1. YAZARLAR

  2. Cevdet IŞIK

  3. KUR’AN BİR YÜKSEK BİLİNÇ REHBERİDİR
Cevdet IŞIK

Cevdet IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

KUR’AN BİR YÜKSEK BİLİNÇ REHBERİDİR

A+A-

 

İnsanın yaşadığı en büyük felaket bilinç alanında yaşadığı felakettir. Bir insanı insan olmaktan çıkaran en hassas noktayı bilinç oluşturmaktadır. Yani eğer bir insan bilinçten yoksun ise insanlıktan da yoksundur. Zira insan, bilinciyle birlikte olayları ve nesneleri fark eder. Olaylar ve nesneler bilinç tezgâhından geçerek değerlendirilir, doğru ve yanlış diye ayırt edilir ve böylece bir tercihe şayan hale gelir. Bilinç eşliğinde yaptığımız tercihlerle hayat tarzımızı oluştururuz. Bu sebeptendir ki, bir duruş sahibi olmak için bir bilinç sahibi olmak kaçınılmazdır. Bütün bunları yapmak ile insan olmak arasında, karşılıklı bir gereklilik/geçişlilik vardır. Yani insan olan bilinçli olur; bilinçli olan insan olur.

İnsanın sahip olduğu ilişkilerin muhtevası, insanın sahip olduğu bilincin muhtevasını da belirler. İnsanın sahip olduğu ilişki ağı tektip ve statik değil, çok yönlü ve dinamiktir. İnsan, varlık âleminde kendisi dâhil, Allah ve diğer yaratılmışlarla bir ilişki ve iletişim içindedir. Bilinçli bir iletişim, insanı oluşturan bütün zerreleri uyanık ve aktif hale getirir. Bu iletişim esnasında yapılan anlamlandırmalar, bilincin içeriği ile ilgili edimlerin sonucudur. Bu sayede insan, iletişimde bulunduğu özne, nesne ve olayların ‘ne’ olduğuna karar verir. Bu durumla birlikte, insanda bir farkındalık meydana gelir. Bu farkındalık hangi konuda olursa olsun, insanı zihinsel olarak açık, seçik ve net bir bilgiye ulaştırır. Yaptığımız bu izahların neticesi şudur: İnsan ne’yin ve hangi şey’in bilincinde ise, o şey’in varlığı ve gerçekliği ile ilgili olarak tam ve sarih bir bilgiye sahiptir. Aynı şekilde insan ne’yin ve hangi şey’in bilincine varmışsa, o şey’i anlamış, kavramış ve onun farkına varmıştır.

Anlama, kavrama ve farkına varma, yani bilinç, aşkın bir durum olarak, değişik seviyeleri olan bir durumdur. Eğer bir insan yaşamını sahip olduğu alışkanlıklarla, ne anlama geldiği bilinmeyen geleneklerle, egosunu tatmin edici özerk kalıp ve yapılarla sürdüren bir bilince sahipse, bu bilinç düşük seviyeli bir bilinçtir. Eğer bir insan yaşamını sürdürürken aklını kullanıyorsa, neyin ne anlama geldiğini bilerek yapıyorsa, içinde bulunduğu imkânların hikmetini bilerek hareket ediyorsa, bunun için hakkı ve adaleti tercih ediyorsa, o insanın sahip olduğu bilinç, yüksek seviyeli bir bilinçtir. İnsan, yaptıklarını anlamlandırdığı kadar insan olduğu için, yüksek bilince sahip insanlar, yaptıklarının arkasını ve önünü (tezekkür-tedebbür) bilerek yaparlar.

Sağlıklı bir bilinç ancak doğru bilgi ve haber ile inşa edilir. Kişi kendi gayretiyle bir yerlere varabilir ama vardığı yerin emin bir yer olması için doğru bilgi ve haberle hareket etmesi gerekir. İnsanın kendi imkânlarıyla, mutlak anlamda doğru bilgi ve haberi elde etmesi zor olduğu için, dışarıdan bir desteğin sağlanması gerekir. Çünkü insan için bilinç durumu ne kadar yüksek olursa olsun, görünenin ve duyulanın ötesine geçmesi mümkün olmayacaktır. Ayrıca içinde yaşadığı fizik âlem için bile, tümüyle bağımsız olabilecek kuşatıcı bir konuma sahip olması da söz konusu değildir. Çünkü insan için ihtiyaçları, duyguları, acıları ve sevinçleri hayatın kendisidir. Bunlardan bağımsız olarak hareket edemez. Ali Şeriati bu durumu Kevir adlı kitabında şu şekilde izah eder: “Bilincin doruğunda kişi kendini “yaşam”ın tutuklusu olarak bulur. “Doğa”, “tarih”, “toplum”, “kendisi”! Söz, bu dört yaşamının her birinde değişik bir durumda olur. Yer yer varlıkta konuşup sözü felsefe olan; yer yer tarihte konuşup sözü kişi olan; yer yer toplumda konuşup sözü siyaset olan; yer yer kendinde konuşup sözü şiir olan kişinin, “anlamları” ile “duyguları”, “acıları” ile “gereksinimleri”nden söz etmektedir.” (s.32)  İnsan, içinde yaşadığı fizik âlem için böylesine bir tutukluluk halini yaşarken, bilmediği, görmediği fizik ötesi için isabetli bir fikre sahip olması mümkün olur mu? İşte bütün bu gibi durumlardan dolayı insanın, her şeyi gören, bilen, işiten ve kudretiyle kuşatan birine ihtiyaç vardır ki, o da Allah’tır.

 

Allah Bilinci

 

Allah deyince, mü’min olanın ruh hali değişmelidir. Bütün hücreleri bir uyarı almış gibi olmalıdır. Öyle ki, tabir caizse ‘hazır ol’ vaziyetine geçmelidir. Çünkü sözü edilen sıradan bir yaratılmış değil, her şeyin Yaratıcısı olan, her şeyin Sahibi olan, esmasıyla kendisini bize tanıtan Allah’tır. Yine Allah denince ilk akla gelen Kur’an’ı Kerim olmalıdır. O Kur’an ki, insana şahdamarından daha yakın olan Allah’ın, (Kaf 50/16) rahmetinin bir sonucu olan mesajlardan oluşmaktadır. O mesajlar ki, zihnin ve ruhun labirentlerinde gezinen bütün mikropları temizler.

Kur’an, Allah’ı tanıtmak suretiyle yalan/yanlış haber, bilgi ve tasavvurların önünü kapatır. “De ki: O bir tek Allah’tır; eşsiz-benzersiz bir tek’tir. Allah Samed’dir. O doğurtmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey O’na asla denk ve benzer olmamıştır.” (İhlas 112/1-4) Mustafa İslamoğlu bu surenin dipnotunda şu açıklamalara yer verir: “Sadece Allah’ın mahiyeti hüviyetinin aynıdır, O’ndan gayrısının mahiyeti ile hüviyeti farklıdır. O’nun hakkı kulluk edilmeye layık tek Allah olmaktır, O’ndan gayrısının hakkı O’na kul olmaktır.”[1] “Allah, varlığı kendinden ve zorunlu olan, var olmak için bir başkasına muhtaç olmayan, tüm mükemmellikler kendisine ait bulunan, tüm noksanlıklardan uzak olan, tüm hamd ve senalar kendisine mahsus olan, mutlak ve aşkın yaratıcının adıdır.”[2] İnsan, mükemmelliğini dile getirmede aciz kaldığı, sonsuz kudret ve rahmetin sahibi olan Allah’ı bilip tanıdıktan sonra, kimseye ihtiyaç hissedip minnet eder mi?

 Allah’ın varlığını kabul etmeyen yoktur. Ama O’nun bir’liği konusunda insanda olması gereken bilinçte sorunlar yaşanmaktadır. Allah’ın bir’liğini “bir sayı dizisinin ilk sayısı” gibi algılamak yanlıştır. Burada söz konusu edilen bir’likten kasıt, dengi ve benzeri olmayan, bütün varlık içinde yalnızca tapılmaya layık olan tek varlık anlamına gelen bir bir’liktir. Bu böyle anlaşılmadığı zaman, Allah ile ilgili olarak gerekli bilme ve tanıma olayı da gerçekleşmez.

Sahih ve makbul bir Allah bilincine sahip olmak için, Allah ile ilgili sahih ve doğru bilgilere sahip olmak gerekmektedir. Bunun kaynağı ise İlahi Vahiy olan Kur’an’dır. Kur’an birçok konuda olduğu gibi, Allah ile ilgili olarak da insana rehberlik ederek, insanın yüksek bir bilince sahip olmasını sağlamaktadır.

Kur’an, Allah’ın varlığının insan tarafından benimsenmesini, insanın sahip olduğu fıtratın bir gereği olarak görmektedir. Allah’ın bir’liğini benimsemek için de durum aynıdır. Ancak Allah’ın “bir’liğini ifade eden ayetler”, varlığını ifade eden ayetlerden daha çoktur. Bu durumun bizleri götürdüğü sonuç şudur: “Allah’ın birliği sonucuna varmak, bu sonuca hem inanç ve düşünce hem de ibadet ve duygularda sadık kalmak, O’nun varlığını benimsemekten daha zordur. Çünkü tanrının varlığı aklın fonksiyonunu ilgilendirirken, birliği akılla birlikte ve ondan çok iradenin eğitimine ve duygu hayatının geliştirilmesine bağlıdır.”[3]

Bazı ayetlerde Rabbimiz Teâlâ şöyle tanıtılmaktadır:

1-Yukarıda meali verilen İhlas Suresi’nde de belirtildiği gibi Allah mutlak ve tek bir Allah’tır. O, ne doğmuş ve ne de doğurulmuştur. O,  hiç kimseye muhtaç değildir. Herkes O’na muhtaçtır. O’nun ne bir eşi ve ne de bir benzeri yoktur.

2-Allah sonsuz merhametin, sevginin ve şefkatin kaynağıdır. O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır. “O, merhameti kendine zorunlu bir görev bilendir.” “O özünde ve işinde merhametli olandır.” (Fatiha 1/2, Bakara 2/143, A’raf 7/156, En’am 6/54, Haşr 59/22)

3-Allah, yoktan yarattığı varlığı başıboş bırakmamış, ona bir yaratılış amacı takdir etmiştir. Aynı zamanda yarattığı varlığın, yaratılış amacını gerçekleştirmesi için, gerekli olan donanımı da kendisine bahşetmiştir.(Taha 20/50)

4-Allah, yaratılmışlar gibi değildir. O’nun bir öncesi olmadığı gibi, bir sonrası da yoktur. O’nun zahirliği “ bütün varlığın görülebilen aşkın sebebi”, batın oluşu ise “görülemeyen içkin hakikati” anlamındadır. (Hadid 57/3)

5-Hiçbir beşeri görüş ve tasavvur Allah’ı kuşatamaz. Allah bütün beşeri görüş ve tasavvurları kuşatır. O, her şeye nüfuz eden ve her şeyden haberdar olandır. (A’raf 7/103)

6-O’ndan başka ilah yoktur. Varlığın mutlak hâkimi, mutlak kurtuluş ve huzurun membaı, mutlak otorite sahibi, mutlak üstün ve yüce olan, büyüklüğünde sınırsız olan ve her şartta iradesini yürütendir. O Allah’tır ve mutlak yaratıcıdır. En güzel nitelikler ve tüm mükemmellikler Allah’a mahsustur. O her işinde mükemmel ve her hükmünde tam isabet edendir.(Haşr 59/23-24)

7-O, insana şahdamarından yakın olandır.(Kaf 50/16)

8-İnsan nerede olursa olsun Allah, insanla beraber olandır.(Hadid 57/4)

9-Allah, insana yeten, insan ile kalbinin eğilimleri arasına girip müdahale eden, sınırsız bağışlayıcı, göklerin ve yerin nurudur.(Zümer 39/36-53, Enfal 8/24, Nur 24/35)

10-Her şey geçici, tek kalıcı olan Allah’tır.(Rahman 55/27

11-Allah her şeyin yasasını koyandır.(Mürselat 77/23)

12-İnsanın kendisini hakkıyla takdir edemediği, her an aktif olarak hayata müdahale eden, her şeyi bir ölçü ve yasa ile yaratan, ışığı asla söndürülemeyecek olan Allah’tır.(A’raf 7/91, Rahman 55/29, Kamer 54/49, Saf 61/8)

13-Allah insanı yaptıklarının en iyisi üzerinden ödüllendirir.(Ankebut 29/7)

Yahudilikteki tanrı algısına baktığımız zaman insanlaşmış bir tanrı algısıyla karşılaşıyoruz. Hıristiyanlıktaki tanrı algısına baktığımızda ise tanrılaşmış bir insan algısıyla karşılaşıyoruz. Yani görülen manzara dehşet bir manzara oluyor. Birisi tanrıyı bayağılaştırırken diğeri insanı tanrılaştırmaktadır. Tümüyle bir zulüm tablosu ile karşı karşıyayız.

İslami naslarda belirtildiği üzere Allah ismi, bütün varlığın yaratıcısı ve tapınılmaya layık tek mabudun özel ismi olarak kabul edilir. Bu sebepten Allah’tan başka hiç bir kimseye, hiçbir varlığa Allah, isim olarak verilmemiştir. (Meryem 19/65) Bunun için Allah isminin çoğulu da yoktur.

İslam bilginlerinin Allah ismini izah etmeleri şu şekilde olmuştur: “Allah, varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere layık bulunan zatın adıdır.” Bu izahta iki husus dikkati çekmektedir. Birinci husus Allah’ın varlığının zorunlu olmasıdır. Yani Allah’ın varlığını kabul etmek için hiçbir desteğe ihtiyaç duyulmamasıdır. İkinci husus ise bütün övgülere layık bulunmasıdır. Bunun bizi götürdüğü sonuç, Allah’ın “yetkinlik ve aşkınlık ifade eden isim ve sıfatlarının” olmasıdır.

 

Bilinç Rehberimiz Kur’an

 

Kur’an, Allah’tan biz kullarına gönderilmiş bir mektup gibidir. Rabbimiz, biz insanoğlunu en iyi bildiği için, nisyan özelliğimizden dolayı çok çabuk unuttuğumuzu ve cehaletimizden dolayı da çok çabuk isyan ettiğimizi biliyor. Rahmeti sonsuz Rabbimiz, insanın kendisini uçuruma sürükleyen tavrından dolayı hemen helak olmasını engellemek için, indirdiği kelamıyla insanı uyarıyor. Kelam, anlamlı sözü ifade ettiği için, Kur’an’da anlamsız ve boş bir tek söz yer almaz. Aynı zamanda kelam, bir muhataba yönelik olmayı, yani bir hitap niteliğinde olduğu için, akıl ve irade sahibi insanı muhatap almaktadır. Kur’an, insan için var olan tehlike ve tuzaklara dikkat çekerek rehberlik ediyor. İçinden geçtiğimiz zamanın ve üzerinde bulunduğumuz mekânın ne anlama geldiğini fark etmemiz için rehberlik yapıyor. Yani Kur’an bizi bilinçlendiriyor. Bu bilinçlendirme misyonundan ötürü Kur’an, insanoğlu için bir bilinç rehberidir.

Kur’an, insanlığa rehber olduğunu, bu rehberliğin apaçık belgelerini taşıdığını ve böylece hakkı batıldan ayırdığını söyler. (Bakara 2/185) Kur’an’ın asıl rehberlik yaptığı kimselerin ise, sorumluluk bilincine sahip kimseler olduğu vurgulanır. (Bakara 2/2)

İnsanlığın bilinç rehberi olan Kur’an, ana hatlarıyla iki kısma ayrılır: Birinci kısmını ‘haber’ oluştururken, ikinci kısmını ise ‘inşa’ oluşturmaktadır. Kur’an’ın ‘haber’ kısmındaki konular; Allah’ın isimleri ve sıfatları, ahiret ve ahirette yaşanacak durumlar, geçmiş topluluklara ait kıssalar ve kevni olanla ilgili açıklamalardan oluşmaktadır. Kur’an’ın ikinci kısmını oluşturan ayetler, insanı inşa ederek bir şahsiyet kazandırıcı özelliklere sahiptir. Kur’an, özellikle bazı kavramlarla insanın sürekli bir hareketlilik içinde olmasını istiyor. Bunların en çok dikkat çekeni tefekkür, tedebbür, tezekkür, taakkul ve tefakkuh gibi kavramlardır. Kur’an insanı adeta bunlarla özdeş hale getirmektedir. İnsanın beynini patlatırcasına bu kavramların gerektirdiği eylemselliği yaşamasını ısrarla vurgular. Karşılaşılan bütün durumları değerlendirirken bu kavramların insanda bir haslete dönüşmesini ister. Tezekkürle hatırlama ve öğüt almayı, tedebbürle arka plana vukufiyeti sağlayacak derin düşünmeyi, taakkul ile aklı duyguların esaretinden kurtararak doğru akletmeyi, tefakkuh ile derinlemesine bilmeyi, bütün yönleriyle kavramayı ve nihayet tefekkür ile aklı kullanırken gerekli yoğunlaşma ile yeni fikirlere ulaşmayı gerçekleştirir. Böylece insanın, şehadet âleminde hem ders alma ve hem de hayret etme seviyesini yakalamasını amaçlar. Zaten bu durum, insanın hidayete tabi olmasının yol ve yöntemini oluşturmaktadır.

Bir bilinç rehberi olan Kur’an, insanı düşük bir bilinç seviyesinden, yüksek bir bilinç seviyesine ulaştırır. Ancak bunun gerçekleşmesi için insanın Kur’an üzerinde derin derin düşünmesi gerekir. Derin derin düşünmeyenleri ise kalplerine kilit vurulmuş olarak niteler. (Muhammed 47/24) Rabbimiz Teâlâ Kur’an’a uymayı emreder. Ondan başka veliler edinerek, o velilere uyulmasını yasaklar. Böyle yapanları ‘pek az öğüt dinleyenler’ olarak kınar. (A’raf 7/3) Kendisinde şek ve şüphenin olmadığı (Bakara2/2), anlaşılması için Arapça indirilen (Yusuf 12/2), insanlara her türlü misali çeşitli şekillerde açıklayan (İsra 17/89), Allah’ın izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaran (İbrahim 14/1-2), âlemlere uyarıcı olsun diye, kuluna hak ile batılın arasını ayıran ölçüyü gösteren (Furkan 25/1), insanların sakınması için, tehdit sayılan durumları türlü biçimlerde açıklayan (Taha 20/113), onunla uyarılsınlar, tek bir ilah bulunduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara tebliğ edilen (İbrahim 14/52) bu Kitap, mü’minlere doğruluk rehberi ve şifadır. (Fussilet 41/44) “İşte bu Allah’ın hidayetidir: İsteyeni bununla doğru yola ulaştırmayı diler. Allah’ın saptırdığı kimse, artık asla yol gösterici bulamaz.” (Zümer 39/23)

Allah’ın biz insanlar için hidayet ve bilinç rehberi olarak indirdiği Kur’an, birçok ayetinde insanları düşünmeye çağırır. Rabbimiz, göklerin ve yerin yaratılışını, gündüz ile gecenin ardı ardına gelişinde akıl sahipleri için işaretler olduğunu açıklar. Akıl sahiplerinin ayakta, otururken ve yaslanmışken Allah’ı zikrettiklerini, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında ise tefekkür ettiklerini beyan eder. (Al-i İmran 3/190-191) Buradan anlamaktayız ki, akıl sahiplerinin niteliğini, Allah’a inanma eşliğinde tefekkür faaliyetleri oluşturmaktadır. Allah’ın hesaba katılmadığı entelektüel faaliyetler havanda su dövmek kadar boş, değersiz ve köksüzdür. Buradaki zikir ise sadece dille anmaktan öte, “Allah’ın hayranlık uyandırıcı kudret belirtilerini tefekkür ve teemmüle dalmak, bu alametlerin Allah’ın kudretini hatırlatıcı tesiriyle düşünmeye koyularak Allah bilinciyle dolmaktır.”

Kur’an, insanın düşünme yetisini sürekli aktif tutmaya ve böylece uyanık bir bilinçle olaylara bakmaya teşvik eder. Bunun için insanın üç duyu organına dikkati çeker. Bunlardan birisi kulak, diğeri göz ve bir diğeri ise kalptir.

“Onların kalpleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidir; hatta daha da aşağıdırlar. İşte bunlar gafillerdir.” (A’raf 7/179) “İşte Allah’ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimseler bunlardır.” (Nahl 16/108) Ancak kulak verenlerin Allah’ın davetini kabul ettiğini (Enam 6/36), merhamet olunmak için Kur’an okunduğu zaman kulak verilmesini (A’raf 7/204), kulak veren toplum için ayetler olduğunu (Yunus 10/67), kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene dersler olduğu (Kaf 50/37) ve nihayet cehennemde olanlardan bir nedamet sözü olarak “eğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli cehennemlikler içinde olmazdık” denilecektir. (Mülk 67/10)

Bir bilinç ve hidayet rehberi olan Kur’an’dan en üst derecede yararlanmak için, düşünmemiz gerektiğini Kur’an bizlere bildirmektedir. “Düşünmez misiniz?” (Bakara 2/44) “Pek kıt düşünüyorsunuz.”(Neml 27/62) “Düşünen kimseler için deliller vardır.” (Bakara 2/164) “Böylece Allah, dünya ve ahiret hususunda düşünesiniz diye size ayetleri açıklar.” (Bakara 2/219) “Kur’an’ı durup düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah’tan başkasından gelseydi, onda çok aykırılıklar bulurlardı.” (Nisa 4/82) “Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsın.”(Sad 38/29) “Bunlar Kur’an’ı derin derin düşünmezler mi? Yoksa kalpleri üzerinde kilit mi vardır?” (Muhammed 47/24) “Düşünüp ibret alın ey basiret sahipleri!” (Haşr 59/2)

Rabbimiz Teâlâ daha birçok ayette, hidayetin de sapmanın da ana sebeplerini bizlere işaret ediyor. İnsan, insan olma rezerviyle yaratılmıştır. İnsanın yapısındaki veriler, insanın hakikati bulmasında çok önemli bir destek sağlamaktadır. Fakat insan kendisi için büyük bir önem taşıyan, yapısındaki verileri kullanmamak gibi kolaycı bir yola girince, insanlıktan çıkıyor. Bu durumda insanı apaydınlık bir yola koyan Kur’an gibi bir bilinç rehberinden de yararlanamıyor.

Müslümanlar için bütün zamanların en önemli düşüş sebebi, yüksek bilinç rehberi olan Kur’an’dan uzaklaşmadır. Her zaman ve her zeminde yükselişe geçmenin yegâne kaynağı Kur’an’dır. Kur’an’ın en mükemmel bir şekilde anlaşılması için, onu hayatıyla görünür kılarak bizlere örneklik teşkil eden Sevgili Peygamber’in hayatını örnek almamız şarttır. Allah’ın birbirlerine kardeşler kıldığı müslümanların, var olan bütün önyargılarından sıyrılmaları ve merhamet dilini kuşanarak birbirlerine yaklaşmaları gerekir. Bunun sorumluluğunu taşıyan her insan, yapılan bütün iftira ve karalamaları sükûnetle karşılamalı ve bir doktor hassasiyetiyle değerlendirmelerde bulunmalıdır.[4]

 


[1] M.İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, s.1323

[2] M.İslamoğlu, Allah(cc), s. 16

[3] DİA, Allah maddesi.

[4] Bu yazı daha önce Kurani Hayat dergisinde yayınlanmıştı.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.