1. YAZARLAR

  2. Ali BAYRAMOĞLU

  3. Kriz bulutları…
Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Kriz bulutları…

A+A-

Türkiye'nin her daim karşı karşıya olduğu büyük tehlike "siyasi alanın daralması, siyaset mekanizmasının zaten eksik olan gücünün biraz daha kırılması"dır. "Siyasetçiye öfkeden kaynaklanan ama sonunda siyasi mekanizmayı hedef alan bir siyasallaşmanın üremesi"dir.

Bu tehlikedir çünkü:

Siyasi alanın yetkilerinin devlete aktarılması, "temsili meşruiyetin zedelenmesi"ne ve "toplumsal taleplerin katılımın devre dışı bırakılması"na, "siyasi kararlara katılma kanallarının tıkanmasına" zemin hazırlar. Kısacası "siyaset-toplum arasındaki kopukluğa yol açar". Bu kopukluk ise toplumu demokratik kurallar içinde yönlendirmeyi imkânsız kılar. Böyle oldukça "yönetimden devlete uzanan, otoriterleşmeyi tahrik eden, tahrik ettikçe sorunları azdıran bir kaosa işaret eder".

Tehlikelidir çünkü siyasi alanın daralması aynı zamanda "siyasetin doğal işlevlerinden de arındırılması" demektir.

Çünkü siyaset tartışabilmek; kararları müzakere ederek almak demektir.

Siyaset temsil demektir; bir ya da birden çok kesimin ortak isteğini hem siyasal hem toplumsal alana taşımak demektir.

Bir toplumdaki farklı beklenti, öneri ve taleplerin belirli kurallar, yasalar, ilkeler çerçevesinde karşı karşıya gelmeleri, birbirlerini etkileyerek kararlara zemin oluşturması demektir. Siyaset düşünce özgürlüğü demektir; çünkü farklı kesimler ve talepler arasındaki ortak payda üreten alışverişlerin tek vasıtasıdır düşünce özgürlüğü...

Bunlar olmadan ne huzur olur ne de refah...

Bugün Türkiye bir kez daha siyasi alanın daralma tehlikesiyle karşı karşıya…

Nasıl daralıyor siyasi alan?

Siyasi alan daralmasının üç kaynağı var...

İlki "siyasetin dıştan, özellikle asker tarafından daraltılması"dır, ekonomiden Güneydoğu meselesine, adalet politikasından eğitime değin "temel siyasi konuların siyaset mekanizmasının yetki sahasının dışına çıkarılması, devlete, devlet üzerinden asker kontrolündeki kurumlara devredilmesi"dir. Burada merkez medyanın oynadığı hayati rol ortadadır.

İkincisi "siyasi mekanizmanın yolsuzluk, partizanlık ve çıkarcı tutumla, kendi eliyle kendi alanını örselemesi"dir. Buna siyasete dönük çıkar beklentilerini, çıkar peşinde siyaset mekanizmasının sivil örgütler ve medya gibi kimi kurumlar tarafından örselenmesini de eklemek gerekir.

Üçüncüsü "uluslararası konjonktür"dür. Uluslararası hukuk, IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşlar çerçevesinde oluşturulan mutlaklaşmış ekonomik politikalar gibi "yeni araçlar etrafında siyaset alanının her yerde daralması eğilimi"dir.

Askerin yerini vurgulayan çıkışları, siyaseti örseleyen yolsuzluk tartışmaları, siyasi iktidarın asabi tavırları ve partizanca kimi tutumları, varlığını siyaseti örseleme üzerine kuran merkez medya politikaları, yaşanmakta olan global krizin güven faktörünü alt üst eden ve faturayı siyaset mekanizmasına çıkarmasının muhtemel seyri…

Tüm bunlar Türkiye'yi adım adım kuşatıyor ve siyasi alanı daraltıyor…

Tekrar edelim: Siyasi alana, etik ve kural yerine, kişiler ve gruplar arasındaki ilkesiz çıkar kavgalarının, makro politikalar yerine güçlenmeye yönelik rant kavgalarının hakim olması bizim gibi ülkeler için en büyük tehlikedir…

Dalga bizi ezip geçebilir…

Sözümüz, iktidara, muhalefete, askere, basınadır.

Zaman akıl ve sorumluluk zamanıdır…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.