1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Koruculuk sistemini kim neden koruyor?
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Hekib - Heybe
Yazarın Tüm Yazıları >

Koruculuk sistemini kim neden koruyor?

A+A-

     Türkiye’deki koruculuk sisteminin kökleri Sultan II. Abdülhamid’in Aşiret mektepleri ve Hamidiye alaylarıyla somutlaşır. Bunun tarihi ortalama 150 yıla uzanır. Daha derinlere gidersek Osmanlı Akıncılık sistemi ile karşılaşırız.

     Akıncıların varlık sebepleriıd baktığımızda Osmanlının topraklarının genişletilmesi için oynadıkları rol net olarak görünür. Yalnız eğer tarih bizi kandırmıyorsa, akıncıların kendi halklarına, yani Osmanlı idaresi altında bulunan ve ona muhip olan halklara bir zararları dokunmuyor. Aksine din ve ırk farkı gözetmeksizin, bütün Osmanlı tebaasını dış tehlikelerden koruyorlar. İlginçtir, bunlar Osmanlının her tebaasından gelip akıncı seferlerine katılabiliyorlar.

     Bu bağlamda Hamidiye alaylarına baktığımızda onun da misyonu budur. Yalnız bir farkla: Hamidiye alayları sadece Kürtlerden oluşuyor. Ana rolü ise 1.ci dünya savaşı yıllarında Osmanlı topraklarını Rus-Ermeni saldırılarına karşı korumak. Bu konuda başarılı da oluyor. Karşılıklı pek çok mukatele yaşanıyor. Sonra Rusya’da başlayan Bolşevik ihtilali ile Rusya bu politikasından vaz geçmek zorunda kalıyor. Ermeniler yalnız kalarak, Osmanlının arka tutması ve Kürtlerin de silahlı kavgasıyla bu topraklardan adeta silindiler. Bu silinme esnasında pek çok trajik dram yaşanıyor. Bilerek ve tasarlanarak öldürülenler e ilaveten açlık, sefalet ve göç koşullarının zorluğu ve iklim şartlarından dolayı tam bir insanlık dramı yaşanıyor.

     Abdülhamit devrinin kapanmasıyla bu alaylar lağv ediliyor. Ancak bu alayların boşa düşen nüfuzlu adamları, nüfuz ve güçlerini kişisel hâkimiyet ve ikballerini sağlamlaştırmak için kullandılar. Osmanlının desteğiyle Kürt coğrafyasının dengesini bozan bu günkü feodal toprak ağalığı düzenini kurdular. Abdülhamit ve alayları tarih olup gittiler Ne yazık ki Kürt coğrafyasında temeli zulüm üzere kurulu ağalık düzeni günümüze değin hala devam ediyor.

     Bu günün Türkiye’sinde geçerli koruculuk sistemine baktığımızda ise çok daha farklı bir tablo ile karşı karşıyayız. Cumhuriyetin kuruluşu itibariyle köy yasasına dayanarak işlevsiz bir köy koruculuğu varmış. Bu daha çok Köy bekçiliği olarak biliniyordu. Köylerde tek tük vardı, köylerin çoğunda esamesi bile okunmuyordu.

     Bu günkü organize koruculuk sistemine baktığımızda başlı başına paralel bir güç. Paramiliter bir orduyla karşı karşıyayız. Bu gücün suç dosyası hayli kabarık. Bir Gazete o dosyayı şöyle haberleştirmiş:

     “ Korucuların suç dosyası kabarık.12 yılda 38 köy yakma, 294 silahlı saldırı, 454 işkence… Bilge Köyü’nde 44 kişinin öldürüldüğü olayın ardından Diyarbakır Barosu, İHD Şubesi ve Tabip Odası bir heyet oluşturarak incelemede bulundu. İHD Güneydoğu Sorumlusu Ali Akıncı, İçişleri Bakanlığı’nın olayın nedeninin ortaya çıktığını açıkladığını ancak kendileri için olayın gerekçesinin tam olarak aydınlatılmadığını söyledi. Akıncı, olayla ilgili kafalarda 8-10 soru işaretinin kaldığını, bunların birinin jandarmanın zamanında gitmemesi olduğunu iddia etti. Diyarbakır Barosu Başkan Yardımcısı Esat Aktaş, Bilge Köyünde bir vahşetin yaşandığını belirterek, “Bu vahşet dün yaşanmadı. Bölgede yıllarca devam ediyordu. Dileğimiz bu acının bir daha yaşanmaması” diye konuştu.

     Köyde incelemelerde bulunduklarını vurgulayan Aktaş, “Burada köylülere olayın rant mı, namus mu, yoksa kan davası yüzünden mi işlendiğini sorduk. Bütün sorulara ‘hayır’ cevabını verdiler. Olay basına yansıdığı gibi arkasında başka işler var” dedi. İHD yetkilileri, hazırlanan raporlara göre köy korucularının 1990 ile 2002 yılları arasında 1349 insan hak ihlali gerçekleştirdikleri açıkladı. İHD’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni kapsayan raporda, korucuların karıştıkları suçlar şöyle sıralandı: ‘38 köy yakma, 14 köy boşaltma, 12 taciz ve tecavüz, 22 adam kaçırma, 294 silahlı saldırı, 176 saldırı sonucu yaralama, 132 yaşamını yitirenler, 2 kayıp infazı, 50 infaz, 70 gasp, 454 işkence ve kötü muamele, 59 gözaltına alma, 9 intihara sebebiyet verme, 17 orman yakma.’ (Radikal Gazetesi-07.05.2009).

     Bunlar saklanamadığı için gazetelere yansıyanlar. Bir de bunun ne kadarı hala gün yüzüne çıkarılıp basına yansımayı bekliyor? Onu bilmiyoruz. Çünkü bunlar tıpkı Nazi Almanya’sındaki Hitlerin Gestapo kasapları gibi bu toprakların altını cesetlerle üstünü ise zulüm doldurdular. Devletin resmi rakamlarına göre 50.000 insan kayıp. Bunun beşte biri devletin görevlileri olsun. Geriye kalan 40.000 insan bu toprağın çocukları. Ve bu çocukların ölümlerinde koruculuk sisteminin yüzde yüze yakın bir rolü var.

     Bütün bu olay ve rakamlar da gösteriyor ki, birilerinin hedef saptırıcı iddialarının tersine, öyle masumane bir gaye ve iyi amaçlar için ihdas edilmiş bir sistem falan yok ortada.

     Bu sistem, PKK’nin ağırlığını hissettirdiği 1980’li yıllarda kuruldu. Dönemin yetkilileri biz “Kürtcoğrafyası”nda bacasız ve dumansız fabrikalar kuruyoruz, diye bu sistemin iç yüzünü fakir ve ümmi halktan gizlemeye çalıştılar. Ama çok kısa sürede her şeyi ile kendini ortaya koydu.

     Bu perişanlık tablosu bile tek başına sistemin duayenlerinin öve öve bitiremedikleri 80 yıllık Türkiye cumhuriyeti devletinin ister dün, isterse bu gün olsun, Kürt halkı için yapmış olduğu hizmetin ve bu halka bakış açısının en somut örneğidir. Çoğunluğu yoksul ve okuma yazma dahi bilmeyecek kadar cahil bırakılmış zavallı Kürt köylülerinden, Asgari ücret gibi komik bir rakamın bile altında bir ücret ile silahlı bir ordu kurdular…

     Yoksul Kürt köylülerinin zaaf ve sıkıntılarından(ki, bu sıkıntıların ana sorumlusu yine devlettir) faydalanarak sonu onarılmaz kötülüklerle dolu bir gaye için örgütleyip sonu gelmez bir girdabın içine ittiler. Kabul etmeyenleri ise zorla ya korucu yaptılar. Ya da köylerini yakarak, yakınlarını kaybettirerek daha kötü bir geleceğe zorladılar. Yakılıp yıkılan her köyün istisnasız böylesi dramatik bir hikâyesi vardır. Böylece bu yoksul ve mazlum halkın arasına belki yüz yıllar sürecek bir fitne bir kutuplaşma tohumu ekmiş oldu…

     Bu gün Kürt coğrafyasındaki kriminal suç ve mafyatik kurguların hemen hepsinin temelinde bu para militer yapının elemanları var. Adam öldürmekten, kızkaçırmaya. Toprak ve köy işgalinden, uyuşturucu, silah ticaretine kadar… Bu bölgedeki hemen her suç ve kötü fiilin arkasında mutlaka onlar çıkıyor.

     İlk gerekçeleri PKK eylemlerini önlemek imiş. Fakat bu iş zamanla öyle bir hale geldi ki çok çeşitli korucu tipolojileri ortaya çıktı. Bir kısmı sadece yer yurt ve mallarının muhafazası için mecburen ve gönülsüz bir şekilde bu işi sürdüre geldi. Bir kısmı görünürde devletin silahını taşıdı ama özde çok daha başka işlerde kullandı. Bir kısmı ise koruculuğu yeni bir Kürt kimliği olarak içselleştirdi. Ama bütün tipolojilerin temel ortak noktaları halkın gözünde bozuk bir sicile sahip olmalarıdır.

     Sonraları çok net anlaşılıyor ki,Kürt sorununu insancıl bir temelde çözme niyeti olmayan ve buna hiçbir şekilde yanaşmak istemeyen Türkiye cumhuriyeti devleti,tıpkı diğer örgütlerin kendine bağlı yeni insan tipolojilerini inşa ettiği gibi bu sistem ile kendine muti yeni bir Kürt tipolojisi inşa ediyor.

     Bu tipoloji devletin yaptığı her şeyi meşru görüp onaylar. Devletin her fiilinde yüce bir hikmet arar. Allahınadaleti ve temel insan haklarının önüne kurulan barikatlarda bile bir hikmet arar. Devleti haklı görür. Devlete karşı olan her kürd örgütü ve bireyi ve diğer katmanlarını peygamber evladı bile olsa kendilerine göre muharref yani yoldan çıkmış görürler. Kast ettikleri yol ise devletin göstermiş olduğu yoldur.

     Acı olan ise şudur devletin bu insanları kullandıktan sonra bir çırpıda çöpe atmasıdır. Bunun en somut örneği Roboski faciasıdır. Devlet o köylülerin korucu olduğunu ve sınır ticareti yaptıklarını hepimizden çok daha iyi biliyordu.

     Devasa korucu ordusu içerisinde Roboskililer, belki de en temiz ve mazur görülebilecek olanları idi. Kendilerine hiçbir gelir kapısı bırakılmamış ve dayanılmaz bir yoksulluğa mahkûm edilmiş bu insanların koruculuk veya kaçakçılık dışında yapabilecekleri başka bir işleri yoktu.

     Buna rağmen devlet kendi vatandaşları olan o köyden 34 masum canı, kendi uçaklarıyla param parça etti. İlginçtir, devlet onları öldürmek için üzerlerine uçak kaldıracak kadar güçlü idi. Ama dağda parçalanmış cesetlerini toplayabilecek kıytırık bir ambulans için bile parası yoktu. Katır sırtlarında taşındı eşrefi mahlûkat olan insanoğlunun parçalanmış cesetleri.

     Bu facianın üzerinden 3 yıl geçti, hala faili meçhul bir dosya olarak soğutulmaya bırakılmış durumda. Canları yandığı için adalet isteyen roboskililere anında ceza kesilebiliyor. Ama Roboski’nin katillerine hala ceza yok. Devlet ana Roboskide tecelli edecek Allah’ın adaletine izin vermiyor. Roboskiye adalet gitmiyor.

     Bu kutuplaşma Kürt toplumunda çok derin kırılma ve travmaların oluşumuna yol açıyor. Bu gün Kürt coğrafyasının hemen hemen tamamında silahlı PKK unsurları artık yok. Ama koruculuk sistemi bütün varyantlarıyla ayakta. Sayıları azalacağına gün geçtikçe artıyor. Bu da demektir ki devlet, bu sistemi sadece PKK’yı ber taraf etmek için kurmamış. Çok farklı bir hesabı var. Ve ne yazık ki bu hesap ne barışa, ne Kürtlere ne de insanlığa hizmet eden bir hesap değildir.

     Hani hep derler ya barışın yolu bilmem nereden geçer. Evet, bu topraklarda barışın yolu hiçbir yerden değil koruculuk sisteminin Kürt toplumunun dünyasından, ruhiyatından devasa iş makineleri ve usta cerrahların neşteri ile kazınarak top yekûn toprağa gömülmesinden geçer.

     Barışa ilk adım belki de ancak bu sistemin lağvı ile atılabilir. Bu sistem ortadan kalkar. Toplum samimi bir şekilde helâlleşir. Belki o zaman ortalık nispeten de olsa sükûn bulur. Yoksa her şey havada kalır.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.