1. YAZARLAR

  2. Cevdet IŞIK

  3. KUR’AN AHLAKIYLA AHLAKLANMAK-2
Cevdet IŞIK

Cevdet IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

KUR’AN AHLAKIYLA AHLAKLANMAK-2

A+A-

 

Müslüman için Kur’an ahlakıyla ahlaklanmak, varoluş bakımından en önemli sorunu oluşturmaktadır. Yani ontolojik olarak, Müslümanların var olup olmadıklarından söz etmek için, Kur’an ahlakıyla ahlaklanıp ahlaklanmadıklarına bakmak gerekir.

Müslümanın en belirgin vasfı, kendisinden başlamak üzere, haleler misali bütün bir zaman ve mekânı, söz ve davranışı, hayal ve gerçeği kapsayan, hesaplanmış büyük bir titizliğin göstergesi olan bir duyarlılık ve hassasiyete sahip olmasıdır.

Yani Müslüman olmak demek, her açıdan duyarlı ve hassas olmak demektir. Müslümanın sahip olduğu duyarlılık ve hassasiyet hayatın bütününü kapsayan bir duyarlılık ve hassasiyettir. Onun içindir ki, Müslümanca sergilenen her davranış, peşi sıra yeni bir hikmeti haber veren bir niteliğe dönüşmektedir.

Müslümanın hayatını Kur’ani nitelikler inşa ettiği için, Müslümanın ahlakını da Kur’an’ın ahlakı olarak niteliyoruz.

Müslüman, duyarlılık ve hassasiyetini şahsiyetinden alır. Müslüman şahsiyetinin ana kodları, İlahi Vahiy tarafından belirlenmiş kodlardır. Sonsuz kuvvet, kudret ve merhamet sahibi Allah’ın tek ilah olarak kabul edilmesi, bütün bayağılıklar karşısında hem özgünlüğün ve hem de özgürlüğün en büyük güvencesini oluşturur.

Özgün ve özgür olmayan kimselerin ahlaki manada bir davranış sergilemesi mümkün değildir. Bütün ahlaki davranışlarda akıl ve iradenin sahip olduğu bir etkinlik vardır. İnsanın özgünlüğü de özgürlüğü de akıl ve iradenin devrede olduğu seçimlerle oluşmaktadır. Bütün bir hayatı, başka akıl ve hayatları taklit etmekle geçiren kimselerin ne özgünlüğünden ve ne de özgürlüğünden söz edilemez.

İnsan sahip olduğu akıl ve irade marifetiyle, söylediği her söz ve eylemin anlamını bilerek tercihlerde bulunur. İnsan sarf ettiği cümlelerin anlamını bildiği zaman, bir yola koyulabilir, bir macera yaşayabilir, bir kültür ve tarih sahibi olabilir. Ne dediğini ve ne yaptığını bilmeyenlerin herhangi bir ahlakilikleri de olması mümkün değildir. Onun için ahlaklı olmak için bilinçli olmak gerekir.

Her cümlenin taşıdığı anlam ve hükmün macerası, bulunduğu zaman ve mekân bakımından ya geçmişte yaşanmış bir tecrübe ve kültüre, ya şimdi yaşanan bir olgu ve olaya ya da gelecekte vaat edilen bir durumu işaret eden bir işlev ve içeriğe sahip olur. Bu anlamda modern zamanların işaret ettiği gerçekçi bir vizyondan söz edemeyiz. Modern insan, mutluluk adına mutsuzluğu kovalayan ümitsiz bir vaka gibidir.

Hayatı sloganlar üzerine inşa etmek mümkün değildir. Her sloganın etkisi an’lık olup hayata dokunmaz. Dolayısıyla sloganların ahlakilikleri de söz konusu değildir. Söylenmiş her cümle, hayatta bir karşılık bulduğu zaman slogan olmaktan çıkarak ahlakilik vasfına sahip olur. Ahlakilik vasfının kapsamında sınırlar ve sorumluluklar vardır.

Karşılığı olmayan söz, cümle ve hükümlerin, bumerang misali dönüp sahibini vurmak gibi bir özelliklerinin olduğunu da hatırda tutmak gerekir. Kendi söz, cümle ve hükümleriyle vurulan insanın, her seferinde bir tarafları eksilir. İnsan eksildikçe güçten düşer ve tükenir.

Modern, kapitalist ve neo-liberal toplumun insanı, sürekli tüketen, tükettikçe de tükenen bir insandır. Kendi kendisini güçten düşüren modern insan, tükenişin verdiği yenilgi hissini unutmak veya yok etmek için, biteviye yeni imajların peşinden koşar. İnsan için oluşturulan her yeni imaj, insanın koyulduğu/koşturulduğu yeni bir yokuş ve yarış demektir.

Günümüz insanının içinde bulunduğu acziyet ve çaresizliğin, oluşturulan imajlar sayesinde olduğuna dikkatlerinizi çekmek isterim. Modalar vasıtasıyla oluşturulan her yeni imajla, insan kendi geleceğinden, kendi umutlarından ve kendi hakikatinden uzaklaşır. Yani oluşturulan sahte imajlarla sahte umutlar imal edilir.

Kendisi olan ve kendisi kalan insan nesli tükendi nerdeyse. Artık kendisi olan ve kendisi kalan insanı bulmak, istisnai bir durumun adı olmuştur. Sürüp gitmekte olanın adına değersizleşme, yabancılaşma ve çürüme diyoruz. Özgünlüğünü kaybeden her şey çürümüşlüğe ve kokuşmuşluğa mahkûmdur. Bu kural, özellikle insan için daha da böyledir.

Demek ki insan ve dolayısıyla insanlık öldü. Eğer bunu çok aşırı bir ifade olarak görüyorsanız, o zaman bu ifadenin ‘öldü’ kısmını ‘bitkisel hayat’ tabiriyle değiştirebilirsiniz.

Neticede sahip olduğu insani potansiyelin farkında olmayan, sahip olduğu insani potansiyeli kullanmayan bir kimse, biyolojik olarak yaşıyor olsa da aslında bitkisel bir hayat yaşıyor demektir.

İlahi Vahiy, insanın sahip olduğu potansiyelleri hayata geçirmenin talimatıdır.

Her Müslüman İlahi Vahyin talimatlarını okumak, anlamak ve en güzel bir şekilde yaşamak sorumluluğuna sahiptir. Çünkü bir hüküm cümlesi olan ‘Müslümanım’ ifadesi de sorumluluğu gerektiren bir ifadedir.

Bir taraftan Müslüman olduğunu söylemek, diğer taraftan İlahi Vahyin talimatlarını görmezden gelmek, en hafif tabirle sahtekârlıktır.

Müslüman sahtekâr olamaz. Sahtekâr insanın Kur’an ahlakıyla bir ilgi ve alakası yoktur.

Kur’an ahlakıyla ahlaklanmak, bir sorun olarak biz Müslümanların önündeki en önemli sorunu oluşturmaktadır.

Bunu derken, anlaşılmaz bir sorundan söz etmiş olmuyorum. Anlaşılması çok kolay bir sorundan söz ediyorum. Yani demek istiyorum ki, Kur’an bir ahlak kitabı olarak karşımızda dururken, üstelik biz en üst perdeden Kur’an’ın emir ve tavsiyelerine uyacağımızı deklare etmişken, dönüp Kur’an’ın yüzüne bakmıyoruz.

Evet, Kur’an’ın yüzüne bakmıyoruz! Bundan daha vahim bir durum olabilir mi?

Kur’an’ın yüzüne bakmamak demek, onun söylediklerini işitmemek, yap dediklerini yapmamak, gösterdiklerini görmemek ve alınması gereken ders ve ibretler için aklı ve iradeyi kullanmamaktır.

Kur’an, tekraren ve üzerine basa basa aklet diyor, biz akletmiyoruz. Zikret diyor, biz zikretmiyoruz. Fikret diyor, biz fikretmiyoruz. Fıkhet diyor, biz fıkhetmiyoruz. Yani ne diyorsa yapmıyoruz. Bu nasıl bir iş böyle?

Kur’an’ın inmiş olduğu zamansal ve mekânsal kategorileri biz de aynı şekilde yapıp yaşayalım demiyorum. Böyle bir şey mümkün değildir. Fakat söz konusu kategorik aşamaları doğru anlamak ve yorumlamak suretiyle hem bireysel ve hem de toplumsal manada Kur’an ahlakına sahip olma fırsatına sahip oluruz.

Kur’an’ın indiği Mekke dönemindeki niteliksel devrimin benzersizliğini, ahlak konusundaki radikal inşai eğitimde aramak gerekir. Yirmi birinci yüzyıl Müslümanları olarak bu konuda bilinçsel bir niteliğe sahip olmadan, herhangi bir özgürlükten söz etmemizin bir karşılığının olmayacağını bilmemiz gerekir.

“Bütün müminler kardeştir...” ilahi hitabının sahip olduğu potansiyel işlev ve içeriğin hayatımızı ne kadar etkilediğini ciddi olarak düşünmemiz gerekir. Mesela kardeşlik olgusunun kapsamını düşündüğümüzde, bir mümin olarak sahip olmamız gereken kapsayıcı ve kucaklayıcı nitelikleri hayatımızda görebiliyor muyuz? Önyargısız ve koşulsuz bir bakışla bütün müminlere bakabiliyor muyuz?

Kur’an ahlakıyla ahlaklanmak demek, öncelikle ferdi planda yapılan tercihlerin Kur’an’daki talimatlara uygun olması demektir. Özellikle bazı hususlar vardır ki, Müslüman için hassasiyeti en tepe noktasına taşıyan hususlardır.

Tevhid Kur’an ahlakını oluşturan ana dinamiktir. Bu ana dinamikten mahrum olmak veya bu ana dinamiğin yanlış anlaşılması, Kur’an ahlakından yoksun kalmanın en önemli sebebidir.

Sorumluluk bilinci, kardeşlik, şura, adalet ve merhamet gibi hayatı yaşanır kılan ahlaki niteliklerin, Müslümanlar tarafından hakikatlerine uygun olarak birer ahlaki davranış haline getirilmesiyle, Kur’an ahlakı da ete kemiğe bürünmüş olur. Ahlakın en güzel örnekliğini oluşturan Peygamber’in hayatı, tümüyle söz konusu niteliklerin kuvvetli bir şekilde temsil edildiği bir hayattı. Her Müslüman bu hayatın izini takip etmeliydi.

Ancak Peygamberi örnek alınabilir kılan bir anlayışa hicret ederek, Kur’an’ın ahlakıyla ahlaklanabiliriz. Bu şu anlama gelmektedir: Hayatın gerçeklikleri karşısında Peygamber’in takip ettiği yol ve yöntemleri bilmek, anlamak ve yaşamak. Bunun için çokça düşünmemiz gerekir. Saygı ve edep kurallarını gözeterek yorumlar geliştirmeliyiz. Sorgulayan bir aklın bütün gereklerini yerine getirmeliyiz. Böyle yaptığımız zaman, söyleyecek sözlerimiz, cümlelerimiz ve eylemlerimiz olacaktır. O zaman ontolojik bir gerekçe ve gösterge olan Kur’an ahlakıyla da ahlaklanmış oluruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.