1. YAZARLAR

  2. Muhammed YILDIRIM

  3. Kudüs Kimin Başkentidir?
Muhammed YILDIRIM

Muhammed YILDIRIM

Yazarın Tüm Yazıları >

Kudüs Kimin Başkentidir?

A+A-

 

İsrail devleti kurulduktan sonra işgal, ölüm ve tehcirle anılan bir devlettir. Yani bir "terör devletirdir". Ve müslümanların geneli için devlet olarak kabul edilmemiştir.

İran İslâm Devrimi’nden sonra, Filistin meselesinin ve dolaysıyla İsrail'in, devrim kadroları için özel bir yeri olmuştur. İmam Humeyni’nin İsrail ile ilgili çizdiği politikalar İran ve Hizbullah için hala güncelliğini koruyor. İran'ın Filistin ve Lübnan konusundaki politikaları dönem dönem iç kamuoyunda, kaynak aktarımı sebebiyle tartışmalara neden olmaktadır. İran ve ona bağlı güçler, İsrail/siyonizm konusunda İslam aleminde görünen, genel fotoğrafın dışında bir duruşa sahip olduğundan bu yazıda söyleyeceklerimi İran ve Hizbullah’ı değerlendirmenin dışında tutmak için baştan bunu belirtip sonra devam etmenin daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. İran ile ilgili söylediklerime benzer sözleri, Hamas, İslami Cihad ve dönem dönem de olsa FKÖ'nün de dile getirdiğine şahit oluyoruz.

Yazının başlığına bakınca birçok kişinin kendi içinde ‘tabi ki, Kudüs Filistin'in Başkentidir’ dediğini sanıyorum. Hatta ‘İsrail diye bir devlet yok ki, başkenti Kudüs olsun’ diye meşhur sloganımızı dile getirmiştir...

Evet bu söylem, bir ideal ve hedef olarak doğru ve güzel dursa da realite hiç de böyle değil. İsrail diye bir devlet var ve şu an başkenti Kudüs olmuştur...

Doktorlar, genelde doğru teşhisin ve yüzleşmenin tedavi için birinci ve en önemli aşama olduğunu söylerler. Kanser olan bir hastaya ‘bir şeyin yok, hastalığın önemsiz birşey’ denildiğinde, hastalığın biraz daha ilerlemesine ve bir süre sonra tedavi edilmez hale gelmesine neden olur.

Ancak tedavinin artık imkansız olduğu zamanlarda, ‘hastanızı götürün istediğini yapsın, artık tedavisi imkansız’ denir. Sanki Filistin meselesinde artık bu evreye geçiyoruz gibi. Bir eylem bir solgan ve hadi dağılın...

 

İngilizlerin desteği ve kurulduğundan bu yana Amerika'nın sınırsız destek ve kaynak aktarımıyla İsrail, ilk kıblemiz de dahil olmak üzere Filistin halkına ait topraklar üzerinde sadece bir devlet olmadı, Araplarla girdiği 2 büyük savaşı kazanmanın yanısıra Müslümanlara ait devletlerin kimiyle açıktan bazısıyla gizli olmak kaydıyla güçlü ittifaklar kurdu. Kiminde yönetimleri, kiminde medyayı bazılarında ise para patronlarını etkilemek veya satın almak kaydıyla kendi programı dahilinde sürekli ileriye doğru adımlar attı/atıyor.

Buna parelel olarak İsrail karşıtlığı halklar nezdinde devam etse de, başta Arap ülkeleri olmak üzere yönetimler bazında zayıfladı, yer yer gizli ittifaklara hatta bir kısmında ‘Filistin’i verelim kurtulalım bu sorundan’ noktasına kadar ilerledi. 6/8 milyon nufusa sahip İsrail, 70 yılda böylesi bir noktaya ilerlemişken bizdeki durum ise tersi istikamette ve zillet denecek noktalara varmıştır maalesef.

Suudi hanedanının, Hamas/İslami Cihad gibi Filistin direniş hareketlerini asıl büyük tehlike olarak gördüğü, İran ve Hizbullah’a karşı mücadelede kullanması için İsrail'e maddi destekler verdiği artık sır olmaktan çıkmıştır...

Arap baharı diye adlandırılan süreçte, Mısır’da ihvan kadrolarının iktidarı İsrail’i ziyadesiyle endişelenirmiş ve batı ile birlikte katil Sisi'nin iktidarı için azami gayret sarf etmiştir. Buna karşın Sisi'nin meydanlarda müslümanların kanına girmesinin yanı sıra ilk icraatı Gazze’ye açılan kapıları kapatması ve Gazze’ye giden gizli tünelleri tespit edip buralara su basıp peton dökmek olmuştur.

Türkiye, İsrail'i ilk tanıyan müslüman ülkedir. Ve kısa süren Erbakan iktidarı kendilerini ziyadesiyle endişelndirmiştir. Ki, 28 Şubat darbesini her yönüyle desteklemişti israil. Türkiye müslümanlarının içeride büyük sıkıntılar yaşamasına neden olan bu darbe, beraberinde baş örtüsü problemlerini getirip müslümanların dikkatini buraya toplarken, Türkiye’de birçok askeri ve ekonomik iş İsrail'in istediği şekilde dizayn edilmiştir. Bu dediğimi test etmek isteyenler, Azarbaycan'a bakabilir. Azarbaycan’da bir anda, Türkiye’nin 28 Şubatına benzer bir süreç başlatılır, Müslümanlara karşı baskılar ve baş örtüsü yasakları başlar, herkes buraya yoğunlaşırken Azarbaycan'ın petrol ve doğalgaz işleri İsrail firmalarına veya onların işaret ettiği diğer firmalara verilir.

Peki bu söylediklerim İsrail'in çok güçlü olduğuna mı işaret eder? Bir yönüyle evet.

Kuşkusuz bu, onların başarılı olduğunu gösterir ama daha önemlisi müslüman ülke yöneticilerinin basiretsizliği ve müslümanların doğru stratejiler geliştirmediklerinin delilidir aslında...

Olaylara günlük ve basit eylemlerle yaklaşmayı aşamayan, sloganı geçmeyen söylemlerle yaklaşmaktan vaz geçmedikçe, Filistin'i iç siyasete malzeme etmenin ötesine geçmedikçe bu, onların başarısından daha ziyade bizim başarısızlığımızı gösterir.

Siyonizm dosyası adlı eserinde İsrail-Filistin meselesini enine boyuna tartışan Rager Garaudy, İsrail yok edilmeli mi, edilebilir mi kısmına gelince bir duarksama yaşar. Bu duraksamayı, kitabı dikkatlice okuyup inceleyenler görebilir. Fransa'da var olan antisemitizm yasalarının ve devam eden mahkemelerinin de kuşkusuz bunda payı vardır. Son tahlilde Yahudi nüfusu başka bi yere taşımak üzerine söz söyler.

İşte bizim asıl meselemizin tam da burada başladığına inanıyorum. Bir düşünürün, uzun vadede hedef olarak yazdığı bir konuyu biz yakın hedef, tek hedef olarak önümüze koymayı, bunun dışında söylenen herşeyi ihanet olarak görmeyi marifet sayar olmuşuz.

Filistinliler, doğan çocuklarının hayatta kalması için bir tüp ilaca muhtaç iken, fırsat verseler bir çoğu orayı terk edecek duruma gelmişken, dışarıda yaşayan Filistinlilerin nüfusu Filistin’de olanları 3’e katlamışken ve İsrail hergün istediği yeri yıkıp yakıyorken bizim uzak hedefi ana hedef edip yakın hiç bir hedefimizin olmaması, basiretsizlik değilse kaçmanın diğer adıdır... Filistin direniş hareketlerini ve yukarıda bahsettiğim İran ve ona bağlı güçleri istisna tutuyorum.

Arap ülkelerine sinmiş, yapışmış olan zillet halini bir kenara bırakarak kendi yaşadığımız ülkeden bir kaç örnekle nasıl bir paradoksun içinde olduğumuza bakalım:

Bizdeki mevcut hükümet, ideolojik olarak İsrail’e karşı. Bunu söylemde çoğu zaman, dönem dönem de tavıra dönüştürdü ama kalıcı ve sahici eylemlere asla dönüştürmedi ve izin de vermedi.

Mavi Marmara hadisesinde bile İsrail ile ekonomik ilşkilerini kesmedi. Mavi Marmara mahkemesi özel kanunla engellenirken, İsrail basket takımını protesto eden vatandaşlarını yargılayıp cezalarını kesti bile.

İsrail, Kudüs'ü başkent ilan ettiğinde bizler sokakta eylem yaparken iktidar partisinin yöneticileri de bizimle beraber sokaklardaydı. Ne bizim tavrımız yeterliydi ne de onlarınki.

Müslüman camialar İsrail'i protesto ederken(bir metin üzerinde bile ortaklaşamadı çoğu yerde) üzülerek söylemek zorundayım ki, bilerek, isteyerek hedeflerini şaşırdılar. Yapmamız gereken İsrail’e ‘kahrol’ demenin yanı sıra, kendi hükümetimize de ‘bu katil, işgalci devlete karşı tavır al, İsrial ile ekonomi başta olmak üzere tüm ilişkilerini kes’ demek olmalıyken, iktidar partililerle beraber ‘kahorlsun İsrial’ dedik ve dağılıp evimize gittik. Bir daha İsrail, Filistin’de büyük bir katliama imza atana dek beklemeye geçtik.

İktidar partisi yetkilileri de bizimle yürüdü, en yüksek düzeyden ve yüksek perdeden ‘bu kabul edilemez’ dedi ama birkaç gün sonra ‘İsrail’in başkenti Kudüs'ten’ gelen evrakları kabul edip Filsitinlilere ait gazı İsrail adına Avrupa’ya taşımayı taahhüt etti. İşte Türkiye’nin yaşadığı paradoks budur. Filistin meselesinde, Türkiye’de en bilinen kurumun başındaki bir arkadaş, "gençler bağırın zira İsrail en çok bundan korkar" diyordu bir eylemde. Oysa kanaatime göre İsrail ve onun arkasındaki güçlerin en çok istediği eylem türü buydu. Alana çıkalım slogan atalım ve dağılalım.

Sekizinci yılını bitirecek olan ve Müslüman dünyayı birçok yönüyle bölen, derin ve kapanması zor bölünmelere sebeb olan Suriye savaşının başladığı tarihten bu yana İsrail'in nelerle meşgul olduğuna bakalım isterseniz. Asya ve Afrika’da neler yaptı bu süre zarfında, nasıl ilişkiler geliştirdi nasıl bir strateji izliyor? Afrika belki bir başka yazıda detaylıca ele alınmalıdır. Bu kısmı bir daha vurgulamak isterim: İmkanı olanlar araştırsın ve görecekleri İsrial, Afrika’da herkesten daha aktif bir pozisyonda.

İsrail’in Suudi Arabistan, B.A. Emirlikleri, ve Mısır ile uzun süredir devam eden iletişimine 2018 yılında Bahreyn, Kuveyt ve Umman’ı da katarak krallıklarla/emirliklerle sıkı bir ilişki ağı örerken, bu ülkelerin yöneticilerini, yine bu yöneticiler açısından hiç de "iyi model olmayan" İran, Türkiye ve İhvan(Mısır’daki devrim süreci) gibi olma tehlikesini(!) kullanarak yanına çekmeyi başarmış ve daha tuhafı aynı İsrail, Suriye'ye ‘demokrasi ve insan hakları’ için ABD ve Suudi ile beraber hem enformasyon hem silah ve tehcizat olarak katkıda bulunmuştur.

Bölge ülkelerinin Kürt Referandumundaki kabul edilmez tavırlarını fırsata çevirmek için hazırda beklemiştir.

Peki ne yapmalı, nasıl yapmalı?

Birincisi ve en önemlisi, İsrail’e boyun eğmeyen Fisiltin direniş hareketleri desteklenmeli imkan dahilinde....

Birey ve camialar, sadece İsrail'i kınayan metinler yayınlamak ve sokaklara çıkıp "kahrolsun İsrail" diye slogan atıp dağılma kolaycılığından vazgeçmeli.

Herkes ülkesine, hükümetine bu katillerle siyasi ve ticari ilişkilerini kesme noktasinda çağrıda bulunabilir, eylemlerini bu minvalde yapabilir.

Venezüella kadar bir tavıra sahip olmayan hükümetlerin yönlendirmeleriyle yapılan vicdan rahatlatma seanslarına dönüşen eylemler bize de Filistin’e de bir yarar sağlamıyor.

Yakın zamanda en güzel eylemlerden birine imza atan Malezya'nın tavrı ilham kaynağı olması gerekmez mi?

Malezya'da yapılacak Dünya Yüzme Şampiyonasına katılacak olan İsrailli atletleri ülkeye almadılar. Uluslararası hukuka aykırı davranan, başka insanların ülkelerine yerleşim yerleri inşa eden, Gazze'deki insanlara yardım taşıyan Malezya'ya ait gemileri uluslararası sularda zorla durdurarak İsrail limanlarına çeken bir ülkenin vatandaşları oldukları için Malezya’ya alınmadılar.

Malezya Dışişleri Bakanı Mahathir, "İsrail, uluslararası hukuk, ahlak ve insan haklarına karşı çok sayıda eylemde bulundu. (İsrailliler) Farklı ülkelerde sporla ilişkili birçok etkinliğe katılabilirler ancak Malezya için onlar suç işleyen bir ülkeden geliyorlar ve biz bunu kabul edemeyiz" diyor.

Ayrıca bundan sonra Malezya'nın ev sahibi olacağı hiç bir toplantıya İsrail kabul edilmeyecek.

İsrail, kendisine havadan karadan ve denizden gelecek saldırılara karşı kendisini koruyan bir güce sahip olduğuna herkesi inandırmıştı. Hatta havadan gelecek tüm saldırıların ‘demir kubbe’ dedikleri savunma sistemiyle tanınacağına inandırmıştı. Oysa daha bir iki ay önce Filistin direniş hareketleri bu sistemi delik deşik etti. Bu olayın ardından şöyle bir cümle kurmuştum:

Bence İsrail'in asıl "Demir Kubbesi", Arap devletleridir... Arap devletlerini yöneten aileler ve rejimlerdir...

Bence sorun, İsrail'den ziyade müslümanların tavrında...

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum