1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Kürdistan'a, Bu Topraklara Barış Gelecek
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Hekib - Heybe
Yazarın Tüm Yazıları >

Kürdistan'a, Bu Topraklara Barış Gelecek

A+A-

 


     Bu topraklara yani Kürdistan’a da  barış gelecek.Bu kesin.Belki biraz zaman alacak  ama gelecek.Ancak şunu unutmamalıyızki bu topraklarda barış demek ,Kürdistanı ve  kürtleri  bütün haklarıyla birlikte tanıyıp ona saygı göstermek  demektir. Bundan başka  çıkar yol yoktur.Bu  geçen hafta sonu,  Diyarbakırda test edildi.Ve bu test ile pek çok ilk yaşandı.

     Bu topraklarda yaklaşık yüz yıldır kürdün  akan kan ve göz yaşlarına rağmen.Kürtlerin yer ve yurtlarına dayatılan onca yıkım ve trajediye rağmen.Kürt gençlerinin Atalarına,topraklarına,bizatihi kendilerine yapılan zulmlere isyanın,kendilerine özgü bir ifadesi olarak ellerinde silahlarla hala dağları mesken edinmiş  sayıları binleri aşan onca kürt gencine rağmen.Çoğu fikir ve düşüncelerinden olayı içeri alınmış kürt gençleri ve insanlarıyla hala dopdoluhapishanelere rağmen.Mayın tarlaları,dikenli teller,envai çeşit  silahların yani zorun gücüyle hala dört –beş parça halinde tutulan.Parçadan parçaya geçişlerin hep kürdün ölümü ile sonuçlanan parçalı kürt coğrafyasına rağmen.

     Daha dün gece, sınır ihlali 3 insanın yani 3 kürdün ölümüyle sonuçlandı.(dün gece saat 01.30 sularında Qamişlo'ya bağlı Hîmo köyünden Nusaybin'e geçmek isteyen 3 kişiye, zırhlı araçtan özel harekât timleritarafından ateş açılmış 3 Kürdistanlı olay yerinde yaşamını yitirmişti.3 kişiden 2'sinin Qamişlolu olduğu öğrenildi.)(1)

     Uluslararası güçler ve onların ötekileştirici, faşizan ve katliamcı yerli işbirlikçilerinin Kürtlerin, Kürt çocuklarınınkanları üzerinden rant devşiren kirli oyun ve kaoslarına rağmen… Hâsılı kelam, daha pek çok olumsuzluğa rağmen umuyor ve diliyoruz ki bu topraklara artık barış gelecek. Belki çoğumuza ütopik gelebilr ancak geçen hafta sonu  bunun harcı diyarbakırda  karıldı diyebiliriz.

     Başbakan  Erdoğanın daveti  üzerineKürdistan Bölgesel yönetimi Başkanı Mesut Barzanı ve maiyeti ile sürgündeki Kürt halk Ozanı Şıvan Perverin Kürdistanın adı geçen parçasından  katılımları ile gerçekleşen   Amed ziyaretleri,öncesinde,herkes tarafından  çok tartışıldı.Ki buziyarete dair herkesin  kafasında epey soru işaretlerivardı.Ziyaretin bir gün öncesinde,  şehirde bilinmezliklerle dolu   endişeli bir hava hakimdi.

     Bu endişe, bir gerginliğeve kaosa yol açar mı korkusunu ciddi bir şekilde besliyordu.Ancak   ne mutlu ki korkulan olmadı.Herkesin gizli hesabı kendisine kalsın diyelim ama  bu ziyaretle  Amedde,  yani Diyarbakırda  iki gün pek çok ilk bir arada yaşandı..İlklerin baş kenti olmak Diyarbakırın kaderi olsa gerek.

     Gençlerin evlilikleri  ve yatırımlar şöyle dursun. hak temelli  özgürlükçü bir yaşam  formatının,huzur ve güvenin olmadığı  bir yerde, yaşamın kendisinin bir anlamı yoktur.Onun için öncellikle ilklere bakalım.Halı hazırda mevcut onca eksikliğe,ve katedilmesi gereken uzun yola  rağmen bu ilklerle arzulanan o günler için tarlaya ilk tohumlar aleni bir şekilde  serpilip ekildi diyebiliriz.

     Yaklaşık yüz yıldır:

     -ilk kez  bir kürt lider, ırak kürdistanı federal  hükümet  başkanı sıfatıyla, kürt kıyafetleriyle    devlet protokolüyle, ağırlandı. Yani türk devleti  yüz yıldır inkar ettiği kürtleri resmen tanımış oldu.

     -Kürt  ve Kürdistan bayrağı yasaksız,korkusuz bir şekilde şehirde alanlarda,resmi makamlarda dalgalandı.

     -Türkiye devleti Başbakanı ilk defa Kürdistan kelimesini telafuz etti.Ardından dağdakiler inecek ve hapishaneler boşalacak, dedi.Bu sözler barışa olan umudu bird kez daha kamçıladı.

     -37  yıldır doğduğu topraklara hasret  bir sürgün hayatı yaşayan  Kürt bir halk ozanı Şıvan Perwer ata yurduna döndü.Kendisine dayatılan yasağın anlamı kalmadı.

     Kürt lerin farklıgörüşlere sahip siyasi  partileri  ve oluşumları bir araya gelerek birbirleriyle kucaklaştılar.

     -Başbakan ilk defa kürtlerin kontrol ettiği yerel dinamiklerin sembolü olan Diyarbakır Belediye Başkanını makamında ziyaret etti.Türkiyenin bölgesel Kürt siyasetçileri de bu ziyarette  ilk defa Başbakan Erdoğanı karşılamış oldular.

     Diyarbakırda ilk defa  bu kadar kalabalık devlet protokolüne rağmen   halk polis joplarına ve biber gazına maruz kalmadı.Diyarbakırda ilk defa çocuklar  taş atmadılar.Molotof kullanmadılar.Sokaklar  tertemizdi.

     Belki de bundandı, güneş sımsıcak ve hava umut doluydu. Bütün bunlar tarihi ilklerdi.Herkesin dilinde bir cümle vardı. Barış artık  gelecek!...

     Bu konuda bir insan hakları savunuculuğunda emeği olan bir insan, evlat sahibi olmanın ağır yükümlülüğünü ve evlat sevgisinin nasıl da uçarı bir fedakârlık isteyen tanımı zor güzel bir duygu olduğunu tecrübî olarak öğrenmiş bir baba olarak, yine bizim gibi bir insan hakları savunucusu, bir anne olan bir yazarın, bir anne duygusallığı ile ele aldığı Kürtler arası barış ve kardeşliğe, Kürtlerle başka milletler arasındaki barışın güzelliğine ve savaşın bütüncül kötülüğüne dair enfes yazısından, kendilerinin affına sığınarak, bazı pasajları paylaşarak sözümü noktalamak istiyorum:

     “Kürdün kendisiyle barışık olması önemli bir sorun. Kendimizle barışık olma kültürünü, yaşamın bir parçası haline getirebilmemiz mümkün. Ulusal güçleri idare edenlerin, bu barışı sağlamadaki rolü büyük.

     Kürt annesi ve aydını, barış kültürünün tesisinde, verimli hale getirilip yarınlara taşırılmasında önemli bir role sahiptir.

     Eleştiri, olumlu rolünü oynadığı sürece yapılmalı, hoş karşılanmalıdır. Ancak ölçüleri aşan, suçlamalara kadar giden bazı tavırlar ve buna karşı süren sessizlik, Kürt güçlerinin karşı karşıya gelebileceği korkusunu uyandırmaktadır.

     Böylesi zamanlarda hep Kürt annesini düşünmüşümdür: O ana ki, bebeğini dokuz ay boyunca, iki canı bir bedende taşır. O'nunla konuşur, doğmamış bebeğine dert yoldaşı olur. Çocuğun geleceği için hayal dünyasının altını üstüne getirir. Her gün yeni bir dünya kurar. Doğum yaklaştıkça, çocuk büyüdükçe ağırlığın ve sancıların verdiği acıyla ve gözyaşıyla kıvranır. Hasret kalır uykuya.

     Doğum sancısını anlatan oldu mu size?
     Sevgidir, bağlılıktır, aşktır ve ulu bir histir, böylesi korkunç acıyı sevinç ve umutla yaşatmak. Bu acıyı yaşayanlar, doğum yapanlar yaşar, yazabilir bu acıyı ve aşkı. Bazen ayaküstü gelen bebeğin verdiği acı anlatılamaz, yaşanılır. 
     Çocuğun yürümeye başlaması, büyük bir heyecan olur anne için. Diş çıkartması, komşularıyla bu sevinci paylaşması anlatılması zor hislerle yüklüdür. Ya okula başladığı ilk gün. Aydınlığa ve geleceğe dair tüm umutların filizlendiği gündür. Annenin en mutlu günüdür o gün. Anne, çocuğunu Kürt şarkılarıyla, masalarıyla büyütmüştür. Şarkılarda yaşatılan, yazılmamış tarihin olay ve tecrübelerinden bahsetmiştir. Kendi ırkını sevmek için, sevgiyle, temiz ve saf duygular ile beslemiştir.

     Genç çağa gelip, üniversite kapılarına dayandığı gün, annesi, yaşının bir bölümünü çocuğun geleceğine feda etmiştir. Saçları kısmen aktır. Yememiştir, yedirmiştir. Giymemiştir, giydirmiştir. Gurbetlik hasreti, okul masrafı, yakalanma korkusu, çatışmalar vb. sorunlar annenin kalbine tesir etmeye devam etmektedir. Çocuk büyümüştür artık. Annesinin hayallerini gerçekleştirmek için karar vermiştir. Devlet kapısında memur olmayı kenara itip, özgürlük savaşçısı olmuştur. Ülkesinin şu veya bu parçasında mücadele etmektedir.

     İşte böylesi anaların doğurup ulusal duygularla beslediği çocuğunun, yani özgürlük savaşçılarının vazifesi, silahını kardeşine çevirmek değildir. Anneler çocuklarını hiçbir siyasi harekete, 'kardeş kanı dökmesi için' yollamamıştır, teslim etmemiştir. Bir Kürt annesine verilecek en büyük ceza, kardeş eliyle öldürülen oğlu ya da kızının cesediyle karşılaşmasıdır. Kürt annesi bu cezayı hak etmemektedir.

     Ülkenin hangi parçasında olursa olsun, kendi sorunlarımızı tartışarak çözmeliyiz. Şüphe ve güvensizlik hisleriyle yüklü eleştiri ve suçlamalar yerine karşılıklı iletişimi işler hale getirmeliyiz. Eleştiri için ahlaki normlar temel alınmalı. Şiddet, tehdit ve çamur atma, Kürtler arası siyasi dil literatüründe son bulmalıdır. Karşılıklı diyalog ve tolerans güçlendirilmelidir.

     Savaş ya da barışın hüküm sürdüğü süreçte, insanlara acı verebilecek ruhta iyileşmez yaralar açan bir çatışmaya, kardeş kıyımına zemin hazırlamanın, iç hukukun yanı sıra, uluslararası hukukta suç olduğu günümüzde, bu tür günaha bulaşmaktan uzak durulmalıdır.

     Kardeş çatışmasında ve kardeş kıyımında haklı ya da haksız taraf yoktur. Bunda zarar görecek olan Kürt halkıdır ve en büyük acıyı çekecek olan Kürt anasıdır. Bundan dolayı, Kürt anasının 'birakujî' korkusu, Kürt anasının bu konuda çektiği endişeler ve acılar son bulmalıdır.

     Kendimizle barışık olmamızın anahtarı sevgidir. Birbirimizi acımasızca eleştirsek dahi sevelim. Sadece Kürtleri ve değerlerini değil, beraber yaşadığımız halkları, doğamızı, doğamızda yaşayan tüm canlıları sevelim.” (2)

     Bu sözlerin üzerine fazla bir şey söylenemez. Ama bir son cümle niyetine şunu vurgulayabiliriz: Şunu unutmamak gerekirki,bu topraklarda barış demek , kürtleri haklarıyla birlikte tanımanın  öbür adıdır.

     Bunu sanki devlet , daha yeni anlayıp,bu son iki  gün diyarbakırda test  etti...Ve bu  testin sonuçları doğru çıktı.Evet bu topraklarda barışın  ve umudun adı budur.Bunu anlayanlar,anlamayanlara,bilenler bilmyenlere anlatsın.Hepimizin barışçıl yarınları açısından bundan  başka yol yok.


(1)http://www.haberdiyarbakir.com/turk-polisi-3-kurdu-oldurdu-61043h/#ixzz2kz3QkaLE

(2)17.11.2013'Birakujî'-kardeş kıyımı ko(r)kusu-ZarathustraGabar ÇIYANhttp://www.haberdiyarbakir.com/birakuji-kardes-kiyimi-korkusu-analiz-61047h/#ixzz2l6ZmvLLt


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.