1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Kürdistan, Çözüm Süreci ve Rojava (Suriye Kürtleri)
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Hekib - Heybe
Yazarın Tüm Yazıları >

Kürdistan, Çözüm Süreci ve Rojava (Suriye Kürtleri)

A+A-

     Konuya girmeden önce tarihi yüz yıl geriye saralım. Oradan bir fotoğraf çekelim ve onun üzerinden bu günü konuşalım. Eğer birbirimize bir oyun oynamıyorsak ve çözüm iddialarımızda gerçekten de samimi isek veya çözümden neyi anlıyorsak, birbirimizi daha iyi anlarız diye umuyorum. Bunu yapmadan, konuyu güncelliğin karmaşıklığı ve mevcut figürlerin çoklu farklılıkları üzerinden tartışırsak bir mesafe alamayız.

     Birbirimizin kafa-gözünü patlatırız. Sonra da, medyaya yansıyan şekliyle, kimi cahiller kalkar kanlı fotoğraflarla artistik nobran pozlar verir. Bazılarımız o fotoğraflara kutsal bir cihadın gereği, bazılarımız ise vahşi bir terörist kibri der, birbirimizin ümüğünü keseriz.

     Yüzyıl önceki Ortadoğu fotoğrafı şu idi. Ortadoğu İslam coğrafyası, bir osmanlı toprağı idi. Sınırları Ön Asya-Arap ceziresi-Kuzey Afrika-Güney doğu Avrupa, Balkanlar ve Rusya’nın derinliklerine kadar giden bir daire çiziyordu. Ve Osmanlı, artık bu kadar geniş bir coğrafyayı yönetebilecek bir enerji ve vizyondan uzaklaşmış, yaşlı, hasta bir adam konumunda idi. Etrafını saran Hıristiyan devletler ise hastayı iyileştirmek şöyle dursun, onu bir an önce yok etmek için gerekeni yapıp, büyük bir hırsla kapacağı büyük payın hesabını yapıyordu. Balkan savaşlarıyla başlayan süreç 1.ci dünya savaşı ile son şeklini aldı. İşte bu gün orta doğuda yaşanan huzursuzlukların çoğunun temeli o zaman atıldı.

     Bu gün orta doğuda bağımsız bir devlet adını taşıyan toprak parçacıklarının çoğu o zaman Osmanlının bir ili, sancağı veya Eyaleti idi. Mesela bu günkü Arap, kuzey Afrika, ön Asya ve balkanlardaki devletlerin çoğu bu durumda idi. Konumuzla yakından ilintili olarak o gün ırak, Suriye,Türkiye, Ürdün, Libya,kadar,Kuveyt,…gibi devletler yoktu. Bunların her biri kendilerine özgü bir tanımlama ile Osmanlıya bağlı idi. Bunların çoğunun temeli Sevr Anlaşması (10 Ağustos 1920) ile atıldı. Lozan Antlaşması(24 Temmuz 1923) ile bu günkü şekline ulaştı.

     Bu gün fiili olarak dört parçaya bölünmüş Kürdistan Topraklarının dörtte üçü o vakit Osmanlının egemenliğinde idi. Sadece İranda kalan kısmının sınırları Kasr-ı Şirin antlaşması (17 Mayıs 1639) ile belirlenmişti.

     Sykes Picot Antlaşması( 9 Mayıs 1916) ile(2) batılı emperyal güçler, özellikle İngiliz-Fransız ve Rus üçlüsü, Osmanlı mirasından batının sömürü çarklarına uygun ülkecikler inşa ediyorlardı. Arap ceziresi ve Mezopotamya üç ana bölüme ayrılıyordu. Bağdat-Basra ve Musul ve Hakkâri’nin yüksek sıradağlarına kadarki Kürdistan topraklarından ırak, Şam, Halep ve yukarısından Suriye Kürdistan’ın arta kalan toprakları ve Anadolu topraklarından da Türkiye diye bir devlet oluşturuyordu.(1)Arap ceziresinin aşağı kısmında ise nerde ise her aileye bir devletçik düşüyordu.

     Çünkü böylesi bir parçalama emperyalizmin çıkarına en uygun düşeni idi. Bu Anlaşma ile Musul, Kerkük çevresi ve petrollerinin 500.000 ingiliz Sterlini karşılığında ırak ingilizine satılıp oradan da kapitülasyonlar yolu ile İngiltere’ye “duyun-u umumiye-i Osmanî” olarak gittiğini bilmeyenler Cengiz Çandar’ın “Mezopotamya ekspresi” adlı eserini okuyabilirler. (bu kadar Osmanlı vurgusundan sonra, umarım kimileri bizi neo-Osmanlıcılı sanmaz.Hakikati dile getirmenin bedel ve sonuçları farklıdır!..)

     Bu antlaşmaya göre;1. Rusya'ya, Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu'nun bir kısmı, 2. Fransa'ya, Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Diyarbakır, Musul ile Suriye kıyıları, 3. İngiltere'ye Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ile Güney Mezopotamya verilecektir. 4. Fransa ile İngiltere'nin elde ettiği topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak, 5. İskenderun serbest liman olacak, 6. Filistin'de, kutsal yerleşim yeri olması nedeniyle bir uluslararası yönetim kurulacaktır. (osmanlı imparatorluğu'nun paylaşılması (gizli antlaşmalar).

     Bu antlaşma Kürtler dışında hemen herkesin hesabına geliyordu. Bununla batılı sömürgeciler bakir topraklara. Yerli işbirlikçileri de faşizan küçük diktatörlüklerine kavuşmuş oluyorlardı.

     Peki, Kürdistan toprakları niye bölük pörçük ediliyordu? Burada ittihatçı jöntürkçü-batıcı cumhuriyet elitlerinin Yani Mustafa kemal ve ekibinin belirleyici rolü çok büyüktü. Yapılan hesap şu idi. İranda kalan Kürt parçası orada erir, kaybolur. Arapların tahakkümüne giren kesim Araplaşır. Türkiye sınırları içinde kalanlar yoğun bir Türkleştirme programı ile Türkleştirilir. Nitekim bu program çok katı bir şekilde işletildi. Hala da güncelliği ve etkisi devam ediyor. Böylece Ortadoğu’daki Kürd, Kürdistan meselesi radikal bir şekilde kökten çözülmüş oluyordu. Kimse bir daha bu kelimeleri ağızlarına almayacaktı.

     Kürdistan coğrafyası yukarıda adı geçen anlaşmalardan önce bu adla anılıyordu. Bu adlandırma, İslam öncesi dönemlerde şekil değiştirmiş çeşitli hallerde var. Bu tarih günümüzden geriye 4-5000 yıla kadar gider. Ki konumuz bu değil.

     Ancak İslam fütuhatından cumhuriyetin ilanına ve misak-i milli sınırlarına mayınlar döşenmeyene kadar kaynaklarda, kesintisiz olarak ya bilad-ı ekrad ya da Kürdistan olarak geçiyordu. Mayınlar sadece sınırlara değil, beyinlere, ruh, gönül ve gözlere de düşendi. Kürd ve Kürdistan kelimelerine hayatın her alanında ölümcül bir yasak, inkâr ve örtünme geldi. Az bir süreliğine beyin düşünemez, gönül düşlemez, göz görmez, dil söylemez ve kulak duymaz oldu, Kürd ve Kürdistan gerçeğini. Ama hakikat demiri çürüten su, kayayı çatlatıp, filizlenen fidan misali bu örtünmüşlüğü ve inkârı kabul etmedi. Kısa bir süre sonra hayattaki yerini tekrar aldı.

     İşte Kürt halkı, bu demiri eritmek ve kayaları parçalamak için hiçbir parçada uyumadı. Kimin neye gücü yetti ise onu yapmaktan geri durmadı.

     İranda Çar çıra meydanında Mahabat Kürt cumhuriyetini kuran Qazi Muhammed ve arkadaşları Diktatör İran Şehinşahlığı tarafından idam yoluyla şehid edildi. Dr.Abdurrahman Kasımlo ve arkadaşları komplocu İran şii mollaları diktasının ajanları tarafından şehid edildi.

     Irakta Molla Mustafa Barzani ve ırak Kürtleri tarihin en zorlu mücadelelerinden birini verdi. Molla Mustafa Barzani’nin 6 Mayıs 1947’de Kürdistan’ın Ergoş köyünden 560 peşmerge arkadaşı ile birlikte Rusya’ya doğru başlattığı uzun yürüyüş, onlarca çatışma, açlık ve sefaletin ardından 18 Haziran 1947’de Aras nehrinden Azerbaycan’a girişle son buldu. Bazen Türkiye, bazen de İran topraklarında süren bu yürüyüşte, hem çatışmalardan, hem de açlık, hastalık ve yorgunluktan onlarca peşmerge yolda yaşamını yitirdi. Bu zorlu yolculuk tarihe“Uzun yürüyüş” olarak geçti.. Halepçi ve Enfal katliamlarındaki masumiyet insanlığın hafızasına nakş edildi. Sonunda baas diktatörü Saddam döktüğü Kürt kanında boğuldu. Adil ve rahim olan Allah, Saddamı işlediği cinayet ve zulümlerden bir ders çıkarılsın diye bir tuvalet deliğinde yakalattırdı. Özetle bu günkü Irak Kürdistan’ı ölümsüz şehid kanları ve destansı kahramanlıklar üzerinden yükseldi.

     Türkiye’de ise Şeyh said kıyamı, dersim, piran, ağrı, Sason, zilan katliamları yaşandı. Yüz binlerce kürd kadın, çoluk, çocuk, yaşlı, hasta ayırt edilmeksizin şehid edildi… Tedip, tenkil, hapis, sürgün ve talan… Yakılıp yıkılan köyler, ekinler, bağ ve bahçeler… İsyanlar, başkaldırılar. Her on yılda bir tekrarlanan darbeler ve sıkıyönetimlerle ilk yetmiş yıl geçti.

     Sonra İnkârcı ve imhacı bir kafa hiç durmadı. 12 Eylül darbesi ile kan tazeleyerek durduğu yerden kirli savaşına devam etti… Daha önce hiç duyulmadık vahşet ve yasaklarla hayatı yeni baştan işgal etti. Pek çok örgüt ve yapı buna isyan etti. Bunların çoğu kaybettirildi, kimisi araziye uydu. Sahada bir tek PKK’nın silahlı direnişi kaldı. Bu direnişi ve yöntemini onaylarız veya onaylamayız o ayrı mesele. Ama derin devletin hala yaşayan beyinlerinden biri olan eski devlet adamı Süleyman Demirel buna, 28’inci Kürt isyanı, demişti.35 yıldır süren bu çatışmada sivil, asker ve dağa çıkan kürt çocuklarının ölümlerinden oluşan 50 binlik bir can kaybı var bu toprakların. Bu kirli savaş tanımsız işkenceler, faili meçhuller, ahlaksızlıklar, yolsuzluklar üretti. Kürdistan’da yakılmadık yer-yurt, köy- mezra, orman bırakmadı. Ağır top mermileri ile dövülmedik yamaç, vadi ve dağ bırakmadı. Kürt coğrafyasında, insan şöyle dursun barınacak kuş ve hayvan bile bırakmadı.3-4 bin köy boşalttı.2-3 milyon insanı, zoraki bir göçe tabi tuttu.

     Milyonlarca sefalet, açlık ve yoksulluk üretti bu kirli savaş. İnsan onuruna yakışmayan her türlü hukuksuzlukla üç neslin otuz kırk yıllık yaşamını tüketti… Dünya hızla gelişip ilerlerken bu kirli oyun bu toprakları kendine getirecek enerjiyi tüketti. Ki bu iş halen devam ediyor. Taraflar adını doğru koymaktan kaçınsalar da artık bir barış sürecine evirilmiş durumda. Barış olmazsa bile artık mücadele silahsız bir sürece doğru gidecek gibi görünüyor.

     Rojava(Suriye Kürtleri)

     Yukarıda da vurgulamıştık. Suriye Kürtleri kavramı, kürt topraklarının parçalanmasının bir sonucu olarak ortaya çıktı. Cumhuriyet dönemi isyanlarda toplu halde sürgün edilen, canını, namus ve malını kurtarmak için oraya sığınanların sayısı bir hayli fazladır. Milli aşireti ve Cemil paşa ailelerinin oraya sürgün edildiğini biliyoruz. Ki Kürtlerin zihninde Suriye sınırı diye bir kavram hala yoktur. Ser xetê u bın xetê vardır. Yani hattın altı ve üstü. Bu hattan kasıt sınırdan geçen Tren rayı mıdır, yoksa içselleştirilmemiş sınır çizgisi midir, onu tam olarak bilemiyorum. Ancak sınıra döşenen mayınlar sonucu ,“kaçakçı”lık yaftası ve sınır ihlalleri sonucu söndürülmüş, sakat bırakılmış binlerce yaşam ve hikâyelerini çok iyi biliyorum. Kaçak olan, akrabalarının yanına giden insanlar mı idi, yoksa o sınıra döşenen katil mayınlar ve sınır taşları mı idi? Onu vicdanı olanların insafına bırakıyorum.

     Suriye'deki Kürt nüfusu genellikle Suriye-Türkiye ve Suriye-Irak sınırlarına yakın bölgelerde, örneğin Kürtçe Serê Kanyê olarak anılan Ayn el-Arab ve Kürtçe Çiyayê Kurmênc olarak anılan Cebel el-Ekrad ("Kürtlerin Dağı") bölgelerinde, yaşamaktadır. Suriye hükûmeti yaklaşık 120.000 kadar kürdü, Kasım 1962'de yapılan özel bir nüfus sayımında "Türkiye'den ülkeye yeni girmiş yabancılar" olduklarını öne sürerek sayım dışı tutmuş ve Suriye vatandaşlığından ayırmıştır ki o zamandan beri birçok Suriyeli Kürt vatandaş haklarına sahip değildir ve Suriyeli kimliği, vatandaşlığı kendilerine verilmemektedir. Aynı zamanda Kürt bölgesini Araplaştırmak için bir Arap Kuşağı inşa edilmeye çalışılmış, 1963'te Baas Partisi hükümeti "Cezire'nin Araplığını koruma" sloganını kullanarak Araplaştırma politikasını sürdürmüştür. Örneğin; 1975 yılına gelindiğinde Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı Cezire bölgesinden 300.000 kişilik Kürt yerlerinden olmuştur. Bunların dışında Kürt kültürüne yönelik pek çok devlet müdahalesi ve yasak söz konusudur; Kürtçenin yayınlarda kullanılması, resmi olarak konuşulması veya yazılması, öğrenim dili olması veya iş mekânlarında konuşulması yasaktır. Her ne kadar uygulamada aksaklıklar yaşansa da, 1988 yılında düğünlerde Arapça olmayan şarkıların söylenmesini ve çalınmasını yasaklayan bir yasa çıkmıştır. (4)

     Suriye’de malum birinci dünya savaşı sömürge paylaşımından kalma 50 yıllık faşist bir azınlık Nusayri dikta rejimi söz konusu. Halkın en ufak bir talebi kanla bastırılıyor.”Baba Esat, 1980’lerde ülkenin Hama şehrine dayattığı 21 günlük bombardıman sonucunda 40.000, ülke genelinde 70.000’den fazla insan öldürüldü. 30.000 kayıp var. 2 milyon insan ülkeyi terk etmiştir. Burada 3 milyon’a yakın Kürt yaşıyor.

     Bu nüfusun yarısına yakını rejim tarafından “Ecanip”(Yabancı),”Mevali”(Yersiz yurtsuz), "Mektumin”(Kayıt dışı) olarak adlandırılıyor. Resmi hiçbir işlemlerini yapamıyorlar. Resmi olarak kendi adlarına ev, arazi alamıyor, evlenemiyor, çocuklarını nüfusuna yazdırıp okutamıyor, seyahat edemiyor. Devletin gerekçesi, bu insanların Türkiye’de cumhuriyet döneminde yaşanan isyanlar ve sürgünler sonucu oraya yerleşmiş olmalarıdır.”.(3) Onların Türkiye’ye geri dönmelerini istiyor Suriye’nin şu anda içinde bulunduğu durum ve Kürtlerin bu savaştan en az bir zayiatla kurtulmak adına kendilerini korumak için aldıkları tavır ortadadır. Ve bu tavrın kopardığı fırtına da ortadadır.

     Bu gün Türkler ve devlet cenahında Suriye Kürtlerine dair koparılan kıyamet Irak kürdistanı kurulduğunda da koparılmıştı. Yok, aşiret reisleri, çadır devleti, paçavra bayrağı, hatta kimi kendini bilmezler Kerkürt diye başlık atmışlardı. Zamanla görüldü ki bunların hepsi hamaset ve kirli hesaplar için atılan naralar ve sıkılan mavralar imiş. Zamanla herkes özellikle Devlet aklı bu yapıya alıştı. Bu gün türkiyenin komşuları içerisinde kavgalı olmadığı tek ülke ırak Kürdistan’ıdır.

     Şimdi bu bağlamda Suriye Kürtleri, Türkiye için iki açıdan ciddi önem arz ediyor. Birincisi Türkiye, amiyane bir tabirle kafayı sıyırmazsa, her ne kadar ÖSO’yu açıktan, diğer sözüm ona cihatçı-çeteci grupları el altından desteklese de Suriye Kürtleri ile aleni, açıktan bir savaş veya çatışmaya giremez. Onları temsilen PYD veya Deste ya Bılındı (Suriye Kürtleri yüksek konseyi) imha edecek bir operasyona kalkışamaz.

     Çünkü şu anda onların hepsini temsil eden daha büyük Kürt yapıları ile yani PKK ve ırak Kürdistan hükümeti ile Kürt sorununun çözümü için bir barış süreci içine girmiş. Böyle bir maceraya giriştiği an kendi içerisinde 30-40 yıldır ciddi bir sorun teşkil eden bir sorunu çözmenin ipini, durağa çok yaklaşmış bir treni tekrar kaçırmış olur. Devletin barış söylemindeki ciddiyet ve güvenilirliği halk nezdinde bütünüyle suya düşer. Vatandaşları olan bütün Kürtleri hem rencide hem de atomize eder. Kürtleri topyekün karşısına almış olur. En vasat bir kürdü bile artık hiçbir şeye ikna edemez, bir hale düşer. Nitekim PYD lideri Salih Müslim iki gündür istanbulda imiş. Demek ki bilmediğimiz pek çok şey var.

     İkincisi Türkiye, diğer komşu devletler ve halklar din veya mezhep üzerinden Suriye Kürtlerini ötekileştiremez. Bunu yaptıkları takdirde kendi ayaklarına sıkmış olurlar. Şu anda öncü konumundaki Kürt yapıları, PYD ve diğer yapılar,tıpkı PKK, BDP, KADEP,.. gibi, diğer sol Kürt yapılar gibi seküler bir görüntü veriyor olabilirler.

     Ancak şunu vurgulamakta yarar var. Türkiye’deki Kürtler halk olarak Zerdüştiliğe ne kadar yakın iseler, Suriye’deki Kürtler de o kadar şeriata uzaktırlar Ayrıca Suriyedeki Kürt halkı, tıpkı kürdistanın diğer parçalarındaki Kürtler gibi inanç ve değerlerine, gelenek ve örflerine son derece bağlı bir halktır. Çoğunluğu Müslüman-Sünni, Şafii mezhebine mensuptur. Tasavvufi bir damar orda ağır basıyor.

     Bu nedenle hiç kimse, özellikle Müslümanlık iddiası olanlar, din hele İslam üzerinden Kürtleri ötekileştiremez. Bu tam bir ahlaksızlık ve çelişki olur. . Kaldı ki oradaki İslami Kürt örgütlerin çoğu da mesela 40 tugaylık bir gücü olduğunu beyan eden El Ekrad Cephesi gibi, bu oluşumla cephe ittifakına girdiler. Din üzerinden Kürtlere belden aşağı vuranlar bunu da izah etmek zorundalar.

     Suriye iç savaşının patlak vermesinden hemen sonra suriyedeki şişirilmiş şeriat taleplerini anlamış değiliz.50 yıllık Esadın Nusayri azınlık faşist cuntası altında inleyen halkın feryadını duymuyorlar mıydı, cihadı bayraklaştıran bu çeteler. Şimdiye kadar nerelerde barınıyorlardı. Esat Hamayı, humusu, Derbesiyeyi yerle bir ederken bunlar nerelerde idiler? Anlaşılıyor ki, çok kirli bir oyun var ortada. Ve bu kirli savaşta İslam savaş hukukunun nezaket ve titizliğinden eser yok ortada. Korkunç bir Vandalizm kokuyor ortalık.

     Şeriatın uygulanması için İslam savaş hukuku ve ahlakının kurallarını tepe taklak çiğneyenlere sorulur. Türkiye’den cihada giden Türkler ve az da olsa kandırılmış Kürtler, burada şeriatı tesis ettiler mi ki oraya şeriat ithal etmeye çalışıyorlar. Türkiye’de hala başörtüsü, sakal, şeriat isteyen programa sahip partiler kurmak, din devlet işlerinin ayrılmasını, kız ve erkek çocuklarının ayrı sınıflarda okumalarını istemek yasak. Birer Türk devleti olan Azarbeycanda sokakta bile başörtüsü yasak. Özbekistan’da toplu iftar ve cuma namazları yasak. Oralara şeriat gerekmiyor mu?

     Şeriatın uygulanması için yaklaşık yüzyıldır kıyım, talan ve sürgün yaşayan zavallı Kürtleri ille vandal bir şekilde tekrar öldürüp aralarında vahşi bir bıraküji çıkarmak mı gerekiyor? Allahın adaletinin buna razı olacağını mı sanıyorsunuz?

     Ayrıca bu nasıl bir şeriat talebi ki, iran, Hizbullah, Irak-maliki ve diğer şii gruplar Esadı destekliyorlar… Suudi-Türkiye-Ürdün, Mursi ve diğer Sünni guruplar ve el kaide, selefiler gibi kelleci guruplar ise düşmesini istiyor. Aynı Suudun hapishanelerindeki bütün psikomanyak tecavüzcü, acımasız katilleri cihad adı altında suriyeye saldıklarını sağır sultan bile duymuştur. Aynı Suudi Mursiye karşı Darbeci General Sisi’yi finanse ediyor… Ama havada uçuşan bütün bu şeriat talepleri ve cihad çağrılarında kendileri gibi Müslüman bir halk olan Kürtlere Allah rızası için en ufak bir hak-hukuk vereceklerini, ne hikmetse hiç kimse duymadı. Bütün bu kargaşaya rağmen utanmadan Kürtleri, şeriat’a karşı savaşıyorlar, yaygarasıyla ötekileştiriyorlar.

     Ben bir Müslüman olarak, kim ne derse desin, beni tanımayan, bana hiçbir hak ve hukuk garantisi vermeyen bir şeriata karşı isyan hakkımı, bütün şeriatların hâkimi, mutlak adalet sahibi olan Allaha arz ediyorum. Kürtlerin asıl korkusu bunların Esattan daha zalim bir diktatörya kuracakları endişesidir. Ki, kendi elleriyle servis ettikleri propaganda paylaşımları, Kürtlerin bu endişelerini fazlasıyla haklı çıkarıyor.

     Hiç kimse Kürdistan için yeni dinler ve şeriatler de icat etmeye kalkışmasın. Herkes müsterih olup şunu bilsin ki, Kürdistan toprağı ana gövdesi ile dindar-Müslüman, değerlerine bağlı bir topraktır.. Bu toprak, bir bütün olarak hayat baxş eden, cana can katan, herkesin hukukuna, onuruna saygısı olan, mazlumlara, çocuğu ve sahipsiz kadına ve hukuklarına sahip çıkan, Kürdistan’ın onurunu ayaklar altından kurtaracak bir şeriata karşı değildir. Allahın dini, Muhamedin yaşatan, dirilten şeriatıyla bir problemi yoktur. Zor bir hayal bile olsa, Kürtler toplum olarak buna karşı savaşmaz. Zira yaşadığı eksik ya da zayıf şeriat budur.

     Karşı olduğu şeriat, insanın, dolayısıyla Kürdistan’ın yaşam damarlarını kurutan, her türlü hak gaspını, talanı, sürgünü, kıyımı, Vandalizm’i, imhayı, tecavüzleri, faili meçhulleri, yer yurt yakmayı, inkârı, meşru gören. İnsanın namus, şeref, onur, haysiyet ve yaşam hakkı gibi değerlerine en ufak bir saygısı olmayan, kendisi doymaz bir oburluk ve israftan dolayı obez olan, kardeşini ise çakıl taşları ve bir hurma ile aç sefil bir halde süründüren, kaba bir softalıkla, onurlu bir dindarlığı birbirine karıştıran otoriteryen, tek tipleştirici, kişi kültü ve fetişizmine dayalı feodal anlayışlardır.

     Bunun adı Elkaide-Taliban-nusra Vandalizm’ini onaylayan bir şeriat anlayışı olur. Örgüt içi-devrim infazları olur, onur ve haysiyet damarları alınmış ajanlıklar olur, lejyonerlikler ve koruculuklar olur, özünde katı tek tipçi, ötekileştirici, ancak süslü laf ve sloganlarla süslendirilmiş laik, ekolojik, patolojik cumhuriyetler, reel sosyalizm, çağdaş demokrasi, yerel özerklikler olur veya toplumun genel maslahatını ve bireyin onurunu öncelemeyen bilmem ne olur. Bu anlayışlar Allahtan, cennetten ve insani fıtrattan çok şeytana, cehenneme ve hayvani dürtülere yakın dururlar. Kürdistan’ın karşı durduğu anlayış budur. Hiç bir savaşı onaylamıyorum ama savaşılması, karşı durulması gereken durum budur. Bunu böyle bilmemizde fayda var.

     Şimdi hem dünyada hem de Ortadoğu’da hayatın geldiği aşamada tarih ve yaşam tecrübesi bize şunu gösteriyor ki burada hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Özellikle Kürtler açısından yeni bir dünya şekillenecektir… Bunu hem Kürtlerin hem de onları yok etmeye uğraşanların çok iyi bilmeleri gerekiyor. Bir kişinin dahi diğerine tahakkümünü kabullenmeyen modern bir dünyada siz, nüfusu 40 milyonu aşan bir milleti Dilsiz, tarihsiz, kültürsüz, kimliksiz, statüsüz, yaşamın en düşük seviyesine mahkûm edilmiş, asgari nimetlerden bile mahrum bir sürü gibi yönetemezsiniz. Bunun izah edilebilinir hiçbir gerekçesi yok. Ne insanlık hukuku, ne gelmiş geçmiş hiçbir din ve şeriat bunu onaylamaz. Yeryüzünde böylesi bir durum Afrika ormanlarında bile artık yok.

     Mevcut sınırlar kesin kes değişecektir.

     Bu sınırlar Kürtler açısından üç şekil alacak. Ya daralacak. Kürt bölgeleri dışarıda kalıp birbirlerine eklemlenecek. Ya genişleyecek. Ki, Kürtlerin en rahat anlaşabilecekleri milletin Türkler olması hasebiyle bu adresin Türkiye olma ihtimali daha yüksek. Bütün Kürt bölgeleri hukukları tanınmış, tanımlanmış federatif yapılar şeklinde Türkiye’ye bağlanacak. Ya da üçüncü ihtimal mevcut sınırlar içinde Kürtler için demokrasi bütün özellikleriyle çalıştırılacak. Bu sınırlar gevşetilip anlamsızlaşacak. Böylece Kürtler bölgede öldüren ve öldürülmesi gereken bir olgu olmaktan çıkmış olacak…Mevcut devletlerin kimisi yok olacak, kimisi büyüyecek, kimisi küçülecek. Ve hiç hesapta olmayan devletler kurulabilir. Bunun dışındaki şıkların hiç kimseye bir hayrı olmayacaktır. Herkesin felaketini beraberinde getirecektir.

     Son söz niyetine. Müslüman bir kavim olan Kürtlere orta doğuda, anayurtları, ata diyarı toprakları üzerinde yeryüzünü cehennem kılmak için her türlü argümanı kullanmaya hazır hastalıklı ruhlar, şunu çok iyi bilmeliler ki, Rabbim onları öyle bir yerden yakalayacak ki, hazırladıkları cehenneme kendileri tepe taklak yuvarlanacaklar. Irakta Saddam örneğinde olduğu gibi.

     Rabbim, oruç susuzluğunun harareti ve açlıkla nefislerimizi terbiye eden bu mübarek günlerin yüzü suyu hürmetine, mazlum kardeşlerimizi merhameti ile koru. Bu coğrafyada akan bütün kan ve gözyaşlarını ortadan kaldır. Masumlara tuzak kuranların tuzaklarını boşa çıkar. Qazî Mihemed'in Duası ile: Allah’ım! Bu dünyada ve kıyamette mazlumların intikamını zalimlerden al. Bu toprakları güven, huzur, barış esenlik ve aydınlık içre bir insanca yaşama kavuştur, Rabbim. Sen her şeye gücü yetensin.

------------------

(1) -www.osmanakbasak.com/Sayfalar/Syses_Picot.htm- Sykes Picot Antlaşması (2) -http://efrasyap.org/Icerik/IcerikDetay.aspx?IcerikID=798 Türkmen Meselesi Ve Türkiye’nin Kuzey Irak Politikası-Prof Dr. Metin Ayışığı

(3) -Mazlumder Suriye İnsan Hakları Raporu-2010 (4) -http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCrtler-wikipedi-kürtler Suriye

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.