1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Korkup sakınmak!
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Korkup sakınmak!

A+A-

Kişi bilerek konulmuş yasayı çiğniyorsa, ya bir şekilde yasanın öngördüğü müeyyideden kurtulabileceğine inanıyordur veya çiğnediği için karşılaşacağı sonuçlarından korkmuyordur. 

Yasa konulmuşsa ona uyulur, adalet ve hakkaniyetine inanmadığımız yasalara uyarız, çünkü uymadığımız takdirde başımıza iş geleceğini biliriz. Vahy temelli konulmuş olan emir ve nehyler salt yasalar mesabesinde ele alınamazlar, bu karakterdeki emir ve yasaklara “hükümler” demek daha doğru olur. Bir emir veya yasak laik karakterde ise “yasa”dır, vahy menşe'li ise “hüküm”dür.

Hüküm yasadan üstündür, aşkın boyutu vardır, iç deruni izdüşümü olur ve çok daha kapsamlı olup zamana karşı da dayanıklıdır. Zira hükmü vaz'den “Ahkemü'l-Hâkimîn”dir, hükmü bir “hikmet”e mebnidir, insanlar arasındaki ihtilafları çözmek üzere ya yetkili bir “hakim” veya sivil bir “hakem” tarafından yürürlüğe konulur. Şu halde inanan Müslümanların vaz'edilmiş hükümlere uyma kapasite ve hassasiyetlerinin seküler insanların salt laik yasaya uymalarından daha yüksek olması beklenir. Ama deneysel olarak biliyoruz ki, öyle olmuyor. Bugünün Müslümanları ne laik yasaların hakkaniyetine ve meşruiyetine inanıyorlar, ne inandıkları dinin konulmuş hükümlerine uyup hayatlarını düzenliyorlar. Biliyorlar ama bilgileri imanlarının bir parçası değil, iman ettiklerini söylüyorlar ama imanları amellerinde, hayat pratiklerinde tezahür etmiyor. Bunun açıklaması nedir?

Müslümanlar, bilerek emir ve nehyleri çiğnediklerinden “bilgisiz” oldukları söylenemez, bu durumda yapıp ettiklerinin sonuçlarından çekinmiyorlar, korkmuyorlar, başlarına gelecek olanlardan sakınmıyorlar. Bu, Kur'an'ın en yüksek değer kabul edip insanlar arasındaki yegane üstünlük ölçüsü olduğunu belirttiği “takva” ile yakından ilgisi olan bir durumdur. “Takva”yı “bilinç” olarak tercüme etmemiz doğru olmadığına göre, öteden beri bu anahtar terimi “korkup sakınmak” şeklinde tercüme etmek daha doğrudur.

Denir ki, yalnız başına çölde kalmış bir kadın, kendini menziline götürecek birini beklerken, bir atlı gelir, onun yalnız ve çaresiz olduğunu görünce tecavüz etmek ister. Kadın ona “İttaki'llah (Allah'tan kork)!” der. Adam bir anda kendine gelir, yapmayı düşündüğü çirkin işten utanır ve kadını terekesine alıp menziline götürür. Nefsinin tahrik ettiği adamı, zor kullanıp kadınla birlikte olmaktan engelleyen şey “Allah korkusu”dur. Demek ki Allah'tan korkmak, ceberrut bir Roma tanrısından korkmaya benzemez. “Allah'ın iradesine teslim olmak” da zorba, kıskanç, kaprisli, gazaptan başka fiili olmayan mevhum bir varlığa teslim olmak değildir. Allah'ın iradesine teslim olmak demek O'nun emir ve yasaklarına, yani Kur'an ve Sünnet'te yer alan hükümlere uymak, hayatı bunlara göre düzenlemek demektir. “Allah'tan korkmak” da bu hükümleri çiğnemekten çekinip korkmak, sakınmak anlamına gelir. Takva'nın ne anlama geldiğini iyi bilen adam, kadının “Allah'tan kork!” demesiyle, İlahi bir yasağı çiğnemekle a) Bir kadının kendisine helal olmayan bedeni üzerinde tasarrufta bulunacağını, belki hamile bırakacağını, evliyse yuvasının dağılabileceğini, bu olayın kanın dökülmesine yol açabileceğini, hakime taşındığında kendisini ağır bir cezaya maruz bırakabileceğini; b) Allah'ın koyduğu bir yasağı çiğnediği için ahirette ağır bir azaba çarptırılacağını anladı ve bu fiilden vazgeçti. Bu adamı bir kadına tecavüz etmekten vazgeçiren şey, Yusuf aleyhisselam'ın Züleyha ile birlikte olmaktan vazgeçiren şeyle aynıdır. Allah'ın koyduğu bir yasağı çiğnemekten korkup sakınması. Korkmasaydı yasağı ihlal eder ama a ve b şıkkında saydıklarımızın tümü başına gelirdi.

Müslümanlar İslam'ın hak, hakkaniyet, özgürlük, adalet ve ahlakla ilgili bütün emir ve yasaklarını yani Allah'ın koyduğu sınırları çiğniyorlar.  Birbirlerine zulmediyorlar, hasımlarından adilane hesap sormuyorlar, gadrediyorlar; mal ve mülklerini müsadere ediyorlar; intikamcı ve kolektif ceza uyguluyorlar; işlerini ve rızıklarını ellerinden alarak açlıkla cezalandırıyorlar; birbirlerinin etnik ve mezhebî varlıklarına tahammül edemiyorlar; yalan söylüyorlar, sömürüyorlar, dindaşlarını alt etmek için İslam düşmanlarıyla işbirliği yapıyorlar.

Bütün bunları da bilerek yaparlarken Kur'an'a toz kondurmuyorlar, bol bol kurs açıyorlar, okullara ders koyuyorlar, güzel makamlarla Kur'an okuyorlar, fakat Kur'an'a göre yaşamıyorlar. Çünkü aslında Allah'tan korkup sakınmıyorlar.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.