1. YAZARLAR

  2. Kemal BURKAY

  3. Kurban Bayramı, Gizli Anayasa, Irak’ın içişleri vs&helli
Kemal BURKAY

Kemal BURKAY

Kemal BURKAY
Yazarın Tüm Yazıları >

Kurban Bayramı, Gizli Anayasa, Irak’ın içişleri vs&helli

A+A-

Kurban bayramından manzaralar…

Kurban bayramı geride kaldı. Bayramdan akılda kalanlar ise sokakları birbirine katan ipini koparmış öfkeli boğalar ve koçlarla onları kovalayan insanların, İspanyol boğa güreşlerini aratmayan heyecan verici savaşı oldu.  Bu arada insanlar kurbanlarını kapı önlerinde, sokakta, bağda bahçede kestiler. Bu nedenle kentler, hatta bazı yerlerde deniz bile kana boyandı.

Ama Kurban bayramındaki asıl dayanılmaz manzaralar, tatil gidişi ve dönüşü yaşanan trafik kazalarıyla mezbahaya dönen yollar oldu. Dokuz günlük blanço 210 kaza, 160 ölü, 870 yaralıydı. Bunlar kayıtlara geçenler tabi. Bunlar da bayramın insan cinsinden kurbanlarıydı demek mümkün…

Hacdan da epeyce ölüm haberi geldi. Elbet onlar doğruca cennete gidecekleri için bir sorun yok… Ama trafik kazalarında ölenlerin durumu nedir bilmiyorum. Herhalde aşırı hız veya yanlış sollama yaparak ya da sarhoş halde araba kullanarak başkalarının yanı sıra kendi ölümlerine de neden olanların cenneti pek de hak ettiklerini sanmam.

Gizli Anayasa Bakanlar Kurulu’nda onandı!

Biz yeni ve gerçek anlamda sivil ve demokratik bir anayasa bekleyeduralım, MGK’nın, bir süre önce rötuştan geçirip kabul ettiği ve hükümete gönderdiği ülkenin gerçek anayasası, ”Gizli Anayasa” da denen ”Milli Güvenlik Siyaset Belgesi” Bakanlar Kurulu tarafından onaylandı. Böylece bir beş yıllığına daha anayasa sorunu çözülmüş sayılır!

Onaylanmayabilir miydi? O da ayrı mesele… MGK demek Genelkurmay demek…

Zaten MGK’da hükümet temsilcileri generallerle bu konuda uzlaşmışlardı. Son yıllarda milli güvenlik için başta gelen tehlike sayılan ”İrtica”,  ülke ve sistem için tehlike olmaktan çıkarıldı; ”bölücülük” , yani Kürt sorunu demirbaş olarak yerli yerinde kaldı.

Böylece AKP hükümetimiz başarılarına birini daha katmış oldu. Başörtüsü sorunuyla ilgili de, anayasa değişikliğine gerek kalmadan önemli adımlar atıldı. Eğer bazı pürüzler varsa o da şu veya bu şekilde zamanla çözülür.

Eh, biz de sivil demokratik anayasayı bekleyeduralım. Kim bilir, ”kimse bizden anadilde eğitim beklemesin!” diyen, zorunlu din dersini kaldırmamak için hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın kararlarına, hem de kitlelerin talebine kulaklarını tıkayan Erdoğan, belki seçimlerden sonra ansızın sürpriz bir hamle yapıp Kürt kimliğini, anadilde eğitim hakkını, ”demokratik özerkliği” tanıyan, zorunlu din dersini kaldıran, militarizmin demokrasiye tuzak kurumlarını temizleyen ve AB standartlarında tam bir düşünce, örgütlenme özgürlüğü tanıyan yeni anayasa değişikliğini önümüze koyar!

Sevgili okurlar, bunu peşin peşin duyunca gülümsemeye başladınız değil mi?.. Ama kim bilir, belki de onun yapmadıklarını, Ergenekon avukatlığını sürdüren, darbeci generallere kol kanat geren, Kürt kelimesini bile ağzına alamayan, kendisi Alevi dedesi olduğu halde Dersim kırımıyla ilgili olarak önce ”ben o zaman doğmamıştım” deyip topu taca atan, sonra da bu kırımı Kemalist devrimciliğin doğal bir sonucu sayan CHP’nin ”Yiğitoğlan”ı ve onun ekibi yapıverir…

Bu toplum nasıl olsa yağmurla dolu arasında gidip geliyor. Değişimde gerçek çıkarı olanlar, Kürtler, Aleviler, emekçiler ve tepeden tırnağa ”has solcu”lar ise, her biri kendine bir koza örüp soyutlanmakla, kendi dışlarından gelen demokrasi ve değişim çabalarına karşı bile binbir güçlük çıkarmakla meşguller.

Türkiye Irak’ın içişlerine karışmamış…

Irak’ta genel seçimlerden bu yana süren sekiz aylık krizden sonra cumhurbaşkanlığı sorunu nihayet çözüldü ve bu göreve ikinci kez Celal Talabani seçildi.

Arap kesimi bu kez başbakanlık gibi cumhurbaşkanlığını da bir Kürde vermek niyetinde değildi. Sünni kesim özellikle bu iki posttan biri için direndi. Amerika’nın da Kürtlerin feragat etmeleri için epeyce baskı yaptığı anlaşıldı. Ama yalnızca ABD değil, Türkiye de özellikle Sünni Arap kesiminden yana devredeydi ve elinden geleni yaptı. Ne var ki Kürtler baskılara karşı direndiler ve sonunda Celal Talabani’nin başkanlığını kabul ettirdiler.

Öyle ya, eğer Irak bir Kürt-Arap federasyonu ise bu önemli postlardan biri Kürtlerin hakkı. Değilse, o zaman herkesin kendi yolunda yürümesi daha doğru değil mi?

Kürtlere üvey evlat muamelesi yapmanın dönemi geçti.

Celal Talabani’nin bir Türk gazeteci ile yaptığı söyleşide Türkiye’nin, bir Kürdün başkanlığa seçilmesini engellemek için gösterdiği yoğun çabaları deşifre etmesi üzerine Başbakan Erdoğan, ”Irak’ta kimseye desteğimiz olmamıştır,” dedi. Cumhurbaşkanı Gül ise, ”Talabani’nin sözlerini hayretle karşıladıklarını” söyledi…

Ne var ki, ne Erdoğan’ın sözleri ne de Gül’ün hayreti inandırıcı değil. Türk hükümetinin Irak’ın Şii ve Sünni Arap liderlerini uzlaştırıp Kürtleri yalnız bırakmak için yaptıkları -Ankara’ya davetler, Bağdat’a seferler- herkesin gözü önünde cereyan etti. Ama tüm bu çabalar boşa çıktı.

Yapılması gereken, Kürt fobisinden kurtulmak ve lafta değil gerçekte Kürtleri kardeş görmek, içerde onlara eşit haklar tanımak, dışarda da anti Kürt politikaları terk etmektir.

Erlere Angarya artık son buldu mu?

Askerlik döneminde, askerlik hizmeti diye kendilerine angarya yaptırılan, ordu evinde ve başka yerlerde subayların ve ailelerinin hizmetine koşulan berber, terzi, garson, aşçı vb. erler yüzünden son dönemde medyada orduya yönelik yoğun eleştiriler yer aldı. Her dönemde bu tür hizmetlerde kullanılan 50-60 bin erden söz edildi. Bunun üzerine, erlere artık bu tür hizmetler yaptırılmayacağına ve bu işlerde ücret karşılığı sivillerin çalıştırılacağına dair ordudan bir açıklama geldi.

Güzel, inşallah öyle olur… Demek ki ağlamayana meme yok. Yıllar yılı, toplumun sesi çıkmadığı için yurttaşlara askerlik yaptırma adına angarya yaptırdılar. Gerçi bir zamanların ”emir erliği”ni, yani bedava hizmetçiliği de sözde kaldırmışlardı, ama pratikte bu iş devam etti. Elbet şimdi durum daha farklı.  Devran döndü, yeni teknik olanaklar, hızla gelişen iletişim araçları en karanlık alanları bile aydınlatıyor, gerçekleri insanların gözlerinin önüne seriyor, bu ve benzer çirkinliklerin, haksızlıkların sürdürülmesini zorlaştırıyor.

Öte yandan bu ülkede yurttaşların zorunlu askerlik boyunca karşılaştıkları tek haksızlık söz konusu angarya değil elbet. Ya nerdeyse doğal sayılan onca hakaret, aşağılama, dayak; hatta üstü örtülen, intihar süsü verilen cinayetler?.. Bunların da hesabı sorulabilecek mi? Umarım tüm bu kötülükleri  insanlarımıza reva gören militarist kafalar, bundan böyle artık işlerin eskisi gibi gitmeyeceğini anlarlar. Emirleri altındakilerin de insan olduğunu ve kendilerine insanca davranmak gerektiğini öğrenip içlerine sindirirler.

kurdistan.nu

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.