1. YAZARLAR

  2. Cihan AKTAŞ

  3. Kültür Eken Barış Biçebilir
Cihan AKTAŞ

Cihan AKTAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Kültür Eken Barış Biçebilir

A+A-

 

     Geçtiğimiz haftayı Doğu ve Güneydoğu Anadolu şehirlerinde, kitap toplantılarında geçirdim. İki gün süren Malatya Kitap Fuarı’nın ardından kara yoluyla Batman’a ve Mardin’e hareket ettim.

     Fuar kalabalıklarının ille de  bir şehrin kitap sevgisinin göstergesi olduğunu düşünmem. Fakat Malatya halkının kitap sevgisi üzerine daha önceden de bir fikrim vardı.  İnsanlar ailece, çoluk çocuk stantları dolaşıyor, yazarlara sorular soruyor, yazılanları (ve beklenildiği üzere yazılmayanları da) sorguluyorlar.  Bulunduğum stantın karşısında, Canan Tan’a kitap imzalatmak için uzayıp giden okur kalabalığı içinde başörtülü genç kızlar da var.

     Malatya, tabiatın sunduğu nimetleri kitapla taçlandırmaya çalışan bir şehir aynı zamanda.   Ülkenin ilk kadın müfessirini çıkartan bir şehirden söz ediyoruz.  Semra Kürün Çekmegil ile kısa bir süreliğine sohbet etme fırsatını buldum. “Okuyucu Tefsirini” yazmayı sürdürüyor Semra Hanım. Belediyede mühendis olarak çalışan İsmail Güney, 4 kızkardeşiyle gelmişti fuara: Esra, Esma, Şeyma, Büşra. Ahmet Sait Akçay da Malatya’daymış meğer; “Cape Town Öyküleri”ni imzaladı bana. Hanımeli Kadın Derneği’nde bir kitap-söyleşi toplantısına katıldım.  Onca zengin içerkli söyleşi sırasında dikkatimi çeken başlıklardan biri, derneğin gözetip gelişmesine katkıda bulunduğu Afgan göçmenlere dönük kardeş aile himayesi örgütlemeleri oldu.

     Malatya’nın kitap sevgisinini somutlaştıran iki kardeş, Abdurrahman ve Şaban Ekinci, aklıma bir zamanlar Birleşik Dağıtım’a gidip de kutularla kitap aldığım günleri getirdi. Şaban Bey bakkal dükkanından İstanbul ve Ankara’da gelişen edebi faaliyetleri izliyor. Bilgisayarı yok. Mektup ve telefonla haberleşiyor.

     Uzun ve kısa söyleşilerin yöneldiği konu, “savaş ve barış”.  İnsanlar içeride  barış sürecini destekliyor. “Korucu oğlu” olduğunu söyleyen okurum, barış süreci için dua ettiğini dile getiriyor.  Kuşkulu sorular elbette var. Kimileri ise çözümü çözümsüzlükte aramakta ısrarlı. Bir tarih öğrencisi PKK ile masaya oturma eleştirisiyle çıktı karşıma ve Taraf’tan ayrılmamı, oyuna getirilme olarak yorumladı.

     Ev kadını okurum ise son yıllarda edebiyata yöneldiğim için eleştirdi: “ Öykü roman zamanı değil, o zamanı geçtik, bize fikir kitapları lazım.” 

     Oysa bir başka yazar, Abdülselam Durmaz öyle düşünmemiş ve İslami Hareket davası nedeniyle hapiste geçen yıllarını bir fantastik roman dizisiyle, anlamlandırmayı denemiş. “Evrenin Kitabı İlma”, Batman ve Mardin”de gittiğim evlerde de karşıma çıkacaktı. Yıllardır hapis hayatı yaşayan Durmaz, “islami” bir fantastik roman olarak tasarlamış, ilkine “Son Nişanlı-Yol İşaretleri  1” adını verdiği diziyi.  Şifreleri nedeniyle bir solukta akacak bir roman değil “İlma”; fakat yazarın dili bir hayli akıcı.

     Hapishane deyince... Yol arkadaşlarımla birlikte akşamın dar vaktinde Diyarbakır Cezaevi’nin etrafından dolanarak yaptığımız turun ardından Batman’a yöneldik. Yıllarca etrafına işkence sesleri yaydığı halde askeri darbenin görünmez ve işitilmez  kıldığı cezaevini düşünmeye devam ettim yol boyu. Bugün barışmaya çalışmamıza engel olan ne varsa ve yaşanan, tanık olunan nice şiddetli vaka, Batman’ı saran cinnet hali de dahil, bir şekilde 1980’lerin başlarında Diyarbakır Cezaevi’nde  gerçekleşen zulme sebep olan zihniyetten bağımsız düşünülemez.

     Batman, Malatya’nın tersine, tabiatın imkânlarına yaslanma güvenine sahip bir şehir değil. Hatta, şehre girdiğim anda hissettiğim petrol veya petrol ürünlerine özgü koku, beş  yıl önce şehre geldiğimde algıladığımdan çok daha yüksek geldi bana. Zengin şehir, sırf sunduğu maddi imkânlar nedeniyle de belalara çekilmeye zorlandı, ardımızda bırakmaya çalıştığımız otuz yıl içinde.  Faili meçhullerle, karanlık çetelerin cinayetleriyle, kadın intiharlarıyla  gündeme geldi.  O ziyaretimde yaptığım söyleşiler bende şehrin bazen yükselen, bazen de örtbas edilen derin, canhıraş seslerle sarsılmaya devam ettiği şeklinde bir izlenime yol açmıştı. Petrol üretimine bağlı olarak bir köy yerleşimi etrafında kurulan kozmopolit proje kent sanki her türlü “kazalı” belalı kurguyu kaldırabilirmiş gibi.

     Kurtuluş, bahçe, temiz hava ya da derin nefes alma imkânı özellikle kitaplarda bulunurdu ancak. PKK’nın ilk siyasallaştığı şehir, Batman.  Batmanlı İslamcı gençler, Malatyalı akranları gibi  kitap tutkusuyla gelişen sohbetlerde öne çıkan sorularıyla bazen İstanbul‘daki türdeş faaliyetlerin yönelim ve içeriğini de etkilemişlerdir.  Şiddetle kıskıvrak sarmalanmak istenen şehir, kitaba ve sohbete tutunmak suretiyle zor zamanlarda ayakta kalmayı başarabilirdi. Bu yönü nedeniyle de kısa geçmişine karşılık göç almaya, yerleşmek için uygun şehir olarak görülmeye devam ediyor. 

     Batman okumaya devam eden bir şehir. 2008’de Mazlumder’in davetiyle insan hakları ve kadın meseleleri konulu etkinliklere katılmak için geldiğim şehre bu kez kitap okuma etkinlikleri için davet edildim. Naman Bakaç’ın Milli Eğitim Müdürlüğü faaliyetleri kapsamında Proje Koordinatörü olarak  tasarladığı  “Hayal Kahramanlarım” projesi çerçevesinde yapılan etkinliklere katıldım.

     Lise okuma programlarında öğrencilerin edebiyat ve sanat etrafında sorduğu soruları yer yer çok başarılı buldum.  “Ne zaman yazmaya karar verdiniz, yazdığınız öyküler ve romanlarda anlattıklarınız başınızdan geçen şeyler mi, ne tür şeyler sizi konu olarak çeker...” şeklinde uzayıp giden soruların yanı sıra “Gergedan Mevsimi filmi üzerine ne düşünüyorsunuz, bir fikri hangi türde yazacağınıza nasıl karar veriyorsunuz...” şeklindeki bir birikimi yansıtan sorular da vardı.

     “Batman Okuyor” kampanyası  binalara sığmadı, öğrenciler Atatürk Parkı’nda çimlere oturarak evlerden getirdikleri kitapları okudular. Bu arada okuma yarışmalarında derece alan görme engellli öğrencilere ödüller verdik. Nurşin Karabulut’a ödülünü verirken, % 15 oranında görebilen gözleri için daimi aydınlık diledim, Nur’un Sahibi’nden.  Bürokratlarla başörtülü öğrencileri çimenlere oturmuş  yan yana kitap okurken seyrettiğim sırada ise Türkiye’de resmi ideolojinin kurguladığı kamusal alanın bütün yapaylığıyla toplumsal planda oluşturduğu gerilimin dağılmakta olduğunu düşündüm, bütün iyimserliğimle.

     (Naman Bakaç açık havada okuma eylemini, mesleki bir gezi için gittiği Paris’te kendisine anlatılan, parklarda elinde bulunan sepetteki kitapları gelip geçene dağıtan bir kitapseverin ilettiği ilhamla geliştirdiğini dile getirdi.)

     Batman, zor yılların biriktirdiği nice problemi ve acıyı şiddete dönüşmekten alıkoymak için kitap tutuşturuyor gençlerinin eline. Kaldığım evin çalışma odasında, kapının hemen ardında İsmet Özel’in “Yaşamak Umrumdadır”ının asılı olması anlamlıydı. Barışı kitapla ve söyleşilerle güçlendirme arzusunu, İran sineması üzerine konuşmak için davet edildiğim Bart’ta (Batman Kültür ve Sanat Derneği), başta romancı Yavuz Ekinci olmak üzere şehrin kültürel simalarıyla yaptığım konuşmalar sırasında da gözlemleme imkanı buldum.

     Gittiğim şehirlerde gündelik hayata yerleşen mülteci meseleleri üzerine izlenimlerimi gelecek yazımda dile getirmeyi umuyorum.

     DÜNYA BÜLTENİ

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.