1. YAZARLAR

  2. Fikret YAŞAR

  3. Kürd Devletleri 1 - 2
Fikret YAŞAR

Fikret YAŞAR

Fikret YAŞAR
Yazarın Tüm Yazıları >

Kürd Devletleri 1 - 2

A+A-

 

Kurd Hemdani Devleti-1

Kurdler’in büyük bir bölümü Müslüman olmalarına rağmen dindaşları olan Abbasilerle iktidarları boyunca sürekli savaşmışlardır.

Abbasiler döneminde Kurdistan’ın bir kısmı Arap, bir kısmı da Bizans işgalindeydi. Bizanslılar Kurdler’in yaşam tarzı ve inançlarına karışmadığı için Bizanslılarla süregelen Kurd isyanları hiç yaşanmamıştır. Ancak Arap egemenliğinde kalan Kurdistanda Araplaştırma ve sömürge faaliyetleri zulümle yürütüldüğünden isyanlar birbirini takip etmiştir. Bu yüzden Kurdistan istilacıları arasında Kürtlere en çok zulmedenlerin Araplar olduğu söylenebilir.

Kurdistan’ın kuzey batı bölgesi, yani şimdiki Suriye’nin kuzeyi ile Anadolu’nun güney kısımları (Helep, Entakya, Edene, Mereş, Meleti, Amed, Entap, Rıha, Cezire) Abbasi orduları ile Bizans orduları arasında tampon bölge olarak kullanılıyordu. Bu nedenle iki taraf arasında meydana gelen savaşlarda en çok zarar gören kesim yine Kurdler’di.

Tarihi belgeler bu bölgede sıkışan Kurdler’in 839 yılında Cafer Kurê Mir Hesen öncülüğünde Abbasilere karşı harekete geçtiğini göstermektedir. Ne ilginçtir ki Kurdler, gayri Müslim Bizans’a karşı baş kaldıracağına, dindaşları olan Araplara karşı baş kaldırmışlardır!.. Abbasilerin İslam’la uyuşmayan zulüm politikalarına uzun bir süre Kurdler, daha sonra da yöreye yerleşen Türkmenler karşı çıkarak Arap egemenliğine son vermişlerdir. Süregelen isyanlarla hırpalanan Abbasiler bazı savaşları kaybederek bölgedeki ağırlığını zaafa uğratmıştır. Bu savaşlardan biri de tampon bölgede organize olan Cafer Kuré Mir Hesen ile giriştikleri ‘Bakis meydan muharebesi’dir. Bu savaşta halifenin ordusu yenilerek geri çekilmek zorunda kalmıştır, ancak halife birlik ve düzenden yoksun olan isyancıları yine din kardeşliği ve buna benzer politik yalanlarla bölmeyi başararak ikinci muharebeyi kazanır. Bu yenilgi sonrası belli bir süre sessiz kalan Kurdler Hakkâri bölgesinde seslerini yeni bir isyanla duyururlar. Hakkâri yöresinde başlatılan isyan kısa sürede Malatya ve Musul’u içine alarak bölgeye yayılmıştı(890). Ancak bu isyanın da düzenli ordu karşısında tutunamadığı ve bu nedenle isyana katılan ve destek veren beş yüz bin Kurd’ün kılıçtan geçirildiği yine tarihçiler tarafından bildirilmektedir.

Tarihçi Kamil’ e göre, Abbasilerin baskısı ile Hemdani aşiretinden beş bin kişi

Hakkâri’ye göç etmek zorunda bırakılmıştır.

Her isyan bir soykırımdı Kurdler için, ancak Abbasi halifeliği de her isyanla bir nebze kan kaybediyor ve otoritesi zayıflıyordu. Yönetimde oluşan zafiyet  grupların iktidarı yönlendirme girişimlerine sahne oluyordu. Zayıflayan halifelik kurumu siyasi grupların elinde sembolik bir makam haline gelmişti. Kurd Buveyhiler, Fatımiler ve Kurd Hemdaniler de bu siyasi grupların içinde en güçlüleriydi.

Kurd Hemdaniler halifelik kurumunun zafiyetinden yararlanıp kendi bölgesinde egemenlik kurmak için, bu sürecin bir fırsat olduğunu düşünerek Abbasi karşıtı diğer aşiretleri kendi cephesinde toplamaya çalıştı. Kısa sürede yeni silahlarla güçlendirilmiş bir ordu yaratılmıştı. Diğer taraftan Buveyhi ve Fatımiler de kendi egemenliklerini kurmak için aynı plan doğrultusunda çaba sarf ediyorlardı. Buveyhi ve Fatımilerden önce harekete geçen Hemdaniler Hesen Kuré Abdullah’ın önderliğinde isyan bayrağını dalgalandırarak 892 yılında kendi bölgelerinde egemenliklerini ilan ettiler.

Ayakta kalma mücadelesi veren halife topraklarının bir kısmının elden gittiğini görünce ordusunu isyancıların üstüne sürdü, ancak Kurdler eski Kurd değillerdi. Abbasi zulmünden aldıkları ders onları disiplinli ve düzenli bir güç haline getirmişti. Kurdukları yeni ordu ve elde ettikleri silahlarla Abbasi ordusunun tüm saldırılarını püskürterek zafer üstüne zafer kazandılar. Abbasi ordusu ilk defa Kurdler’e karşı peş peşe yenilgiler almış ve zayıflamıştı. Diğer taraftan Buveyhi ve Fatımiler’in de tehdit olmaya başladığını gören halife Hemdanilerle savaşı sürdürmenin kendisine yaramayacağını görerek anlaşmak zorunda kaldı. Yapılan anlaşma ile yeni kurulan “Hamdani Kurd Devleti”  929 yılında halife tarafından tanınarak kabul edildi.

Kurdler İslamiyet döneminde ilk defa kesin bir zafer kazanmışlardı.

Hemdaniler kısa sürede Musul ve Halep çevrelerini de topraklarına katarak daha da güçlendiler. Güç kazanan Hemdaniler Bizans’ın elinde bulunan Yukarı Mezopotamya'nın büyük bir kısmını da ele geçirmeyi başarmıştı.  Musul’u başkent yapan Hemdani hükümdarı Abdullah Kuré Hesen,kazandığı şan ve şöhretle halifeden “Nasırüddevle” unvanını da alınca bölgede sayılı güç haline geldi.

Bu süreçten sonra iyice zayıflayan halifelik kurumu Kurd Buveyhi ve Fatımilerin harekete geçmesini engelleyemedi. Kurd Buveyhi ve Fatımilerin saldırılarına karşı duramayacağını gören halife Hemdani devletinden yardım istemek zorunda kaldı.  Hemdaniler bir süre halifeye yardım ettiler, ancak Kurd’un Kurd’u kırdığı bir savaşın Araplara yarayacağını düşünen Abdullah Kuré Hesen halifeden desteğini çekerek halifeyi yalnız bıraktı.. Hemdaniler’in halifeden destek çekmesi ile beraber Bağdat Kurd Buveyhiler’in eline geçmişti. Bağdat’tan sonra Musul’u da almak isteyen Buveyhiler Hemdanilerin üstüne yürüyünce Hemdaniler tekrar savaş meydanına döndüler. Yapılan savaşta bozguna uğrayan Buveyhiler Hemdanilerle anlaşmak zorunda kaldılar. Bunun üstüne Buveyhiler sebep oldukları zarar ziyanı karşılayarak geri çekilmek zorunda bırakıldılar (943).

Bundan bir yıl sonra da Hemdani Devleti ikiye ayrıldı.

Süriye bölgesi Hemdaniler’i Halep şehrini başkent yaparak Musul Bölgesi Hemdaniler’inden 944 yılında ayrıldılar. Hemdaniler’in ikiye ayrılması ardından Bizans İmparatorluğu Ermenilerle ortak bir orduyla Yukarı Mezopotamya üzerine yürüdü. Süriye Hemdani Devletinin başında bulunan Seyf El Devle, Bizans Kralı Ramos’u Reha’da (Urfa) bozguna uğratarak Yukarı Mezopotamya’nın büyük bir bölümünü ele geçirdi.

Gerek Bizansın saldırısı ve gerekse Hemdaniler’in Halep ve Musul merkezli ikiye ayrılması Kurd Buveyhiler’i harekete geçirdi. Musul’un üstüne ikinci kez yürüyen Kurd Buveyhiler kenti ele geçirerek Musul Hemdaniler’inin egemenliğine son verdi. Musul Hemdaniler’inin yıkılmasından sonra Süriye Hemdaniler’inin elinde bulunan Yukarı Mezopotamya’da da karışıklıklar baş gösterdi. Harput dolaylarında bulunan Kurd aşiretlerinin harekete geçmesiyle beraber kuzeydeki toprakların büyük bir kısmını kaybedildi.

Harput aşiretinden olan Bad Kuré Dostıki, bölgedeki isyanın başını çekmeye başlamıştı. Amed ve çevre şehirlere saldırılar düzenleyen Bad, giderek güçlendi ve Meyaferqin’i (Silvan) ele geçirerek Yukarı Mezopotamya’nın bir kısmını Süriye-Halep Hemdaniler’inden kopardı.

Bad’ın Meyaferqin’i almasıyla beraber Kurd Tarihine “Mervaniler” adıyla yeni bir devlet girmiş oluyordu.

Bir süre Mervaniler’le savaşan Süriye Hemdaniler’i Selçukluların bölgede hâkimiyet sağlamalarına kadar varlığını devam ettirdi.

Bu devlet döneminde El Mutenabbi, El Farabbi ve Ebu Farize gibi önemli şair ve bilim adamları yetişmiştir… (devam edecek)

KAYNAK:
*Kurdistan Tarihi- E.Xemgin
*Kurd Devletleri – Khusrew
*Med İmp.Sonra Kürtler-W. Tori

 

II-BÖLÜM

MERVANİLER

Xarbuti (Harput) Kürt aşiretinden Dostık ailesine mensupŞa-Baz, ya da Bad bin Dostık tarafından 985 yılında temeli atılan Mervani Kurd Devleti yaklaşık yüz yıl Diyarbakır bölgesinde hüküm sürmüştür.

Eski çağlardan beri Amed olarak bilinen Diyarbakır, önemli yolların kesiştiği stratejik bir nokta olarak tarihte yer almıştır.

Arap Abbasilerin zayıflamasıyla Hemdaniler’in eline geçen Diyarbakır bölgesi, Hemdaniler’in zayıflamasıyla da DOSTKİLERİN - MERVANİLERİNeline geçmiştir.

Hemdaniler’in ikiye ayrılması sonrasında Buveyhiler’in ve Bizansın yöreye yaptıkları saldırılar bölgedeki otoriteyi zayıflatmıştı. Xarbuti Kurd aşiretinden Dostık’ın oğlu Şa-Baz, diğer adıyla Bad bın Dostık, otorite boşluğundan yararlanmış ve kısa sürede askeri bir güç oluşturmuştu. Adamları ile Hizan ve Maden arasındaki bölgede zenginden alıp fakire dağıtan mücadelesiyle halkın gönlüde taht kurmuş ve nam salmıştı. Asıl adı Abdullah olmasına rağmen “şahinlerin şahı” anlamında “Şa-Baz” lakabıyla anılan Kurd cengaver, genç yaşında hükümdar olmayı kafasına koyarak Harput ile Erciş arasındaki toprakları ele geçirip Diyarbakır’a yönelmişti. Bu yüzden de birkaç kez Diyarbakır’a saldırıda bulunmuş, ancak teslim almayı başaramamıştı.

Diyarbakır’dan önce Meyaferqin’i (Silvan) alması gerektiğini anlayan Şa-Baz, Meyaferqin şehir halkına mektuplar yazarak şehri teslim etmeleri halinde iyiliklerinin dokunacağına dair söz verdi. Şa-Baz, şehir halkını kendi tarafına çekmeye çalışırken Meyaferqin emirinin ölüm haberi çevreye yayıldı. Emirin ölmesi Baz’ın işini kolaylaştırmıştı.

Dilden dile dolaşan kahramanlıkları ve mertliği sayesinde Meyaferqin halkı zorluk çıkarmadan şehri Baz’a teslim etti.(985)

Baz, Meyaferqin’i teslim aldıktan sonra komuta merkezi haline getirdi. Bizans sınırını sağlama aldıktan sonra Diyarbakır ve Cizire bölgelerini de ele geçirerek tüm bölgeyi egemenliğine aldı.

Güneyde bulunan (Şii) Kurd Buveyhiler Baz’ın başarısından kaygılanmıştı. Gelişen tehlikeyi bertaraf etmek isteyen Buveyhiler ordularını harekete geçirdi. Buveyhi ordusunun komutanı Baz’ın eski bir dostuydu. Bu nedenle Baz’a bir mektup göndererek Buveyhiler’in emirlerine boyun eğmesini, şartları kabul etmesi halinde ülkesinin beylik olarak kendisine verileceğini bildirdi.

Baz kendisine yapılan teklifi şiddetle ret etti.

Savaş kaçınılmaz olmuştu.

Baz’ı hafife alan Buveyhi ordusu beklenmedik bir yenilgi aldı ve orduya ait tüm mallar karşı tarafın eline geçti. Elde edilen esir ve ganimetlerle Baz’ın ordusu daha da büyümüş ve güçlenmişti.

Bu savaştan bir süre sonra ikinci bir ordu ile harekete geçen Buveyhiler tekrar yenilgiye uğrayınca anlaşma yapmak zorunda kaldılar.

Antlaşma yapıldıktan bir süre sonra Musul ve civarında gözü olan Hemdaniler, Buveyhiler’in zayıflığından yararlanarak harekete geçtiler. Musul merkezli Hemdani devletinin yıkılmasından sonra Hakkari bölgesine göç eden Hemdaniler Musul’u tekrar alabilmek için saldırıya geçmişlerdi. Baz bu durumu duyunca ordusuyla Musul’a geldi ve saldırganların çoğunu kılıçtan geçirerek Musul’u kurtardı. Bu olaydan sonra Cizire bölgesi tamamen Baz’ın hakimiyetine geçti. Ancak bu durumdan hoşlanmayan halife Tayi’e Baz’ın üstüne bir ordu göndererek Dostkiler’i bölgeden çıkarmak istedi. Tur Abidin’de karşı karşıya gelen iki ordu şiddetli bir savaşa giriştiler. Savaşın başında halifenin ordusunu zorlayan Dostkiler, Baz’ın attan düşerek öldürülmesiyle berbaer kontrolü kaybetti. Baz’ın ölümü yenilgiyi getirdiği gibi ordunun da dağılmasına sebep olmuştu. Savaşta dağılan Dostkiler’in büyük bir kısmı Hakkari bölgesindeki Gever-Gelyé Şin mıntıkasına sığındı, diğer bir kısmı ise Irak topraklarına dağıldı.

Gever ve Musul civarına dağılan “Dostkiler” hala aynı isimle anılan büyük bir aşiret olarak Kurdistanda tanınmaktadırlar.

Urfa yöresinde bulunan “Badılı aşireti”nin de Baz / Bad döneminde yöreye yerleştirilen (Badi) taraftarları olduğu bazı kaynaklarda geçmektedir.

Baz-Bad Kuré Dostık’ın ölümünden sonra yerine geçen yeğeni Eli Hesen Kuré Mervan orduyu toplayarak düzeni sağladı. Yönetimi eline alan Eli Hesen Melezgırt, Exlat ve Erciş’e saldıran Bizanslıları da yenilgiye uğratarak ülkesini istikrara kavuşturdu.

Eli Hesen Kuré Mervan’ın başa gelmesiyle beraber “Dostkiler”, “Mervaniler” olarak anılmaya başlanmıştır.

Eli Hesen, Diyarbakır’da öldürülünce yerine kardeşi Said geçti. Said Serhat bölgesinde egemen olan Kurd Şeddadi Devletinin emiri Menuşer’ın kızını alarak gücünü pekiştirdi. Ancak kendisine karşı çıkan Nasır Kuré Mervan, onu zehirletince taht el değiştirdi.

Elli yıldan fazla hüküm süren Nasr Kuré Mervan, hakimiyetini kuvvetlendirip, ülkenin refahını yükselti. Pek çok cami, medrese, kervansaray, köprü, hamam, su kanalı bu dönemde yapıldı. Ticaret merkezi haline gelen Diyarbakır yöresi Mervaniler’e büyük bir zenginlik kazandırmıştı. Kültürel ve edebi çalışmalara da önem veriliyordu, bu nedenle Mervani Kürt Devleti şair, edebiyatçı ve bilim adamlarının sığınma merkezi haline gelmişti.

Ebu Dela, Tihami, Ebu Rıza, Simon El Hotci gibi pek çok yerli ve yabancı şair Mervaniler’den övgüyle bahsederler.

Nasır Kuré Mervan’ın ölümünden sonra sırasıyla tahta geçen Said, Nasır ve Mensur’un döneminde Mervaniler’in gücü zayıfladı.

Bu dönemde Bizans saldırılarına karşı koyabilmek için Selçuklulardan yardım istediler. Meşhur Malazgirt savaşı bu döneme denk gelmektedir. Bazı kaynaklar, Selçuklu ordusunun yarısının Kurdler’den, Bizans ordusunun da yarısının Türkmenlerden oluştuğunu, ancak savaş sırasında Bizans tarafındaki Türkmenlerin saf değiştirmeleri sonucu savaşın seyrinin değiştiğini belirtmektedirler.

Savaştan sonra Mervani sarayı kendi içinde iktidar sorunu yaşamaya başladı.

Hükümdar Nasıruddevleyi avucuna alan doktoru Ebu Salim veziri kovdurunca yerine kendisi geçti. Eski vezir Fahreddudevle, Mervani sarayından kovulduktan sonra halifeye sığındı, halife de kendisini kovunca Selçuklu sultanı Melikşah’a sığınmak zorunda kalan vezir, Mervaniler’in durumunun kötü olduğunu, Mervani hazinelerinin er geç Bizanslıların eline geçebileceğini, bunun olmaması için harekete geçmesi gerektiği konusunda Melikşah’ı ikna etmeye çalıştı. Mervani sarayında oluşan otorite boşluğu ve Bizans tehlikesini dikkate alan Melikşah orduyu Diyarbakır üstüne gönderdi.

Diyarbakır kuşatması uzun bir süre devam etti. Bunun üstüne Melikşah ikinci bir ordu göndererek kuşatmayı daha da büyüttü. Uzun süren kuşatmaya dayanamayan Diyarbakır teslim oldu. Diyarbakır’ı ele geçiren Selçuklu ordusu Meyaferqin’e yöneldi. Kuşatmalar sürerken Mervani hükümdarı Nasırüddevle, idareyi yeni vezir Ebu Salime terk ederek Cizre’ye kaçtı. Meyaferqin’i savunamayan Ebu Salim şehri Selçuklulara teslim etmek zorunda kaldı Son kalesi ele geçirilen Mervani Devletinin hükümdarı da Melikşah tarafından sürgüne gönderilince Mervani saltanatı sona erdi(1085).

(devam edecek)

Kaynak:
*Kurdistan Tarihi-E.XEMGİN
*Med İmp.Sonrasında Kürtler- W.TORI

Açıklama: 
Arapça’da “d” (dat) ve “z” harfleri birbirlerinin yerine kullanılabiliyor. Ör; Peygamberimizin kabri için “ravda” kullanıldığı gibi, “ravza” kelimesi de kullanılmaktadır. Bazı kaynaklarda “Bad” olarak geçen kelimenin aslı “Baz”dır. “Baz”, Kurdçe bir sözcük olup, “şahin” ve “koşmak” anlamlarında kullanıldığı gibi “yarışmak” anlamında da kullanılır. Ancak Arabik etki fonetik değişime sebep olmuştur.

yuksekovahaber.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.