1. YAZARLAR

  2. Zeki SAVAŞ

  3. Kürdler ve Kürdistan
Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Kürdler ve Kürdistan

A+A-

Bir milleti(ulusu) var eden, bir milletin derli toplu millet olmasını sağlayan temel unsurlardan biri de dil birliğidir.

Ortak bir yazımın, ortak bir alfabenin, ortak bir gramerin, ortak bir resmi dilin varlığı, o dile mensup farklı coğrafyalardaki insanlar arasında sağlıklı iletişimi sağlayacağı gibi, onların bir millet olmalarına da önemli oranda katkı sunar.

Kürtler farklı siyasi coğrafyalara dağılmış durumdadırlar. Ana gövdenin olduğu bölgelerde egemen diller Arapça, Türkçe ve Farsça’dır. Arapça’nın hâkim olduğu bölgelerdeki Kürdçe’de Arapça’nın te’siri; Türkçe’nin hâkim olduğu yerlerde Türkçe’nin te’siri; Farsça’nın hâkim olduğu yerde de Farsça’nın te’siri söz konusudur. Başka ülkelerde yaşayan Kürdler de doğal olarak oradaki hâkim dilden etkilenmektedirler. Çünkü hâkim ve resmi diller, daima ikinci derecede kalan diller üzerinde etki bırakır ve bazen onu tanınamaz hale getirir. Üniversitede okuyan bir arkadaşın Kürdçe konuşurken, ‘birinci devre sınıfta kalmış kır’ demesi, Kürdçenin nasıl te’sir altında kaldığını gösteren çarpıcı bir örnek olarak hafızamda yer etmiş durumdadır. Böyle tuhaflıkları Farsça’nın etkisindeki Azeri Türkçesinde de gördüm. Bu etkilenme, aynı konumda olan tüm diller için geçerlidir.

Bir dil yazı dili olmadığı, kültürel, sosyal, siyasi, askeri, ekonomik ve bilimsel alanların tümünde kullanılmadığı zaman, aynı alanlarda kullanılan dil kadar gelişemez.

Yasaklanmış bir dilin gelişimi ise çok daha zordur. Kürdçe uzun yıllar Türkiye ve Suriye’de yasak idi. İran ve Irak’ta yasak olmadığı için gelişim oranı daha iyi sayılır.

Dil birliğini olumsuz etkileyen bu tesir olayından ayrı bir de Kürdçedeki lehçe farklılıkları söz konusudur. Bu türden farklılıklar Türkiye’deki Kürdler arasında çok derin olmasa da İran ve Irak Kürdleri arasında derin sayılır. İran Kürdleri arasında Sorani, Gorani, Urami ve Kırmanci olmak üzere dört ayrı lehçe kullanılır.

Irak’ta da Badıni ve Sorani farkı, önemli bir yarışmayı içermektedir.

Bütün bu sorunlar, ortak bir dil, ortak bir alfabe, ortak bir gramer ve bu ortak dil üzerinden üretilecek çok yönlü eserler sayesinde asgari düzeye çekilebilir.

Peki, kim böyle bir çalışmayı yapacak? Hangi ülkedeki Kürdler bu işin sorumluluğunu üstlenecek? Örneğin Irak Kürtleri yaparsa, diğerleri bunu kabul eder mi? Aynı soru İran, Türkiye ve Suriye Kürdleri için de geçerlidir. En iyi çözüm, Kürdlerin yaşadığı tüm bölgelerden seçilecek bilimsel bir kurul tarafından böyle bir çalışmanın yapılmasıdır. Hâlihazırda böyle bir çalışmaya destek verecek, ev sahipliği yapacak ve finansmanını sağlayacak yer, Kuzey Irak’taki Kürdistan yönetimi olsa gerek.

İran dilleri üzerinde yüksek ihtisas yapmış bir doktor arkadaşım, üç yıl önce Mesut Barzani’ye bu çerçevede bir proje sunduğunu, böyle bir çalışmayı yapabileceğini, bu tarz bir çalışma için gerekli hazırlıklarının olduğunu ve Barzani’den bu çalışmanın finansmanının karşılanmasını istediğini ve Mesut Barzani’nin de bu öneriye çok sıcak baktığını ve bu konuyu takip edeceğini söylediğini bana aktarmıştı. Ancak Mesut Barzani’nin daha sonra konuyla ilgilenmediğini söyledi. Öneri sahibi, Kürd değildi. Ancak böyle bir çalışmanın da Kürd olmayan biri tarafından yapılması gerektiğini savunuyordu. Ona göre, Kürdlerden biri böyle bir çalışma yaparsa, ötekiler kabul etmezdi.

Mesut Barzani’nin, önemsediğini söylediği böyle önemli bir konuyu neden sonra takip etmediğini bilmiyorum. Öneri sahibinin Kürd olmaması, bir sebep olabilir.

Böyle bir çalışmanın yararlı ve zaruri olduğu kanaatindeyim. Tedvin edilecek gramer ve sözlüğün bütün Kürdler tarafından kabul görmesinin yolu, müşterek bir kurul tarafından hazırlanmasından geçmektedir. Kurul başkanının kim olduğu bence çok önemli değil. Kürd olmayan bir dilci de olabilir ama; Batılı biri olmamalıdır. Bu türden bir çalışmayı mutlaka Doğulular yapmalıdır. Batılıların bu tür çalışmalarına kuşkuyla bakmalıyız. Batılı şarkiyatçılar genellikle bu tür çalışmaları, iyi niyetle yapmaz ve araya kendilerinin lehine, bizim aleyhimize bir şeyler karıştırırlar.

Türkiye, İran, Irak, Suriye, Ermenistan ve Rusya’da yaşayan Kürdlerin birbirini rahat anlamalarının, sağlıklı iletişim kurabilmelerinin ve aralarındaki kültürel birikimin paylaşılmasının en önemli yolu, ortak bir alfabenin ve ortak bir yazım dilinin oluşturulmasıdır. Farklı alfabeler, farklı lehçeler ve Kürdçenin üzerinde var olan diğer dil tesirleri devam ettikçe, Kürdler için ortak bir dil oluşmaz. Ortak dil oluşmadığı sürece, sayıları ne kadar artsa da birleşik bir Kürd milletinin varlığından söz etmek güçleşecektir. Çünkü alfabe ve dil birliğinin olmaması,  yekvücut bir millet olamamışlık anlamına gelir. Alfabe ve dil birliği, arkasından çok sayıda birliği getirdiği için aynı dili konuşanları bir bütün haline getirmektedir.

Kürdler, yaklaşık bir asırdır neredeyse tüm enerjilerini siyasal zeminlerde harcadılar. Bu nedenle Kürdlerin, siyasi-askeri mücadeleyle özdeşleştiğini söylemek mümkün. Silahlı mücadeleyle neler kazandıkları ve neler kaybettikleri ise, ayrı bir bahis konusudur. Ancak siyasi ve silahlı alandaki varlıklarına karşılık kültürel ve ekonomik alanda tam aksine bir geri kalmışlıktan söz edebiliriz. Örneğin son yüzyılda Kürd dili, edebiyatı, sanatı, folkloru ile ilgili kaç tane Kürdçe eser yazıldı? Daha önceki dönemlerde yazılmış Kürdçe eserlerle ilgili kaç çalışma yapıldı? Devrimden sonra İran Kürdistan’ında ve son on yılda da Güney Kürdistan’da bazı çalışmalar yapılmaktadır ama yine de siyasi ve askeri alanlardaki gelişmelere oranla çok zayıf sayılır ve bütün Kürdleri kapsayacak bir mahiyette değildir.

Son bir asır boyunca kesintisiz süren Kürd davasına karşılık, Kürd alfabesi, dili, grameri ve sözlüğü ile ilgili hatırı sayılır çalışmaların yapılmamış olması, bu konuda önemli bir mesafe kat edilmemiş olması, kültürel alana ilgisizlik veya bu alandaki geri kalmışlıkla açıklanabilir. Bazıları, ‘askeri ve siyasi alanda başarı sağlanmadan,  haklar alınmadan kültürel ve ekonomik alanda çalışmalar yapılamaz’ diyebilir. Peki, kültürel alanda birikim sahibi olmadan ve ekonomik bakımdan kalkınmadan siyasi alanda başarılı olunabilir mi? “Evet” diye cevaplamanın kolay olmadığı inancındayım. Çünkü hayat bir bütündür. Siyaset, kültür, ekonomi birbirini tamamlar. Kültür ve ekonomi, siyaset ve askeri alanın alt yapısını oluşturur. Kültürel birikim ve ekonomik güç olmadan kazanılacak muhtemel bir başarının kısa sürede toplumsal taleplere cevap vermede ciddi bir yetmezlik içine düşeceği muhakkaktır.

Değerler manzumesini de kültürel birikim içinde saymalıyız. Siyasi ve silahlı mücadeleyi önceleyen Kürdlerin çoğu önce sosyalist ideolojiyi benimsedi. Sosyalizm çökünce, ideolojik boşluk onları da kuşattı. Akranları gibi onlar da sosyal demokrasiyi sığınılacak son liman olarak görmüş durumdadırlar. İdeolojik açıdan veya değerler manzumesi bakımından hem halde hem de gelecekte ciddi bir çıkmaz ile karşılaşacakları kaçınılmazdır. Kürdler İngiliz, Fransız ve Alman değildir. Kürd milletini adı geçen ideolojilerle yönetmek isteyenler, bir gün iktidar olsalar bile, CHP’den farklı olmayacaklardır. CHP ne kadar bu halk ile özdeşleşebildi ve ne kadar bu halkın sorunlarını çözdü ise, onlar da en fazla o kadar başarılı olabilir. CHP, bu halkın değerler manzumesiyle ne kadar savaştıysa, onlar da en az o kadar savaşmak durumunda kalacaklardır. Kaldı ki, kültürel ve ekonomik gelişmemişlik de dikkate alındığında, başarı grafiğinin çok daha aşağılarda seyretmesi mümkündür. Böyle bir durumda Kürd halkının eski günleri arzular hale gelmesi de gayet mümkündür.

Nice halk devrimlerinden sonra aynı halkın geçmişe özlem duyduğu, iyileşmek için yaptıkları devrimin, durumu daha da kötüleştirdiği ve yeni bir devrime yöneldikleri siyasi tarihte kayıtlıdır. Sosyalizm neden çöktü? Çünkü bir bütün olarak toplumsal ihtiyaçlara cevap veremedi.

İslam devletiyle ilgili de böyle bir yargı vardı/vardır. Önce devletimiz olsun, sonra bütün sorunlar kendiliğinden çözülür. Hâlbuki öyle değildir. Eğer sizin bütün alanlarda toplumsal talepleri karşılayacak kültürel, ekonomik ve siyasi birikiminiz yeterli değilse, cevap verecek mahiyette değilse devlet olduktan sonra başarısızlığınızı baskıyla örtmek zorunda kalırsınız. Devlet ve siyasi başarı, hayatın tüm sorunlarını çözen sihirli bir değnek değildir.

Eğer Kürd halkının değerler manzumesiyle, ekonomisiyle, sosyal yaşamıyla, dili, grameri, edebiyatı ve folkloruyla ilgili Kürd halkının ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde sağlıklı ve uyumlu bir birikim ve hazırlığı yoksa tek başına siyasal başarının Kürdlere mutluluk getirmeyeceğinden herkes emin olabilir. Bu durum, sadece Kürd halkıyla ilgili olmayıp tüm halklar için geçerli bir kuraldır.

Kültürel alana ve kültürel birikime ilişkin şu soruyu kendimize soralım: Kürd halkı arasında ‘Kürdler, Türkiye toplumunun en okumuş ve en kültürlü halkı olmalıdır’ şeklinde bir ideal, ülkü ve hedefin varlığından söz edilebilir mi? Bir adım daha yukarıya tırmanıp ‘Kürdler Ortadoğu halklarının en tahsillisi ve bilgini olmalıdır’ şeklinde bir hedef var mı? Bir basamak daha yukarı çıkıp ‘Kürdler İslam dünyasının en aydın, en okumuşu ve bilgin halkı olmalıdır’ şeklinde bir ideal var mı? Kürd ailelerinde böyle bir düşünce hâkim midir? Her anne baba, ne pahasına olursa olsun, çocuklarıma yüksek tahsil yaptırmalıyım diyor mu? Her okumuş Kürd, iyi bir Kürdçe ve Türkçenin dışında İngilizce, Arapça ve Farsça dillerinden birini de öğrenmelidir diye bir hedefimiz var mı? Çocuklarımızın toplumsal geleceğimizde nasıl rol alacağına ilişkin proje üretme anlayışı ailelerimizde var mıdır? Muş’ta daha çok çocuk yarışına giren iki ağa- ki birin kırk küsur ve ötekinin elli küsur çocuğu vardı hatırladığım kadarıyla- acaba çocuklarının tahsil durumuyla ilgili ne düşünüyorlardı?! Bu çocukların Kürd halkının geleceğine nasıl katkı sunacaklarıyla ilgili bir hedefleri var mıydı?!

Yıllar önce okuduğum bir yazıda, Arap halkları arasında yapılan bir anketin, Araplar arasında en yüksek tahsil oranına sahip halkın Filistinliler olduğunu gösterdiği ifade ediliyordu. Filistinlilerin Kürdlerden daha iyi şartlarda olduğunu kimse iddia edemez. Hatta iki halkın içinde bulunduğu koşullar kıyas dahi edilemez. Peki, Neden Kürdlerin kültür düzeyi geri sırada? Neden Kürdlerin kültür düzeyinin Araplar, Farslar ve Türkler’den daha ileride olması gerekir diye bir hedefe sahip değiliz?

Kürdler, kültürel birikim açısından iyi bir durumda değildir. Fakirlik sınırının altında seyretmektedirler. Eğer halk olarak bu yönde bizde bir ideal olsaydı, en azından 20. asırda çevre halklarını sollayabilecek, onların önüne geçebilecek bir düzeyi yakalayabilirdik. Bu düzeyi onlara rağmen yakalayabilirdik. Ne yazık ki, hiçbir siyasi Kürd hareketi böyle bir idealin oluşmasına öncülük etmedi.

Kürd fikir önderlerinden kaçı, Kürd halkının kuvvet ve zaaf noktalarını sosyoloji ve psikoloji ilminin verilerinden de yararlanarak analitik bir değerlendirmeye tabi tutup kuvvet noktalarının daha bir geliştirilmesine ve zaaf noktalarının izalesine ilişkin öneriler sundu? Kan davalarını, aşiret yapılarını, güçlü ailelerin zayıf ailelere baskı uygulamasını, halkımız arasındaki hased ve kıskançlığı tahlil eden, çözüm yolları öneren ve Kürd halkının önce kendi içinde devrim yapması gerektiğini işleyen kaç aydınımız ve düşünürümüz oldu? Kürd halkının kültürel alandaki sorunlarının, bu halkın siyasi mücadelesine olumsuz etkilerini konu edinen kaç çalışmamız vardır?

Kürd halkı müslümandır. Bu halkın sorunlarının çözümü İslami değerler manzumesinde aranmalıdır. Peygamberimiz Medine’ye hicret ettiğinde orada az sayıda Müslüman vardı. Müslümanların dışında Yahudiler, müşrikler ve Hıristiyanlar vardı. Kabileler arası savaşlar söz konusuydu. Peygamber önce Müslümanlar arasında kardeşlik akdini sağladı. Kur’an müminleri kardeş ilan etti. Diğerleriyle de sözleşme imzaladı. Çok kısa sürede Medine’de önemli bir birlik ve vahdet oluşturdu. Bu birliğin temellerini, fikri arka planını İslam oluşturuyordu. “Hep birlikte Allah’ın ipine(İslam’a) sarılın, parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan sizi O kurtarmıştı. İşte Allah ayetlerin böyle açıklar ki, doğru yolu bulasınız.” (Al-i İmran 103)

Kürdler birçok açıdan bölünmüş durumdadır. Kan davaları, siyasi çekişmeler ve ideolojik ihtilaflar. Kürdler önce kendi arasında birliği, vahdeti, kardeşliği sağlamalı ve örnek bir toplum oluşturmalıdır ki, diğer kavimlere karşı gündeme getirdikleri kardeşlik çağrısı anlamlı olsun, yankı bulsun. Kürdlerin birliğini, vahdetini ve kardeşliğini sağlayabilecek yegâne şey, İslam’dır. Bu konuda âlimlere, hocalara ve müslüman Kürd aydınlarına önemli sorumluluklar düşmektedir.

Kültürel ıslah gerçekleştirilmedikçe siyasette başarılı ve sağlıklı politikalar geliştirilemez. PKK sürekli aşiret kültürünü eleştirirken ve Öcalan’ın kendisi Barzani ve Talabani’yi aşiret reisliğiyle suçlarken, bölgede aşiret kültüründe var olan çatışmacı özellikten yararlanma yolunu tercih etti. Devlet de koruculuk sistemini geliştirerek aynı zaaftan su-i istifade yoluna gitti.

PKK’nın kendisinin dışında hiçbir harekete göz açtırmaması, onları tasfiye etmesi, feodal kültürün siyasete taşınmasından başka bir şey değildi. Aradaki fark, birinin geleneksel, ötekinin modern formda olmasıydı. Feodal veya çatışmacı aşiret kültürünün İslami yapılardan birinde de nasıl tezahür ettiğini yakından müşahede ettik. Kültürel ıslah olmadan siyaset yapılınca, kültürel zaaflar Kürd halkı aleyhine böyle sonuçlara yol açmaktadır.

Kürd halkının siyasetten önce veya en azından siyasete paralel olarak kültürel alanda bir değişime ve devrime ihtiyacı olduğu söylenebilir.

Kürdler Müslüman bir halktır. İslam, Kürdler arasında en yaygın ve etkin değerler manzumesini oluşturmaktadır. Ne var ki, bu değerler işletilememekte, bu değerler üzerinden bir ıslah hareketi oluşturulamamaktadır.

Kur’an’ın ilk emri ‘İkra/Oku’ şeklindedir. Ama Allah’ın adıyla oku. Marksist okuma şekli değil, seküler okuma şekli değil, laik okuma şekli değil, Allah’ın adıyla okumadır. İlk inen ayetlerde İnsana kalemi/yazmayı öğreten, insana bilmediklerini öğreten Allah’ın adıyla okuma emrediliyor. Kur’an nazil olduğu sırada Arap toplumunda okuma yazma oranı minimum düzeydeydi, kalem ve okuma revaçta olan bir şey değildi. Böyle bir toplumda vahyin okuma, kalem ve ilimle başlaması, İslam’ın nasıl bir insan ve nasıl bir toplum inşa etmek istediğini açıkça gösteriyor. Yine Mekkî surelerden olan Kalem suresi ve bu surenin ilk ayetinde Allah’ın kalem ve kalemin yazdıklarıyla yemin etmesi, Rabbimizin kaleme, ilme ve doğru bilgiye verdiği değeri göstermektedir. İnsanın yaratılış serüveninde meleklerin itirazına karşılık Allah u Teâlâ insanın bilgi sahibi olduğunu ve bilgisiyle meleklerden daha üstün olduğunu, meleklerle Âdem’i imtihana tabi tutarak gösteriyor. İslam’ın bu özelliği sayesinde cahil olan Arap toplumu yirmi yıl gibi bir sürede koca imparatorlukları tarih sahnesinden silecek güce ulaştı.

İslam’ın okuma ve bilgiyle ilgili emri umumidir. Emrin umumi olması, Müslüman halkların bu konuda yarışmasına mani değildir. Neden Kürdler ümmet içinde bir yarışı başlatıp birinciliğe oynamasın? Bilgide, ilimde, irfanda birinci olanlar, kaçınılmaz olarak siyasette ve askeri alanda da birinciliği yakalayacaklardır. Doğru bilgide üstün olanlar, diğerlerine karşı üstün duruma gelirler. “De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” İslam, insanı yaratılışta eşit görür ama; kazanımda, kesbde, güzel sıfatlarla donanmakta insanlar derecelere sahiptir, eşit değildir. Bilgi sahibi olanlar, cehd sahibi olanlar ve öncü olanlar diğerlerine nisbetle üstündürler.

Kürdler, kendi kültürlerinin ana omurgasını oluşturan İslami değerler manzumesinden hareketle kültürel bir ıslah, bir değişim ve bir devrim başlatabilir ve ümmet içinde birinciliğe ulaşabilir. Yeter ki var olan ama üstü küllendirilmiş olan değerlerimizi canlandırabilelim ve halkımızın bu değerleri keşfetmesine katkı sunabilelim. Sonrasını bu halkın kendisi getirir. Kimsenin bundan kuşkusu olmasın.

Ekonomik durumumuza gelince… Kürdler ekonomik bakımdan daima geri kalmışlığı tecrübe etti. Devletin bu konudaki politikalarının payını hepimiz biliyoruz. Ben, geri kalmışlığımızda biraz da kendi payımıza değinmek istiyorum.

Kürdlerde, ‘Kürd halkı ekonomik açıdan güçlenmeli, kalkınmalı ve mücavir halklardan daha ileride olmalıdır’ şeklinde bir hedef var mı? Kürdler başta kendi memleketinde olmak üzere her yerde ekonomik alanlarda birbirini desteklemeli, işbirliği yapmalı, birbirini kollamalı ve ekonomik yönden kalkınmalı ki, kültürel ve siyasi alanda da başarılı çalışmalar yapabilsin türünden bir ülkü ve ideal bizim kültürümüzde yer etmiş midir? Kaç aile çocuklarını bu türden ideallerle ve böyle bir kültürle büyütüyor?  Kürdistan’ı kalkındırmalıyız diye karınca gibi çalışan kaç Kürd vardır? Kürdistan’ı abad etmeliyiz diye ortaya çıkan bir hareket, bir Kürdistan kalkınma hareketi hiç söz konusu oldu mu bugüne kadar? Bu bir konu.

Ekonomik yönden kalkınmanın, yatırım yapabilmenin ve üretebilmenin ilk ve temel şartı güvenliktir.  Güvenliğin olmadığı yerde ekonomik kalkınma olmaz. Başta Kürdistan’ın kırsalında biz Kürdler birbirimizden emanda olmadık ve değiliz. Biz Kürd aileler ve aşiretler her zaman için birbirimize tehdit oluşturduk. Kendini koruyacak kadar insan ve silah gücü olmayan bir aile, eğer bir yatırım yapıp zengin olduysa, ötekiler veya güçlü olanlar onun başına mutlaka bir bela getirdi. Kültürümüzde hased ve kıskançlık vardır. Güçlünün zayıfı ezmesi vardır. Kalkınan bir aileyi Türkler değil, biz Kürdler terör ediyoruz. Başta biz birbirimizin kalkınmasına engel oluyoruz. Biz kendi ellerimizle güvenliğimizi tehlikeye atıyoruz. Kalkınma gücü olan, müteşebbis ve üretken insanlarımızı batıya göç etmeye biz zorluyoruz. Zengin olmak isteyip de insan ve silah gücü olmayanlarımızı batı bölgelerinde yatırıma biz zorladık. Bu olayın örnekleri o kadar çok ki, bu yazıyı okuyan ve kırsalda yaşamış olan her Kürd, ne dediğimi çok iyi anlar. Ben, kendi köyümüzden çevreye doğru tanıyabildiğim kadarıyla hiçbir aile ve akraba topluluğu yoktu ki, kendisinden bir kişi öldürülmüş olmasın veya kendileri başkasından birini öldürmüş olmasın. Herkes birbiri için bir tehdit unsuruydu. Bu koşullarda yatırım yapmak, zengin olmak, hedef olmakla eş anlamlıydı. Kendinizi ve sermayenizi koruyabilecek gücünüz yoksa, yatırımınız ya imha edilir ve ya sizin sonunuzu getirir.

Son elli yılda Kürdistandan batı bölgelerine kendi kültürümüzden kaynaklanan tehdit ve çatışmalardan/kan davalarından dolayı göç eden Kürd sayısını bilen var mı? Bu sebepten ötürü Kürdistan yerine batı bölgelerine yatırım yapan iş adamı sayısına ilişkin sağlıklı bir veri araştırması var mı? İstatistikler elimizde yok ama; milyonla ifade edilecek kadar insanın sırf kendi çatışmacı kültürümüz sonucu batıya gidip orada yatırım yaptığı kuvvetle muhtemeldir. Bu çatışmacı kültürün sonucu bir de bölge içi göçler vardır. Aileler ve aşiretler arası çatışma sonucu bir köyden başka bir köye, köyden ilçeye veya köyden ile göç eden önemli bir yekûn var. Bu süreçte mal varlığını yitiren, fakirleşen önemli bir kesim var. Nice köylerin bu iç çatışma kültürü sonucu harabe olduğunu çoğumuz görmüşüz.  Nice cennet gibi güzel köylerin ne devletin ne de PKK’nin müdahalesi sonucu değil de kendi çatışmacı kültürümüzün sonucu boşaldığına tanık olmuşuz.

Son elli yılda kan davasından dolayı kaç insanın öldüğüne dair bir istatistik çalışması yapılmış mıdır? Kaç insanın öldüğü, kaçının cezaevine girdiği, kaç çocuğun yetim, kaç bayanın dul kaldığı araştırılmış mıdır? Kan davalarının yol açtığı sosyal, psikolojik, kültürel ve ekonomik tahribatlara ilişkin kaç analitik eser Kürdler tarafından kaleme alınmıştır?

Bu kültür değişmeden, kültürel bir devrim yapmadan kalkınabilir miyiz? Ekonomik kalkınma için kültürümüzdeki bu iç çatışmayı sağlayan unsurların izalesi gerekir. Kültürümüzün ıslahı gerekir, değişmesi gerekir. Kültürel değişim ekonomik kalkınmayı ateşler. Ekonomik kalkınma kültürel gelişmeyi tetikler. Biri diğerini destekler. İkisi birden de siyasi alandaki başarıları etkiler.

Kültür değişmediği zaman, koşulların iyileşmesiyle, siyasi başarının sağlanmasıyla beklenen iyileşmeler olmaz. Sağlanan veya kazanılan imkânlar, kültürdeki zaaflardan ötürü halkın yararına işletilemez duruma gelir. Özal zamanını yaşayan insanlar bilir. Özal, Güneydoğu’ya önemli oranda teşvik kredileri açmıştı. Her taraf inşaat halindeydi. Ne var ki, atılan temellerin %90’ı yatırım amaçlı olmak yerine belirli oranda kredi almayı amaçlıyordu. Temelleri attıktan sonra müfettişlere rüşvet vererek inşaatın bittiği veya çok ileri merhaleye geldiği onaylatılıyor ve krediler alınarak ya batıda yatırıma dönüştürülüyor veya har vurup harman savruluyordu. Ancak % 10 gibi bir rakam gerçek yatırım peşindeydi. Kürdistan’ın her yerinde kimin ne kadar kredi aldığı ve hangi pavyonda, hangi kumarhanede ve bilmem nerede nasıl harcadığı konuşuluyordu. Neden? Niçin? Niye bu fırsat Kürd halkının kalkınması için değerlendirilmedi? Bu kredileri alanlar Kürdlerdi, başkası değil.

Kültürel ıslah olmadan, kültürel birikim oluşmadan, ekonomik kalkınma olmadan siyaset alanında kalıcı başarıların sağlanmasını çok zor görüyorum.

Kültürümüzü ıslah etmediğimiz için Saddam İran Kürtlerine yardım ettiğinde, İran Kürdleri dönüp Saddam’a, “Sen Kürdlere yardımda samimi isen önce Iraktaki Kürdlere yardım et ve onların sorununu çöz” diyemedi. Hakeza İran Şah’ı Irak Kürdlerine yardım ettiğinde Irak Kürdleri de aynı şeyi Şah’a söyleyemedi. Suriye, Türkiye Kürdlerine yardım ettiğinde Türkiye Kürdleri Hafız Esad’a, “Sen Kürd dostu isen önce Suriye’deki Kürdlere kimlik ver” diyemedi. Kültürümüzü ıslah etmediğimiz için PKK yanlısı Kürdler ile devlet yanlısı Kürdler sonuçta aynı işi yaptı, kendi insanına silahı doğrulttu.

Kültürümüzdeki zaafları gidermediğimiz sürece, muhaliflerin zaaflarımızdan su-i istifadesi devam eder ve siyasal mücadeleleri akamete uğratır.

Mollların, hocaların ve Müslüman Kürd aydınlarının yanında duyarlı her Müslüman Kürdün, mensubu olduğu halkın ilimde, bilimde, irfanda, ekonomide ve siyasette üstün duruma gelmesi için çalışması, hem İslami sorumluluğun hem de ulusal bilincin gereğidir.

Kürdistanın ıslahı için herkesin sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.