1. YAZARLAR

  2. Muhammed ZAHİR

  3. Küçücük Bir Su Damlası Sert Bir Kayayı Delebiliyorsa Eğer…
Muhammed ZAHİR

Muhammed ZAHİR

Yazarın Tüm Yazıları >

Küçücük Bir Su Damlası Sert Bir Kayayı Delebiliyorsa Eğer…

A+A-

Bunca donanım ve nimete rağmen insan, bazen kendini hiçbir şey yapamaz, elleri kolları bağlı, zavallı, aciz bir varlık olarak hisseder ya hani… Hani bütün genişliğine rağmen dünya dar gelir ya insana… Evet, umudun kaybolduğu, umutsuzluğun çöreklendiği anlardır o anlar… Aynı zamanda şeytanın en çok iştahlandığı anlardır o anlar… Bak gördün işte! Onca çaba ve gayretine rağmen vardığın sonuç budur…Oysa her şeyini ortaya koymuştun; malını canını, dostluğunu, ilmi ve kültürel birikimini ve samimiyetini...! Daha fazlasını da mümkünü yok yapamazdın, dünyayı sen mi kurtaracaksın? Diye fısıldamaya başlar… Varolan umutsuzluğu katmerleştirdikçe katmerleştirmek ister… Tam da yelkenleri indirmişken içi kemiren bir sıkıntı ile, var olan imandan kaynaklanan; ‘‘peki ama delil var mı?’’ Sorusu beyinlerde tezahür etmeye başlar. Lanetli, bu kez Rahmani bir kılıkla son darbeyi indirmek için yaklaşmaya başlar… Etrafına bir bak! senden kat kat daha iyi olan insanlar var; senden daha Alim, daha kültürlü, daha varlıklı… Eğer bir şeyler yapılabilseydi onlar yapmayacaklar mıydı? Hem senden çok daha iyi olan insanlar bir şey yapmıyorken/yapamıyorken sen ne yapabilirsin ki? Boş ver! herkes gibi sen de sadece kendine bak, elini eteğini çek, bu halden bir şey çıkmaz! Hem ayrıca ilerde ciddi bir şeyler çıkarsa tekrar katılırsın kervana deyip muhatabını tamamen rahatlatmaya çalışır lanetli… Heyhat!...

Aslında mevcut durum, temelsiz düşünce ve hayallerin çıplak gerçeklerle karşılaşmasından doğan bir yan etki ve bu yan etkiden su-i istifade etmek isteyen nefsi emare ile şeytanın hileleridir. Öyle ya İslami düşüncede umutsuzluğun yeri yoktur. Eğer binlerce insanın beslendiği bir nehir olamıyorsak bataklığa inat bir gül ya da uçsuz bucaksız çöllere inat bir ağaç, bir çalı olabiliriz. Olmadı kışın dondurucu soğuğunda karlara inat bir kardelen olmak var…Varsın birileri sizinle alay ederek sizi suni görsün önemli mi…? Hani karınca hikayesinde olduğu gibi belki yapacaklarımız/yapabileceklerimiz çok cüzi olabilir ama  dünya alem bilsin ki biz İbrahim’in taraftarıyız…önemli olan da bu değil mi…? Yapabileceklerimiz çok cüz’i de olsa üşenmeden ve de ısrarla yapmak… 

İslami düşüncede umutsuzluğun yeri olmadığını, Hz. Muhammed A.S.’ın Taif’e yapmış olduğu yolculuğunda bir kez daha tüm çıplaklığı ile görüyoruz. Taifliler, kendilerini hikmetle ve de güzel öğütle kurtuluşa davet eden insana taşla karşılık vermişlerdi. Öyle ki yeryüzünün en hayırlı insanının ayakkabıları kanla dolmuştu. Bunun üzerine Rabbül Alemin’in; ‘‘Eğer habibim dilerse şu iki dağı bu insanların üzerine birleştiririm’’teklifine Rasul-i Ekrem A.S: ‘‘Hayır! Ben insanlara rahmet olarak gönderildim. Bu insanlar iman etmedi ama onların sulbünden olanlar belki iman eder’’ deyip umudunu daha ilerilere taşımıştı.    Hedefe giden yolda başarı da vardır başarısızlık da. Bu başarısızlık; bazen kişinin/kişilerin noksanlıklarından, zaaflarından ve ihmalkârlıklarından kaynaklanır. Bazen de imtihan gereği, hikmeti ilahinin tecellisi ile olur. Bazen imtihan gereği olur diyoruz çünkü inanan insanlar olarak başarı ya da başarısızlıkları salt maddi şartlara bağlamıyoruz/bağlamamalıyız. Aksi takdirde nice Peygamberin Risalet görevini yerine getirirken uğradığı maddi başarısızlıkların izahını yapamayız. Risalet görevi vahyin gözetiminde yapılmış ve hiçbir eksikliğe izin verilmemiştir. Daha da önemlisi imanımızda sınanacağımıza dair rabbimizin vaadi var. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de Ankebut suresinin ikinci ayetinde şöyle buyuruyor; ‘‘İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece ‘iman ettik’ demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?’’ yani eğer insanoğlu imanında sınanmayacağını sanıyorsa aldanıyordur. Kur’an-ın genelini göz önüne aldığımızda; bu sınanma bazen açlık, korku, mallardan ve canlardan eksiltme, makam ve evlat ile olabileceği gibi bazen de başarı ya da başarısızlıkla olur. Sorumluluklarımızı ve umudumuzu başarı ya da başarısızlıklara endeksleyemeyiz/endekslememeliyiz. Aksi takdirde hüsrana uğrayanlardan oluruz maazanallah. Çalışma emek ve gayretimizin sonucu ne olursa olsun umudumuzu hiçbir zaman kaybetmemeliyiz.

4- Süreklilik ve Israr: Hedefe giden yolun olmazsa olmazlarından biri de süreklilik ve ısrardır. Süreklilik kavramının anlaşılması ile ilgili faydasına inandığım bir hikâyeye ne dersiniz? Hikâye şöyle: ‘‘Vakti zamanında Mü’min bir kadın yedi yaşına gelen çocuğunu ilim tahsili için uzak bir diyara gönderir. Çocuk yedi yıl kesintisiz ilim tahsilinden sonra gelmiş olduğu ilmi seviyeyi yeterli görüp annesine dönmeye karar verir. Bunun için annesinin memleketine giden bir kervana katılır. Kervan yola koyulur. Hedefindeki menzile doğru epey yol aldıktan sonra kervanın yolunu haramiler (haram yiyenler/soyguncular) keser. Kervandakilerin neyi varsa hepsini gasp ederler. Sıra yedi yıl ilim tahsilinden sonra anne hasretiyle yanıp tutuşan ve bunun için yola koyulan genç zata gelir. Senin neyin varsa çabuk hepsini ver derler. O zat da; benim size verebileceğim param pulum yok. Sadece yedi yıl boyunca ilim tahsil ettiğim kitaplarım var onlar da sizin işinize yaramaz der. Maddi olarak hiçbir şeyinin olmaması harami başının canını sıkar ve “madem bize verebileceği hiçbir şeyi yok o halde yakın kitaplarını” der. Bunun üzerine o zat yalvarmaya başlar; ne olursunuz yakmayın, bunun size hiçbir faydası olmaz. Ama bana çok zararı olur. Çünkü bu kitaplar benim yedi yıllık emeğimin ürünüdürler. Onlar benim ilmimdir der. Harami başı bir kahkaha patlatır ve yakılan ateşe kitapları attırarak bunlar senin ilmin değil, senin ilmin senin beynindekilerdir der. O zat bu olaydan çok etkilenir. Kervandan ayrılıp bir mağaraya sığınır ve kara kara düşünmeye başlar; yedi yıl boyunca özenle yazdığı her şeyini bir anda kaybetmesine mi yansın yoksa yedi yıldır görmediği, hasretinden yanıp tutuştuğu annesine olan vuslatın belki de bir yedi yıl daha gecikeceğine mi? Hem bir yedi yıl daha tahsil görse bile dönüş yolunda haramiler yine yolu kesebilirdi. Bu arada harami başının; senin ilmin senin beynindekilerdir sözü de sürekli beyninde zonklamakta ve onu rahatsız etmektedir. O genç zat mağarada ne yapacağına dair kara kara düşünürken bir anda dikkatini bir şey çeker. Hani mağaralarda su damlar ya… İşte o zatın dikkatini de bir su damlası çekmişti. Bu su damlası zayıf ve cılız bir damlaydı ve belli aralıklarla damlıyordu. Ama buna karşın üzerine damladığı sert kayada ufak ta olsa bir delik açmıştı. Rahatlamıştı artık. ‘‘Eğer küçücük bir su damlası sert bir kayayı delebiliyorsa’’ ben de yedi yıl boyunca yazdıklarımı beynime nakşedebilirim diyerek ilim tahsiline tekrar geri dönmeye karar verir. Yedi yıl daha tahsil görür. Ama bu sefer önemli gördüğü tüm kitapları ezberleyerek büyük bir Âlim olarak memleketine geri döner ve İbni Hacer (Taşın oğlu) lakabını alır.’’

Haddizatında küçük, yumuşak ve kaya parçasına oranla çok zayıf olan su damlası gücünü ‘süreklilik’ten alır. Zayıf olmasına karşın su damlasının sürekli aynı noktaya ısrarla damlaması ona, taşı delecek gücü kazandırıyor. Süreklilik ve ısrar iki ucu keskin bıçak gibidir. Yanlışta süreklilik ve ısrar insanı felakete, doğru yolda süreklilik ve ısrar insanı kurtuluşa götürür. Peygamber A.S.’ın: ‘‘İbadetlerin en hayırlısı az da olsa devamlı olanıdır.’’ hadisi bize sürekliliğin, sadece doğa olaylarında değil islami yaşamda da ne denli önemli olduğunu ispat etmede yeterlidir sanırım.

Hak bildiğimiz yolda ısrarcı ve istikrar sahibi olmalıyız. Süreklilik, istikrar ve doğruyu yapmada ısrar beraberinde gücü getirir. Bugün bir anda bir ormanı inşa etme gücüne sahip olamayabiliriz ama bir fidanı dikebiliriz. Yarın da, ektiğimiz fidanı koparıp yerine yenisini dikmektense ektiğimizi koparmadan yanına bir fidan daha dikmeliyiz. Ertesi gün bir fidan daha…ve bir gün gelecek başlangıçta sahip olamadığımız ormanı inşa etme gücüne sahip olacağız. Başarı ve güç yapılanların üstüne ısrarla yenilerini eklemekle gelir. Yapacağımız katkı ne kadar küçük de olsa yapmakta ısrarcı olmak…

5- Hedeften Sapmama: Önümüze koymuş olduğumuz meşru hedeflerimize doğru yapacağımız yolculukta yol alırken yolumuz zorluk ve tuzaklarla döşeli olacaktır. Bu yolculuktaki meşakkat ve tuzaklar; kimi zaman hikmeti ilahinin tecellisi ile imanımızda sadık olup olmadığımızı test etmek için imtihan gereği olacak, kimi zaman da bizi hedefimizden saptırmak isteyecek olan düşmanlardan kaynaklanacak. Her halükarda amacın hizmetinde olacak olan hedefimizden sapmamak için bir yol azığına sahip olmamız gerekir. Aynı zamanda sahip olacağımız bu yol azığını sürekli kılmak için hiç aksatmadan yapmamız gereken bazı işler olacaktır. Sahip olmamız gereken en önemli yol azığı takva ve ihlâs olacaktır. Takva ve ihlâs nedir? Nasıl korunup sürekli kılınabilir ve devamını da bir sonraki yazıyla işleyip bu yazı dizisini bitireceğiz inşaallah. Bu arada yaklaşan mübarek Ramazan ayının tüm dünya Müslümanlarına fikren ve amelen bir arınma, rahmet ve dirilişe vesile olmasını cenabı Allah’tan temenni ederim.

Rabbim! Bizlere, libası takva, azığı ihlas ve hikmet olan bir hayat nasip eyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.