hikâyeleri anlatılır. Bedreddin’in bilge bir Marksist olarak tasvir edilip özneleştirildiği bu edebi metin, Türk solcuları için milli tarihlerinde demokrasi ve eşitlik talebine sahip bir proleter devrimgirişimlerinin olması bakımından çok önemlidir.Hem millidir, hem de devrimci. Asya Tipi Üretim Tarzı tezinin işlendiği roman ve metinlerin ortaya çıkışında da bu temel argüman etrafında tartışmalar yürür: Millî olan ve Marksist olan.

 

Nazım Hikmet, bu destanı neden yazdığı konusundaki soruya kısa ve net bir cevap verir: Milli gurur. Şair, Şeyh Bedreddin hareketini yaratan milletin parçası olmaktan gurur duyduğunu ifade edince milliyetçilikle suçlanır ve “Milli Gurur” adıyla destana bir ek kitapçık yayımlar. Burada kendi milliyetçiliğiniLenin’in Rus milleti ile övünmesine dair örneklerle destekler. Hatta onun cümlelerini alıntılar ve sadece Rus kelimesi yerine Türk’ü koyar.

 

Denizler, Mahirler ve diğer bilumum Kemalist figürler gibi Nazım Hikmet’in Şeyh Bedreddin anlatısı da, sapına kadar Türk olan bu literatür üzerinden, Kürtler’le hiçbir alakası olmamasına rağmen Kürt hareketlerinin de 1980 sonrası devrimci metinlerine girmiştir.Bugün dahi Şeyh Bedreddin ve Bedirhan Bey’in aynı kişi olduğunu sanan çılgın bir grup genç bile vardır. Ahmet Kaya’nın Şeyh Bedreddin Destanı’nı okumuş olmasını bile milli bir şey olarak algılamışlardır.

 

Kuzey Kürdistan’daki sol hareketler için çarpıcı bir iddia olarak şu söylenebilir: Yakın bir geçmişe kadar, dönemin liderlerinin anıları dışında, neredeyse hiçbir entelektüel üretimleri yoktur. Belki de yabancı dil konusundaki yetersizliklerinden dolayı, ancak Türkçe’ye kötü çevrilmiş kitaplar üzerinden bir sol okumaya tabi olmuşlardır. Bu anlamıyla, Türk sol zihninin kendisi için ürettiği tezleri beynelmilel sanmışlardır ve Türkler’in kendi içlerindeki Türkiye tartışmalarının düşünsel artıklarıyla yetinmişlerdir.

 

1960’ların sonunda DDKO’cuların, 1970’lerin ortalarında da Abdullah Öcalan ve çevresinin takdire şayan ayrı örgütlenme atılımları bile, 1990’ların sonunda sırf bu yanlış beslenme alışkanlığından dolayı geriye ket vurmuştur. Kürdistan’a yönelik bütün işgalci eğilim ve fikirlerine rağmen önce Doğu Perinçek’in, ardından Yalçın Küçük’ün solcu ideolog olarak Kürt piyasasına dahli ve tam da bu ayrı örgütlenememe ve zihinsel açlık yüzünden baş tacı edilmesi dünkü gibi aklımızdadır.Bugün de değişen pek bir şey yoktur zira Nazım Hikmet’i dile getiren milli gurur, bizde milli bir haysiyetsizliğe dönüşmüştür ve süreğendir.

 

Birinci basımı Nisan 2010’da yapılan TBMM meclis albümünün, ilk cildi 1920-2010 yılları arasında görev almış vekillerin biyografilerini içeriyor. Özellikle meclisin birinci döneminde, Şeyh Said’le birlikte hareket ettikleri için asılan Kürt liderleri gibi, Kürt katliamlarında görev almış vekiller de çokça yer kaplıyor. Bunlardan biri de mazbatası “Kadri” adına düzenlenen ve daha sonra isim defteri ile tutanaklara Kadri Ahmet olarak geçen Abdülkadir Kadri Kürkcü.

 

1920-1927 yılları arasında meclisin ilk döneminde Diyarbekir, ikinci döneminde ise Siverek mebusluğu yapmış bu zatın albümde iki biyografisi var. İki biyografi arasındaki tek fark ise ikincisine eklenen binbaşılık rütbesiKadri Ahmet Kürkcü, babasının görevi sebebiyle Diyarbekir’de doğmuş ve asker olarak yetiştirilmiş. 1919’da da kıdemli yüzbaşı olarak Diyarbekir Jandarma Alayı’nagönderilmiş. Bu görevdeyken de meclise vekil olarak atanmış.

 

Cemîlê Çeto isyanının bastırılması için kısa bir süre Ankara’dan ayrılmak durumunda kalmış ve neticede 6 mart 1921’de Koçgiri’de büyük bir Kürt isyanının patlak vermesi üzerine Milli Müdafaa Vekalatince vatanî hizmetler için kendisine izin verilmiş ve meclisten bir süreliğine ayrılmıştır. Koçgiri’ye giden Kadri Ahmet Kürkcü, yüzbaşı rütbesiyle harekât subayı olarak görev almıştır.

 

Neticede İsyan kanlı bir şekilde bastırılır. Kürkcü’nün de yer aldığıSıkıyönetim Mahkemesi, 12 Ekim 1921’de Alişan Bey, Haydar Bey, Alişer Bey ve eşi Zarife ile ayrıca 95 isyancıyı idama, 180 isyancıyı ise müebbet hapse mahkûm eder. İdama mahkûm edilen Alişan Bey’in cezalandırılmasını önlemek maksadı ile Ankara Hükümeti, Mustafa Kemal’e ve Türkiye Millet Meclisi’ne Dersim aşiretleri namına telgraflar ve mazbatalar yazılmış ve gönderilmiştir.

 

Bu müracaatlar neticesinde Mustafa Kemal, Dersimli Baytar Nuri ve Koçgirili Alişêr dışındaki tevkif edilmiş olanları af ve tahliye eder. İkinci bir af ile de Dersim’i terk etmek üzere Alişan Bey’e ve mahiyetindeki Koçgirilileri af etmiştir. 1924 yılında, Alişan ve Haydar Bey kardeşlerin tekrar vatanlarına dönmelerine izin verilmiş ise de, Alişan Bey, 14 Mart 1924’te İmranlı’daki evinde bombalı bir saldırıyla öldürülmüştür. Tam da bu tarihte, artık meclise bu sefer de Siverek vekili olarak dönmüş olan Kadri Ahmet Kürkcü, taltif edilmiş ve rütbesi binbaşılığa yükseltilmiştir.

 

Kadri Ahmet Kürkcü, 2011 yılında Mersin’den BDP’nin Kürt oylarıylaTBMM’ye milletvekili olarak seçtirdiği ve şimdi de yeterince Türkiyelileşmiş HDP’nin, İzmir 1. Bölgeden 1. Sıra adayı Ertuğrul Kürkcü’nün öz dedesidir. Ertuğrul Kürkcü, şimdiye dek dedesinin Kürtler’e ve Kürdistan’a karşı işlediği katliam suçlarından dolayı herhangi bir özür dilememiştir.

 

“Samanlık gazisi” olarak suçlandığı ve itibarının zedelendiği Türk Sol cenahından, Kürt hareketinin partisine geçişini tümüyle sosyalist duyarlılığa borçlu olan Kürkcü, HDP barajı aşarsa, dedesi gibi iki dönem Kürtleri temsil etmiş olacak. Bildiğimiz kadarıyla Kürkcü, sık sık dedesinin Diyarbekir doğumlu olması ve oradan vekil olmasıyla övünür; ama hakikat budur. Elbette dedenin suçu torunlarına yüklenmez ama milli gurur, tam da 1990’larda Kürdistan’ı yakan Veli Küçük’lerin torunları Kürtler’in temsilcisi olmasın diye vardır.Kobani’yi yıkan IŞİD’lilerin torunları Kobanili çocukların vekili olmasındiye vardır. 



Zihni ve milli gururu alınan Kürt, bu hakikat karşısında “ama bizim de dedelerimiz zamanında Ermenileri öldürmüştü” der. Fakat bu zihin, Ermeniler’e karşı suç işlemiş bir dedenin torunu olarak kendisinin neden Ermeni oylarıylavekil seçtirilmediği, dahası her sene neden onlardan özür dileme mahcubiyeti yaşadığı konusunda bir cevaba da sahip değildir.

 
 





 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.