1. YAZARLAR

  2. Azad SERHILDAN

  3. Kürdistanlı Müslümanların Durumu ve &Ou
Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Kürdistanlı Müslümanların Durumu ve &Ou

A+A-

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde Kürt halkının sağcı-milliyetçi çizgiye mensup ılıman İslamı temsil eden devletçi kanat ile, sol mantalite üzerine şekillenmiş olup seküler bir dünya görüşünü temsil eden Kürt kökenli yapı arasında bocalayıp durduğunu müşahade etmekteyiz. Üçüncü bir güç olarak umutla beklenen Kürdistan merkezli İslami referanslı oluşumun, bu iki güç arasında yapacakları oranında kendisini nasıl bir geleceğin beklediğini ortaya koymak önem arz eden bir mevzu olarak karşımızda durmaktadır.

Kürdistan’da halkın politik bilinci arttıkça, Kürt siyasal hareketi olan BDP’ye yakınlaştığını görmekteyiz. Haklı taleplerini cesur bir şekilde savunması ve bu uğurda başlarına gelebilecek her türlü musibete karşı direnme kültürünü oluşturması, bu yapıyı cazibe merkezi haline getirmektedir. Gücünü yıldan yıla arttıran BDP ve onun askeri gücünü teşkil eden PKK, Kürdistan sathında bütüncül bazda bir kimlik oluşturma çabasına girerek etki alanını yaygınlaştırma fonksiyonunu yerine getirme uğraşındadır. Özellikle şu anki süreç itibariyle Hakkâri ve Şırnak illeri ve ilçelerinde tümsel varlığını gözle görülür bir şekilde hissettirmeye çalışmaktadır. Sosyal yaşam alanının hemen hemen her kategorisinde örgütlenme çalışmalarına hız vererek mutlak dokunuş ideallerini gerçekleştirme gayretindedirler. Bununla beraber Türk merkezli İslami yapılanmalar da, Kürdistan’da kendilerine yer açmak için var güçleriyle enerjilerini harcamaktadırlar. Özellikle Fethullah Gülen hareketi, özel bir itina ile Kürdistan’daki faaliyetlerini gittikçe hızlandırmaktadır. Bu hareketin AKP ile dirsek bağı kurması ve devletin birçok kurumunda etkili olması, onları BDP/PKK nezdinde tehlikeli bir rakip haline haline getirmiştir. Kürdistan’ın yerli halkı olup İslam’ı yaşamın her alanında hakim kılmaya çalışan Kürt dindarları ise, potansiyel olarak aslında BDP/PKK çizgisine muhalif en güçlü hareket konumundadır. Bu kesim, farklı cemaatler adı altında örgütlenseler de aslında varmak istedikleri hedef aynıdır. Bu hedef Kürt halkını temsil etme idealidir. Bu ideallerini gerçekleştirme noktasında yapmaları gerekenler ve etki düzeylerinin ne olacağı teorik bazda anlaşılmaya ihtiyaç duyan bir mevzudur.

Kürdistanlı Müslümanlar, Kürt halkını öncelikle savunulması gereken halk olarak müdafaa etmelidir. Diğer mazlum Müslüman milletler onların ikinci gündem maddelerini oluşturmalıdır. Nasıl Filistin’deki İslami cemaatler, ellerindeki her türlü imkânı seferber ederek Filistin'in ve Filistin halkının bağımsızlığını müdafaa ediyorsa, Kürdistan'daki İslami cemaatler de Kürdistan'ın ve Kürt halkının özgürleşmesi noktasında tüm gayretlerini seferber etmelidir. Uzak diyarlarda yapılan her türlü zulme karşı yükselen gür seslerinin daha da yüksek tonunu, içinde yaşadıkları Kürdistan coğrafyasındaki baskılara karşı dillendirmelidirler. Kendi halkının sorunlarına çözüm üretemeyen bir hareketin başka halklara akıl vermeye çalışması, mantık sınırlarını zorlayan traji-komik bir durumdur. Verdikleri akıl da hiçbir zaman pratiğe aktarılamayacak ve ne ordaki halkın, ne de ordaki İslami camiaların nezdinde hiçbir kıymeti olmayacaktır. Çünkü mücadeleyi yürüten ve bu uğrunda eziyetlere maruz kalanlar, akıl verenler değil, akıl verilenlerdir. Bundan dolayıdır ki, sıkıntılı herhangi bir İslam coğrafyasındaki herhangi İslamcı bir hareketin, Kürdistan ve Kürt hukukuna dair akıl verme gibi bir endişesi pek söz konusu değildir. Hele bu mesele, kendi cemaatsal ve milli menfaatlerine zarar verecek düzeydeyse, ellerinden geldiğince bulaşmamaya çalışırlar. Şu ana kadar Kürt halkına yapılan her türlü soykırıma karşı da birkaç cılız sesin dışında sükût etmeye devam etmişlerdir. Halbuki dünyanın herhangi bir coğrafyasında Müslümanlara yapılan zulme ilk ses çıkaranlardan biri de Kürdistan'daki İslamcılar olmuşlardır. Bundan dolayıdır ki, var olan tezatlığın bilinciyle asli sorun ile tali sorunun ayrımını yaparak yerelliğe inme başarısını gösterebilmelidirler Kürt Müslümanları.

Kürdistanlı Müslümanlar, şu anda kendilerini temsil edecek siyasi bir güce sahip değildir. Bununla beraber Kürdistan sorunu noktasında, meseleyi anlamaya dönük net bir görüşleri de mevcut değil. Farklı öbeklenmeler halinde örgütlenen Kürt İslamcı camialardan kimileri soruna, Misak-ı Milli sınırları içinde çözüm yolu üretmeye çalışırken; kimileri de bu sınırların yapaylığı realitesinden hareket ederek, farkındallık temeli üzerine ayrılıkçı politikalar üretmeye çalışmaktadır. Bu camialardan Türk-İslamcı çevrelerle sıkı bir diyaloğu olanlar, daha çok onlardan kendilerine sirayet eden sanal ümmet mefkûresiyle bütünleşme yolunda adımlar atılması gerektiğine inanırken, bu çevrelerle diyaloğu gevşek olanlar ise, reel konjoktür gereği Kürtlerin hayrına olacak en iyi çözüm yolunun ayrılıkçı bir politika olması gerektiğine inanmaktadır. Son süreçte, ayrılıkçı fikriyatın Kürdistan'da sesinin daha baskın çıktığını gözlemlemekteyiz. Bunun nedeni, Kürt İslamcılarının hayali ideallerinin determinist yaşam sahasının gerçekliğiyle bir türlü uyuşamaması yatmaktadır. Mutlak adalet ve kardeşlik söylemleriyle Türk İslamcılarıyla irtibata geçen Kürt İslamcıları, bu söylemlerin lafta kaldığını gördükçe kendileriyle onlar arasına mesafe koymaktadır. Türk İslamcılarının, Misak-ı Milli'ye Kürt-Türk kardeşliğini ayakta tutan unsur gözüyle bakmaları, Türk bayrağını bağımsızlığın simgesi olarak algılamaları ve devlet-PKK savaşımında iki tarafı da aynı kefeye koyarak suçlamaları Kürt Müslümanlarını ciddi manada bir zihin değişikliğine uğratmıştır. Bununla beraber, Türk Müslümanlarının Filistin, Çeçenistan gibi İslam diyarlarındaki baskıya karşı göstermiş oldukları duyarlılığın asgarisini bile Kürdistan'a gösterememesi, Kürt dindarları nezdinde yeni yeni rahatsızlıklara yol açmaktadır. Bu bilinç değişikliğinin son süreçte ivme kazanmasının nedeni ise, Kürdistani web sitelerinin etki alanlarını genişletmeleri ve sosyal paylaşım sayfalarında milli ve dini değerlerin birlikte yaşanmasına olan talebin fazlalığıdır.

Kürdistanlı Müslümanlar ilk etapta kitapevleri vasıtasıyla illegal bazda cemaatleşmete doğru yönelirken, yirmi birinci yüzyılın başlarından itibaren dernekler açarak legal yönde faaliyetlere girişmişlerdir. Bu derneklerden geçmişleri itibariyle aidiyat hissiyle birbirine bağlı olanlar biraraya gelerek platformlar oluşturmuşlardır. Platformlar, Kürdistanlı cemaatlerin resmi alana kaydırılmış yüzüdür aslında. Cemaatsal dönemdeki gizli, kapaklı çalışmalar ve bireysel adam kazanmalar, teknolojinin son hızla geliştiği günümüzde açık çalışmalara ve kitlesel kazanımlara dönüştüğünden platformların işlevi daha bir önem kazanmaktadır. Bir platform bölge sathına yayıldığı sürece etki düzeyi çok daha fazla olur. Etki düzeyinin fazlalığı onu güçlü bir yapı olarak dış çevreye yansıtır. Kürdistanlı İslamcıların platform aşamasına kadar olan en büyük sıkıntısı, dış çevreye kendilerini yeterince tanıtamamalarıydı. Bununla beraber dağınık bir görünüm arz etmeleri de apayrı bir sorun teşkil etmekteydi. Bu iki ana sorun, platformların oluşturulmasıyla giderilmiş oldu. Ayrıca, iç işlerindeki bireysel farklılıkların ortak bir paydada eritilmesiyle yekvücut bir görünüm arz etmeye başlamaları da pozitif bir gelişmedir. Platformlardan önce, özellikle önem itibariyle gündemden bir türlü düşmeyen ana meseleler hakkında birbiriyle çelişen bakış tarzları başta olmak üzere, taktik ve stratejilerdeki aykırılıkların farklı uygulamalara neden olması da bir şekilde önlenmiş oldu. Böylece parçacı nazariyeler ve uygulamalar bütüncül bir hüviyete bürünerek, pürüzsüz bir nida şeklinde topluma yansıtılmaya başlanmıştır.

26 Kasım 2011 tarihinde mutabakat metnini tamamlayıp kamuoyuyla paylaşan Öze Dönüş Platformu, resmen Kürdistan'ın bulanık siyasi havasına ilk adımını atmış oldu. Kökeni İran İslam Devrimi'ne kadar kayan ve süreç içinde istemedikleri bir kavganın içine girerek ağır bedeller ödeyen bir hareketin gönüldaşlarının elbirliğiyle oluşturulan bu platform, Kürt halkının hem dini, hem de milli açlığını duyuracak potansiyeli özlerinde barındırmaktadır. 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen Erciş merkezli Van depreminde mutabakat metnini henüz hazırlamadıkları halde bile yapmış oldukları icraatlerle, gelecek günlerde çok büyük işlerin altına imza atacaklarını göstermiş oldular. Şırnak Uludere'de 34 masum insanın katledilmesiyle ilgili olarak tuttukları rapor ve yapmış oldukları basın açıklamasıyla da durdukları yeri net bir şekilde göstermeye çalıştılar. Bu katliam ile ilgili yaptıkları çalışmalar, bazı çevreler tarafından özlerine dönen Kürt Müslümanları şeklinde, bazıları tarafından da milliyetçiliğe ve yurtseverliğe kayış şeklinde yanlış lanse edilmeye çalışıldı. Bu platformu oluşturan İslami kesim, 1980'li yıllardan günümüze kadar Kürt ve Kürdistan hukukuna sürekli vurgu yapmıştır, ki bu vurgusu onun şer güçler tarafından her türlü zulme maruz kalmasına neden olmuştur. Bundan dolayıdır ki, bu platform özüne hiçbir zaman yabancılaşmadı ve özünden kopmadı. Diğer eleştiriye gelince, işgalci Türk kolluk kuvvetlerine karşı çıkarak, mazlum Kürt halkını müdafaa edip Kürdistan'ın diğer istilaya uğramış İslam coğrafyaları gibi istiladan arındırılması gerektiğini söylemesi, eğer milliyetçiliğe kayış olarak görülüyorsa, o zaman bu eleştiriyi yapanlar istimlak altına alınan İslam coğrafyalarında mücadele eden tüm İslami hareketleri de milliyetçilikle itham etmeleri gerekir. Bu tür yersiz suçlamaları yapanlara tavsiyem, at gözlüklerini çıkarmaları ve empati yetilerini geliştirerek nesnel bakış tarzına sahip olmalarıdır.

Öze Dönüş Platformu, başta siyasi meseleler olmak üzere, toplumun eğitim, kültür, sağlık, ekonomi gibi alanlarına el atabilmeli ve bu alanlardaki sıkıntılara gücü nisbetinde çözüm yolları üretme ve üretilen çözüm yollarını pratiğe aktarma başarısını gösterebilmelidir. Her bir alana ait kurulacak özel ekipler, kendi alanlarında belirleyecekleri sorunu tahlil edip onun üzerinde yapmaları gerekenleri mütalaa ederek icraata aktarmaları gerekir. Belirlenen sorun layıkıyla yerine getirilmeden başka bir soruna el atılmamalıdır. Bir seferde birçok iş yapmaya kalkışma, tüm işleri eline yüzüne bulaştırmaya dönüşeceğinden bu durumlarda parçacı bir yaklaşımın tercih edilmesi gerekir. Ayrıca Platform, İslam ve Kürdistan tarihinde meydana gelen ve güncelliğini koruyan olaylara sahip çıkarak, bu olayların yaşandığı tarihlerin yıldönümlerinde halka dönük etkinliklerde bulunarak alanını genişletebilmelidir. Bu yapılacak etkinliklerde, halkın azami derecede istifade edebilmesi için platformun üyeleri ve gönüldaşları var güçleriyle mücadelelerini yürütebilmelidirler. Özellikle Platform toplumun her katmanındaki insan grubuna mesajını ulaştırma çabasında olmalıdır. Bunun için de, kendi kitle iletişim araçlarını oluşturarak, kendisini sürekli halkın gündeminde tutabilmelidir. Bununla beraber Kürdistan'daki değişik platformlarla farklı konularda ortak bir zemin ve dil oluşturarak ortaklaşa basın açıklamalarında bulunabilmelidir. Bu tür durumlarda diğer platformların ideolojisine bakılmamalı ve ortak insani değerlerin ön plana çıkarılıp, bu değerlerin yaşatılıp daha da güçlendirilmesi noktasında birlikte hareket edebilmelidir.

Öze Dönüş Platformu, çok kısa bir sürede Kürdistan İslamcılığının önemli bir mevzisi haline gelebilecek potansiyeli bünyesinde barındırmaktadır. Platform taşıyıcılarının söylemlerindeki netlik, eylemselliklerindeki adaleti merkeze alan duruş ve geniş bir alana yayılan kitle gücü onları istenilen konuma getirecektir şüphesiz. Bu vesileyle, platformun hayırlara nail olmasını diler, aydınlık günlere kavuşmak isteyen mazlum halkımıza umut ışığı olmasını yüce Mevla'dan niyaz ederim.
Önceki ve Sonraki Yazılar