1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Kürd Sorunu’na Şaşı Bakmak
Kürd Sorunu’na Şaşı Bakmak

Kürd Sorunu’na Şaşı Bakmak

A+A-

Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden müzakere tarihi alması ile birlikte sancılı bir sürece girdiği bilinmektedir. Ülkede demokrasi karşıtı güçlü direnç odaklarının bulunmasından dolayı da söz konusu sürecin inişli-çıkışlı siyasi zikzaklar çizerek gelişmesi, askeri vesayetin egemen olduğu Türkiye gibi bir ülkede doğal karşılanabilir. Ancak, Kürd Sorunu’na ilişkin çözüm alternatiflerinin sıkça tartışıldığı bir ortamda Kürdistan olgusunu teğet geçerek veya Sorun’a şaşı bakarak barışçıl ve kalıcı bir çözüm üretebilmek olası değildir.

 

Türk, Fars ve Arap egemenleri tarafından yaratılarak günümüze dek taşınan ve bir dünya sorunu olmaya aday olan Kürd Sorunu’nun ne olup olmadığının objektif olarak belirlenmesi gerekir. Sorun’u kasıtlı olarak yanlış isimlendirmede ısrarcı olmak, Sorun’un çözümüne ilişkin de samimi olunmadığı sonucuna vardırır. (Bu erdemsizlik; hem Devlet, hem PKK, hem de kendilerini Aydın olarak niteleyenler için de geçerlidir.)

 

Tarih dağarcığı sadece olgu ve olayların kaydedildiği bir günlük değildir. Tarih dağarcığı aynı zamanda günlük olayların hazırlayıcısı, kökeni ve nedensel içeriği kapsamında da nesnel bir misyon taşır. Özünde Türklerin yarattığı bir sorun olan Kürd Sorunu’na tarihin penceresinden bakıldığı zaman, Türklerin Anadolu’ya gelmelerinin 11.yüzyılın ikinci yarısına rastladığı görülecektir. Oysa Kürdler İsa’dan önce kendi ülkelerinde yani Kürdistan’da yaşıyorlardı ve hâlâ yaşamaktadırlar. Ancak Kürd toplumu, 17 Mayıs 1639 tarihinde imzalanan Kasr-i Şirin antlaşması ile Pers ve Osmanlılar arasında paylaşılarak ikiye bölündü. Ardından da bir ulusun tarihinde uğrayabileceği en büyük felaketi 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması ile yaşamış; Türkiye, İran, Irak ve Suriye devletleri arasında dört parçaya bölünerek-paylaştırılarak tüm ulusal demokratik haklarından yoksun bırakılmıştır. İşte, hâlâ Kürd Sorunu diye adlandırılan, ama özünde bir Türk, Fars ve Arap sorunu olan olgu (Kürd Ulusal Sorunu), söz konusu haksız antlaşmaların ürünüdür.

 

Ayrıca Lozan Antlaşması; Türkler ve Kürdler için de son derece birbirlerine zıt ve farklı şeyleri ifade eder. Lozan; devşirme bir ulus-devletini Türkler adına garanti altına alırken, Kürdler için de Kürdistan coğrafyasının bölünmesi, parçalanması, paylaşılması ve Kürdistan’ın uluslar arası sömürge bir ulus haline gelmesine neden olmuştur. Bu tarihi haksızlık ortadan kaldırılmadığı sürece, Kürd Sorunu Ortadoğu’da toplumsal gerginlik ve çatışmaların beslendiği bir alan olmaya devam edecektir.

 

Kürd Sorunu’nun temelinde, Kürd coğrafyasının, Kürdistan’ın emperyalist güçler ve onların Ortadoğu’daki işbirlikçilerince bölünüp parçalanması, paylaşılması ve Kürd ulusunun bağımsız devlet kurma hakkının gasp edilmesi yatar. Kürdlerin, yüzyılı aşkın mücadeleci ruhu; parçalanan, paylaşılan ve sömürgeleştirilen Kürdistan’ın sömürgecilerden temizlenmesi savaşımlarıyla biçimlenmiştir. Bu gerçeği hâlâ bilmeyenler (!) varsa, bu vesileyle öğrenmiş olsunlar! Keza, Kuzey Kürdistan özgürlük mücadelesi bu haksızlığa karşı hep itiraz ederek, Kürd ulusunun dağıtılan beyni ve parçalanan iskeletinin bütünlüğünü sağlamayı amaçlamıştır.

 

Öte yandan da Kürd halkının Güney Kürdistan’daki kazanımları ve dünyada gördüğü saygınlık, doğal olarak sömürgeci egemenlerin Kürd ve Kürdistan gerçeği ile yüzleşmelerini ayrıca zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, Kürdistan coğrafyasını aralarında paylaşmış olan Türkiye, Suriye ve İran egemenlerinin de Türk, Arap, Fars ve Kürd halkının eşitliğini temel alan barışçıl demokratik çözüm kanallarını açmaları uluslar arası verili durumdan da kaynaklanan, engellenemez bir süreçtir. Daha fazla trajedilerin yaşanmaması için tarafların kendi tarihleriyle yüzleşmesi ve sorunlu olan coğrafyanın tarihi-sosyolojik yapısı ile uyumlu-erdemli çözüm yöntemlerine ilişkin objektif önermelerle (Bağımsızlık, Federasyon, Otonomi veya Kültürel Özerklik gibi) sürece katkı sağlanmalıdır.

 

Dolayısıyla, olgular doğru değerlendirilip doğru adlandırıldıkları oranda sorunların çözümüne katkı sunabilir veya barışçıl çözümün-çözümlerin önünü açabilir. Bugün yapılmaya çalışıldığı gibi, hâlâ Kürd Sorunu’nun çözümüne-çözümsüzlüğüne ilişkin Kemalizm’de ısrar etmek veya Kemalizm’i Kürd-Türk kardeşliği (!) söylemi ile harmanlayarak, Kürd sorununu özünden koparıp piçleştirme arzusunu çözüm olarak sunmak, her iki halka da yapılabilecek en büyük kötülük olur.

 

30 Mayıs 2009

  süleyman akkoyun

suleymanakkoyun@hotmail.com - nasname

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.