1. YAZARLAR

  2. Fikret YAŞAR

  3. Kurd Eyyubi İmparatorluğu (1)
Fikret YAŞAR

Fikret YAŞAR

Fikret YAŞAR
Yazarın Tüm Yazıları >

Kurd Eyyubi İmparatorluğu (1)

A+A-

 

Tarihçi Haytom (Herthum) şöyle der: “ …sonunda Araplar Mısır yönetimini kaybettiler ve Medler, -ki onlara Kordiler deniyor- Mısır’a egemen oldular…”

Batılı tarihçiler Selahaddin Eyyubi’nin Kürd olduğunu ve ümmet kimliğini ön plana alarak mücadele ettiğini belirtiyorlar. Ancak Kurdistan’ı işgal eden talancı güçler bu gerçeği çarpıtmışlardır. Kurdistan tüm değerleriyle talancıların eline geçince Kurdi değerler gibi, tarihi şahsiyetler de talancılar tarafından sahiplenilerek Kürd’ün izi silinmeye çalışılmıştır. Bu nedenle Araplar Selahaddin’i Arap, Türkler de Türk olduğu yönünde toplumu yanıltmışlardır.

Araplar, Selahaddin’in ümmet kardeşliğini öne alan mücadeleci yanıyla Arap, Türkler de Selahaddin’in kardeşlerinden birkaçının isimlerinin Türkçe olmasından yola çıkarak Turk olduğunu ileri sürüyorlar. Yani Araplara göre ümmet kardeşliği için mücadele eden her müslüman  Arap, Türklere gore de ismi Türkçe olan herkes Türk oluyor.  

Kurdler en az bin yıldır ümmet kardeşliği için savaştılar ve yüzde doksanının da ismi ya Arapça, ya da Türkçedir. Bu durumda Kürd bulmak gerçekten de zor iş, belki de bu yüzden yıllarca bize “Kürd yok, siz arapsınız, türksünüz…” deniyordu. 

Sadede gelelim: Araplar Kafkas topraklarını ele geçirdikten sonra Azeri, Ermeni ve Arran coğrafyasını Azerbaycan olarak isimlendirmişlerdi.

Gence, Berdaa, Dubeyl, Laçin, Nahçivan Beylekani içine alan Arran coğrafyası  ile Ermenistan toprakları  Kürd Şeddadi Devleti(951 – 1174) ile Kurd Revadi Devleti’nin (846 - 1221) hakimiyet alanlarıydı.

eyyubi.jpg

Sultan Salahaddin’in dedesi Şadi kurê Mervan da Revadi Kürd Aşireti’nin reisi olup Şeddadilerin hizmetinde çalışıyordu.

Duwin köyü ve civarına hükmeden Şadi Kurê Mervan, siyaseten güçlü bir konuma sahip olmasına rağmen Şeddadi sarayında ortaya çıkan siyasi kavgadan ailesinin zarar göreceğini düşünerek  tüm aile fertleriyle beraber Bağdat’a göç etti. Hailifeye göç sebebini açıklayarak yardım talebinde bulundu. Halife de kendisine sığınan Şadi Kurê Mervan’ı  Selçuklu sultanı  Giyaseddin’e göndererek sahip çıkmasını istedi.  Giyaseddin,  Şadi ve ailesinin Tıkrit’e yerleşmelerini sağlayarak şehri koruma görevini onlara verdi.  

Şadi ailesi Tikrit’e yerleştikten  bir sure sonra Sultan Salahaddin dünyaya geldi. Bu arada Musul Atabeki Emir İmadeddin Zengi ile Bağdat Selçuklularının arası bozulmuştu. Savaş kaçınılmazdı. Çıkan savaşta Bağdat ordusu galip gelince Musul Atabegi  yenilerek esir düştü. Ancak Şadi’nin oğulları Necmeddin Eyyub ile Esededdin Şêrko Musul emirini serbest bırakarak savaşta karşı tarafı destekleyince olayların seyri değişti. Esir alınan Emir’in serbest bırakılması Bağdatı kızdırmıştı. Bu durum üstüne Şadi ikinci bir kez göç etmek zorunda kalarak Musul Atabegine sığındı.

Musul Atabegi hayatını borçlu olduğu Şadi’nin ailesini iyi karşıladı ve oğullarını önemli mevkilere atayarak borcunu ödemeye çalıştı. Kısa sürede önemli başarılarla emiri sevindiren Şadi’nin oğulları da ordu komutanlıklarına kadar yükseldiler. Eyyub, fethettiği Baalbek şehrine vali olarak tayin edildi. Şêrko ise Musul Atabegi Zenginin ölümüyle beraber oğlu Nur-ad-din / Nureddin’in yanında kalarak ona hizmet etti. Şêrko’nun savaş bilgisi ve cesareti Nureddin’e Halep  ve Antakyayı kazandırıp onu sağ kolu mertebesine yükseltmişti. Nureddin’in öngörüsü Şêrko ve Eyyub’un  savaş ustalığıyla birleşince  kısa surede Şam şehri de ele geçirildi. Şam ele geçirildikten sonra Salahadin’in babası  Necmeddin Eyyub Şam valiliğine atandı.

Bu olaylar sırasında Selahaddin 16 yaşındaydı ve hem askeri hem de dini eğitim görüyordu. 18 yaşına gelince Şam'da  vali olan babasının yönetiminde memurluğa başladı. Kısa bir süre sonra Nureddin onu Halep’e yanına alarak direk hizmetine aldı.

Salahaddin, Mısır’a vezir oluncaya kadar din ve savaş eğitimine ara vermedi, bu nedenle de ne ailesiyle ve ne de Nureddin ile Hacca gitmedi.

Bu sırada Mısır'da iktidar olan Şii Fatimiler ile Sünnü Müslümanlar arasında mezhep farklılığından dolayı sürtüşmeler başlamıştı. Sünni Müslümanlar kendilerine uygulanan baskı ve zulümden kurtulmak için bölgede önemli bir güç olan Nureddin’e başvurarak yardım talebinde bulundular. Öteden beri güneye inmek isteyen Nureddin için bir fırsat doğmuştu ve bu durumdan faydalanmak için Sünni Müslümanların feryadını karşılıksız bırakmayarak orduya sefer için hazırlık emrini verdi. Fatimiler, Şam ordusunun sefer hazırlığında olduğunu öğrenince seferi durdurmak için Halep’e Vezir Şapur’u göndererek vergi karşılığında Nureddin’in seferden vazgeçmesini istediler.  Bu arada Kudüs Krallığı da endişeliydi ve Nureddin’in yükselen otoritesini kırmak için Mısır’a ittifak çağrısında bulunarak bölgeyi tehdit eden Nureddin'den kurtulmayı teklif etti.  Mısır bu beklenmedik teklif ve destek karşısında Nureddin’e verdiği sözü unutarak Sünnilere karşı politikasını devam ettirdi.  Bunun üstüne Nureddin, Şêrko komutasındaki Şam ordusuna ikinci bir sefer emri vererek harekete geçirdi. Çıkan savaşta Mısır yenilmişti. Savaş alanından kaçan Fatimi veziri, Kudüs Hıristiyanlarına sığınarak yardım istedi, Kudüs Kralı Amalrik Şam ordusu durdurulmazsa bu kutsal şehir elden gider, propagandasıyla Fransız ve diğer hıristiyanları bir araya toplamayı başardıktan sonra Fatimilerin desteğiyle Şêrko’nun karşısına çıktı. Şam ordusu bu güçlü ittifak karşısında geri çekilmek zorunda kaldı. Yorulan ordusunu toparlamak için geri çeken Şêrko, yeni bir saldırı planı hazırlamaya başladı. Şam ordusunun toparlanıp Kudüs’e saldıracağını öğrenen Kral Amalrik,  bu sefer şansının yaver gitmeyeceğini anlayarak barış teklifinde bulundu.  Şêrko da anlaşmanın kendileri için uygun olduğunu bildirerek teklifi kabul etti. Kudüs  ile Şam arasında yapılan anlaşma sonrasında rahatlayan Şêrko, Mısır üstüne tekrar yoğunlaştı ve Kudüs’ün safdışı kalmasıyla Mısır’ı artık kolaylıkla alabileceğini düşündü. Halife'ye ve sultan Nureddin’e  mektuplar yazarak Mısır’daki sünni Müslümanların  Şii Fatimilerin baskısı altında zor durumda olduklarını, Müslümanlığa yakışmayan hallerin Mısır’da olağan hale geldiğini bildirerek ikinci bir sefer yapmak gereketiğini bildirdi.

Bu arada işini kolaylaştırmak için Mısır'da bulunan sünni bedevileri örgütleyerek sefer öncesi ayaklanmalar da tertip ettirmişti.

İstediği izni Nureddin’den alan Şêrko Ocak 1167 de harekete geçerek Sünni Müslümanlardan  oluşturduğu güçlü bir orduyla  seferi başlattı. Tarih sahnesine çıkacak olan Sultan Selahaddin de bu seferde  general rutbesinde görev almıştı.

Mısır yönetimi yaklaşan tehlike karşısında Kudus Hıristiyanlarından tekrar yardım istedi, ancak, tehlikenin boyutlarını gören Kral Amalrik, yaptığı anlaşmaya sadık kalarak savaş dışı kalacağını bildirdi.

Şêrko’un ordusu Sina yarımadasını geçerken çölde kum fırtınasına yakalanarak epey kayıp verdi. Bu durum  Mısır ve Kudüs'ü sevindirmişti. Ordusu fırtınaya yakalanan Şêrko’yu yenme fikri Mısır ve Kudüs’ü umutlandırmıştı. Umutlanan taraflar Şam ordusuna karşı güçlerini birleştirerek fırsatı değerlendirmek istediler. Durumu fark eden Şêrgo içinde bulundukları zor durumdan kurtulmak için Selahaddinle beraber yeni ve riskli bir plan uygulamak zorunda kaldılar. Öncelikle orduyu tekrar savaşacak hale getirmeleri gerekiyordu. Bunun için Sünni Müslüman çöl bedevilerinden de yardım aldılar. Savunmaya geçmek ya da direk savaşmak yerine Nil Nehrinin batı kıyısına geçerek Mısır ordusunu beklemediği yerden arka taraftan kuşatmayı, saray ile ordu arasına girmeleri halinde  ikmal yollarını kesebileceklerini, saray korumasız, orduyu da başsız yakalamaları halinde kazanma şanslarının olabileceğine dair bir plan üzerinde yoğunlaştılar. Bu arada zaman kazanmak isteyen Şêrko, Mısır’a bir teklif göndererek haçlı ordusuna karşı ittifak kurmaları halinde seferi Kudus’e yönlendireceğini de bildirdi.  Ancak Mısır, Şêrko’nun içinde bulunduğu zor durumda yararlanmak için teklife olumsuz cevap verdi. Bu arada Şam ordusu  Nil’in batısına geçmeyi başararak istediği pozisyona girmiş ve Mısır ordusunun sarayla bağlantı yollarını kesmişti.  Şam ordusunun manevrası  Mısır sarayında endişeye yol açarken, ittifak ordusunu da şaşırtmıştı. Bu manevra karşısında endişelenen Kudüs Kralı Amalrik savaşın kaybedilmesi halinde Mısır ile ittifakın yarar değil, zarar getireceğini düşünmeye başladı, ancak kendisine karşı kurulma ihtimali olan Müslüman ittifakı  engellediğini de düşününce seviniyordu. Durum ciddiydi. Şerko’nun manevrası kafalarını karıştırmış, morallerini de bozmuştu. Karşı taraftaki moral bozukluğu ve kafa karışıklığını öğrenen Şêrko saldırı zamanının geldiğini anladı.

18 Nisan 1167 yılının sabahında  henüz gün ağarmadan harekete geçen Şam ordusu değişik kollardan ittifak kuvvetlerine saldırdı.  Bir yanda Şêrko, diğer yanda Selahaddin’in ustaca manevraları karşısında neye uğradığını anlayamayan ittifak kuvvetleri  kanlı bir çatışmadan sonra bozguna uğramışlardı. Şam Ordusu  kazanmıştı, ancak çok zayiat da vermişti. Bunun üstüne Şêrko Kahire’yi kuşatmak yerine daha yakın olan İskenderiye’ye  çekilerek ordusunu dinlendirmek istedi, zira İskenderiyeden destek alıyordu.

Şam ordusu  İskenderiye’de  gücünü toplamaya çalışırken, Sultan Selahaddin yanına aldığı bin kişilik bir savaşçı grubuyla Mısır topraklarında  vur-kaç hareketleriyle fırtına gibi esmeye başladı. Önemli gördüğü yerlere saldırarak devlet otoritesini zayıflatmaya çalıştı.

Mısır veziri Şapur, Salahaddin’in saldırıları  ve Kudüs Kralına  verilmesi gereken  para konusunda   müşkil duruma düşmüştü. Bir taraftan Kudüs Kralına anlaşma gereği vermesi gereken altın paraları düşünüyor, diğer taraftan da gittikçe zayıflayan devlet otoritesini sağlamakta güçlük çekiyordu.

Mısır’ın zor durumu ve borcunu ödeyememesi Kudüs Kralını  da harekete geçirmişti. Kral Amalrik hazırladığı bir orduyla Mısır topraklarına girerek Taiy kenti ele geçirdi. Müslüman halkı kılıçtan geçirerek Kahireye yöneldi.  Devletin elden gittiğini gören Mısır yönetimi Şamdan yardım talep etmek zorunda kaldı.

Nureddin, haçlı ordusunun ilerleyişini önlemek için Şêrko ve yeğeni Salahaddin’in komutasına bir askeri birlik vererek yardıma gönderdi. 

Şêrko 9 Ocak 1169 tarihinde Kahireye girdiğinde büyük bir sevinçle karşılanmıştı. Mısır, Şam’dan gelen yardıma sevinirken vezir Şapur bir yolunu bulup Şêrko’yu öldürtmeyi düşünüyordu, çünkü Şam ordusunun eninde sonunda Mısır’ın bu zayıf durumundan faydalanacağını biliyordu.

Bu arada vezir Şapur öldü ya da öldürüldü. Bazı kaynaklar, Şerko’nun kendisi için hazırlanan suikast planından haberdar olduğunu ve bu yüzden de Şapur’u bizzat kendisinin öldürdüğünü ileri sürüyorlar. Vezir ortadan kalkınca Mısır’ın gündemi de değişmişti. Ölen vezirin yerine yeni bir vezir seçilmesi gerekiyordu. Mısır'da tüm meseleler unutulmuş sadece yeni vezir kim olacak konusu konuşuluyordu. İki aday öne sürülmüştü. Şam ordusu Salahaddin Eyyubi'yi, karşıt görüşte olanlar da İsa el Hakkari’yi öneriyordu. İki aday da Kürdlerdendi. Selahaddin ölen vezirin kızıyla evlendiği için adaylığı daha çok konuşuluyor ve seçilecek gibi görünüyordu. Durumdan hoşnut olmayan İsa El Hakkari umutsuzlanınca ordu ile Şam’a geri dönerek Nureddin nezdinde şansını aramaya başladı ve Salahaddin aleyhine propaganda yaptı. Daha sonra Kudus’e vali olan İsa El Hakkari önemli bir şahsiyet olduğu için muhalefeti amacına ulaşmış ve bundan etkilenen Nureddin  Salahaddin’in yerine amcası Şêrko’yu Mısır vezirliğine atamayı uygun görmüştü.

Ancak aynı yıl Şêrko hakkın rahmetine kavuşunca bu  makama atanacak tek aday öne çıkıyordu, o da  Salahaddin-ê Eyyubiydi

(devam edecek...)

KAYNAK:

*R.Pêşeng – Kürt Milliyetçiliğinin Altyapı Analizi (4.Bakış-1)
*Tori – Med İmp.Sonra Kürtler
*E.Xemgin – Kürdistan Tarihi
*A.Özer – Beş Büyük Tarihi Kavşakta KÜRTLER ve TÜRKLER

Not: "Şêrko" Kürdçe aslan yavrusu anlamına gelir.

 
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.