1. YAZARLAR

  2. Kemal BURKAY

  3. Kovancılar Depremi,Lazaref,Dema Nû ve Newroz...
Kemal BURKAY

Kemal BURKAY

Kemal BURKAY
Yazarın Tüm Yazıları >

Kovancılar Depremi,Lazaref,Dema Nû ve Newroz...

A+A-

Gecikerek de olsa Kovancılar depremine değinmek istiyorum.

Kovancılar, benim çocukluğumda ve gençliğimde Balkan göçmenlerinin yerleştirildiği büyücek bir köydü, Elazığ’ın Palu ilçesine bağlıydı ve dümdüz, bereketli Palu Ovası’nda kurulmuştu. Küçük bahçeler içindeki tek tip ve çatılı evleri, düzgün sokakları ile daha ilk bakışta çevredeki Kürt köylerinden ayrılıyordu.

Palu Ovasında bu türden bir büyük köy daha vardı. O dönemde, bir yandan Kürtleri Batı’ya sürüp, Türk nüfus içinde dağıtıp eritmek planlanmışken, bir yandan da başka yerlerden gelen Türk göçmenleri Kürdistan’da bu türden verimli topraklara yerleştirmek, böylece bölge nüfusunu yavaş yavaş Türkleştirmek de düşünülmüştü. Tüm bunlar asimilasyon politikalarının birer parçasıydı.

Sonradan Kürtler buraya da yerleştiler, Kovancılar giderek büyüdü ve zamanla önce bucak merkezi oldu, şimdi ise ilçe olmuş... Belli ki Palu’nun ve Karakoçan’ın birkısım köyleri de Kovancılar’a bağlanmış.

Bu yöre geçtiğimiz günlerde deprem geçirdi ve bir süre Türk medyasının gündemini oluşturdu. Deprem merkezi, eskiden Karakoçan’a bağlı olan büyücek Kürt köylerinden Oxçiyan idi. (Buranın adını da modaya uygun olarak “Okçular” diye değiştirmişler). Oxçiyan’da ve çevre köylerde kerpiç evler yıkıldı, 50 dolayında insanımız hayatını yitirdi, bir bölümü yaralandı. Bu yöre Tunceli-Elazığ sınırında olduğu için Peri Irmağı’nın öbür yakasında, Tunceli-Mazgirt köylerinde, bu arada benim kendi köyüm olan Dırban’da da deprem güçlü biçimde hissedilmiş.

Yakınlarını kaybeden insanlarımıza başsağlığı diliyorum.

6 şiddetindeki bu depremin ardından medyada birçok köşe yazarı haklı olarak depremin yol açtığı ağır hasar ve insan kayıpları nedeniyle sistemi eleştirdiler. Kerpiçten evler bu yörede ve ülkenin pek çok yerinde, yüzyıllar öncesinden kalma bir yapı biçimi. Orta ve bazen hafif şiddette bir depremde bile yerle bir oluyor, büyük can kaybına ve hasara yol açıyorlar. Geçtiğimiz yıllarda, Muradiye, Lice, Pülümür ve Bingöl depremlerinde de öyle olmuş, çok daha büyük kayıplar verilmişti. Oysa bundan çok daha şiddetli depremler bile, sağlıklı bir konut politikası izleyen, bir başka deyişle depreme dayanıklı konutlar yapan ülkelerde, örneğin Japonya’da, Amerika’da herhangi bir yıkıma ve ölüme yol açmıyor.

Ama bu ülkede böyle şeyler, vatandaşların ne tür konutlarda oturduğu, depremlerin yol açtığı yıkım ve aldığı canlar, ülkeyi yönetenlerin umurunda değil. Cumhuriyet dönemi de halkın kaderini değiştirmedi. Oysa bu ülkede askeri harcamalara ve silahlara giden paranın onda biri konut alanına aktarılsa bu sorun pekâlâ çözülürdü. Silaha giden paranın belki beşte biriyle bu ülkede iş ve aş sorunu çözülürdü. Ülkenin iç ve dış barışa ihtiyacı bu vesileyle bir kez daha gözler önünde. Ne var ki kimse bunu tartışmıyor. İnsanlarımız hâl⠓Bu devlet neden komşularıyla barış içinde bir arada yaşamayı seçmiyor, hatta neden kendi yurttaşlarına hak ve özgürlük tanımayıp sürekli kendi halkıyla savaşıyor?” diye sormuyorlar.

Onlar bu soruları düşünüp sormadığı için de durum değişmiyor. Ülkenin kaynakları yapım işinde, insanların mutluluğu için değil, silaha ve savaşa, bizzat köy ve kasabalarımızı, ormanlarımızı yakıp yıkmaya, insanlarımızı öldürmeye, bize hayatı cehennem etmeye harcanıyor.

Bu gidişle depremler de yıkmaya ve can almaya daha çok devam edecek...

Lazaref de göç etti...

Prof. Şekroyê Xıdo ve Hasretyan’ın ardından Rus asıllı Kürdolog Lazaref de, geçtiğimiz 7 Mart günü, Moskova’da, 80 yaşında  hayata veda etti. Üçü de Moskova’daki Doğu Bilimleri Enstitüsü’nde Kürt tarihi uzmanlarıydı. Prof. Lazaref de, Ermeni asıllı Kürdolog Hasretyan gibi, Kürt tarihiyle ilgili değerli araştırmalar yaptı ve söz konusu Enstitü’de pek çok Kürt öğrencinin eğitimine katkıda bulundu. Hazırladığı eserlerden bazıları Roja Nu Yayınları arasında basıldı.

1985 yılında Sovyetler Birliği’ne yaptığım gezide Moskova Doğu Bilimleri Enstitüsü’nü de ziyaret etmiş, Hasretyan ve Lazaref’le tanışmıştım. Orada hem Enstitü’nün Kürt dili ve tarihi alanındaki çalışmaları, hem de  Batı Avrupa’daki çalışmalar konusunda sohbet etmiştik.

Kürtler, dil ve tarihlerine hizmet eden öteki dostlar gibi Lazaref’i de unutmayacak ve saygıyla anacaklar.

Dema Nû’nun 10 yılı...

Yarı yarıya Kürtçe ve Türkçe çıkan Dema Nû gazetesi 10 yıl önce Mart ayında İstanbul’da yayın hayatına başladı ve bugüne kadar düzenli olarak, kapanmadan ve ara vermeden çıktı. Önce 15 günlüktü, sonra haftalığa döndü. Son yıllarda merkezini Diyarbakır’a taşıdı.

Böylece Dema Nû 10 yılını tamamladı, 11. yıla girdi. Kürt basınının geçmişte ne güçlüklerle çıktığı, ne engellerle karşılaştığı düşünülürse bu uzun bir ömürdür ve bir rekordur. 1960’lı yıllarda yayımlanan Kürt periyodikleri, Kürtçe olarak her sayıda bir-iki şiir ya da türkünün, fıkranın ötesinde Kürtçeye yer veremedikleri ve Kürt sorununda son derece ılımlı bir dil kullandıkları halde, ömürleri 3-5 sayıyı geçmezdi. 1970’li yıllarda da durum fazla değişmedi. Bu dönemde en uzun ömürlü Özgürlük Yolu idi, o da ancak 44 sayı çıkabildi. 12 Eylül bu dönemin basınını da tümden susturdu, ülkenin üstünden bir merdane gibi geçti ve yeni periyodik yayınlar ancak 1980’li yılların sonlarına doğru sahneye çıktılar.

1989 yılında yayın hayatına başlayan ve çok ağır baskılar ve engellerle yayınını sürdüren aylık Deng dergisi, son yıllarda iki-üç aylık bir inceleme dergisine dönüşse de, yirmi yılı aşkın süredir hâlâ çıkmakta. Bu da Kürt dergiciliği bakımından bir rekor. Gazetelere gelince, 1990’lı yılların başında şansını deneyen haftalık Azadi, engel ve baskılar karşısında ancak iki yıl dayanabildi. Bunu Dengê Azadi, Ronahi, Roja Teze gibi başka haftalık gazeteler izledi. Kovuşturma ve cezalar nedeniyle sık sık sahip ve sorumlu müdür değiştirdiler ve biri kapanınca öteki devreye girdi. Son olarak ise Dema Nû...

Tüm bu nedenlerle Dema Nû’nun bugün de yayın hayatında olması, on yıldır düzenli biçimde çıkması önemlidir. Günümüzde internet gazeteciliği, okura taze haber ve yorum sağlayıp bu türden haftalık, 15 günlük gazetelere ilgiyi azaltmış olsa da onların farklı bir rolleri, ayrıca arşivlenme ve yarına kalma özellikleri var.

Bu başarısı nedeniyle Dema Nû’yu ve ona emeği geçen herkesi kutlarım, ona daha uzun bir ömür dilerim.

                      *   *   *

Sevgili okurlar, görüldüğü gibi hem üzücü hem sevindirici olayları bir arada yaşıyoruz. Kovancılar depremi, Lazaref’in ölümü, 16 Mart Halepçe katliamının yıldönümü söz konusu üzücü olaylardan. Dema Nû’nun 10. yılını tamamlaması ve şu günlerde kutladığımız Newroz ise sevindirici, kıvanç verici türden.

Geçen yıl Newroz’a değindiğim yazıda, onun gitgide uluslararası bir güne dönüştüğünü yazmış, İsveç Başbakanı ile ABD Başkanı Obama’nın da Newroz nedeniyle kutlama mesajları yayımladıklarını söylemiştim. Bu yıl daha da sevindirici bir gelişme oldu, Birleşmiş Milletler Örgütü Newroz’u uluslararası bayramlardan biri olarak ilan etti. Bunda Newroz’u yıllardır dünyanın dörtbir yanında kutlayıp tanıtan, ona ilgi uyandıran Kürt halkının büyük payı var ve bu nedenle kıvanç duyabiliriz.

Son olarak tüm okurlarımın Newroz bayramını kutlarım.

20 Mart 2010

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.