1. YAZARLAR

  2. Ahmet Meroğlu

  3. Korku Kültürü
Ahmet Meroğlu

Ahmet Meroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Korku Kültürü

A+A-

İnsanları ‘‘sevgi’’ dili ile yönetmek yerine; insanlara ‘‘korku’’ dili ile hüküm sürmenin korkunç sonuçlarına günümüzde her şekilde tanık oluyoruz. Korku kültüründe hiçbir şekilde ‘‘sevgiye’’ yer yoktur. Oysa sevginin dili ‘‘güçlü’’ ve ‘‘sihirli’’dır. Korku ve sevgi karşıttır. Buz ve güneş gibi..

Korku, insanların kafasına ‘‘intikam’’ düşüncesini yerleştirir. Yoğunlaşan korku, korkulan ‘‘gücün’’ olmadığı ilk fırsatta doğal olarak ‘‘intikam’’ almayı dayatır. Çünkü korku; güvensizlik demek, şiddet demek ve ‘‘fırsatçılık’’ demektir.

Korku kültüründe iki eşit insan yoktur. Korku kültürü yaşamda ‘‘gücü’’ esas alır. Korku kültüründe hayatta en önemli şey güçtür. Dolayısıyla güçlülerin üstünlüğü vardır. Doğan Cüceloğlu’nun değimiyle : ‘‘Bir toplumda korku kültürü egemense insan, insan olma sürecini tamamlayamaz. Çünkü orada ne gerçeğe koşulsuz ‘‘saygı’’ vardır; ne de ‘‘can’’ önemsenir.’’

İnsanoğlunun korkuttuklarının yanında olmasını ve sevmesini beklemek yaman bir çelişkidir. Çünkü korku dost değil; düşman oluşturur. Korkunun maskesi altında ve güçlünün sopasının gölgesinde ‘‘sevgi’’ sahtedir; bağlılığı geçici ve aldatıcıdır. Ancak korkudan arınmış ‘‘sevgi’’, bağlılığı kalıcı ve sürekli kılabilir.

Korku kültüründen geldiğimiz için birey, baba, işveren ve devlet olarak kendimizi kabul ettirmeyi sözümüzü dinletmeyi, saygın olmayı, tartışılmaz güç olarak var olmayı; baskı ve korkuya başvurmakla sağlamamız, beklenmedik büyük hüsranlarla karşılaşmamız demektir.

Bir baba, evladı için saygın olmayı evladına sürekli şiddet ve korku uygulamakla sağlaması evladının nezdinde saygın olmayacağı gibi, zamanla güçlünün kaçınılmaz değişmesiyle korkutanın da değişmesi demektir. Yani korkutmak güçlünün rolü olunca; korkutanın evlat korkanın da baba olması demektir. Çünkü böylesi bir ilişkinin ruhunda karşılıklı ‘‘saygı’’ ve ‘‘sevgi’’ yoktur. Böylesi bir ilişkide saygın olmak; sevgiye dayalı olmayınca güçlü olanın hükmü geçer mantığı, öğrenilmiş bir reflekse döner.

Korku kültüründe işverenler de çalışanlarını tehdit edip, korkutarak kaliteliliği ve verimliliği arttıracaklarını sanırlar. Oysa işveren sürekli işyerinde bulunamayacağına göre, korkunun da olmayacağı demektir. Böylesi bir durumda iş temposu düşeceği gibi, üretilen ürüne zarar vermek de olasıdır.

Allah sevgisi ve korkusu yerine, kendi korkularını empoze eden orta doğudaki yönetimler de; bir bir devrildiler. Orta doğudaki dikta yönetimler kendi halklarına yıllarca despotça yaklaşarak korku ile halkı yanlarında ve yönetimlerine bağlı tutacaklarını sandılar. Bu mantalitenin temelinde yatan algı ve şiddeti bu derece başat kılan olgu; korkunun gücüne güvenmeleri di. Hesaplayamadıkları ise; korkunun yer değiştirmesi ve kendilerinin oluşturdukları korkunun tuzağına düşmeleri di. Çünkü korkuya dayalı her türlü ‘‘bağlılık’’ ve ‘‘saygınlık’’ sevgiden değil; mecburiyettendir. Sevgiden yoksun bir bağlılık kalıcı olmadığı gibi; başa beladır da. Hatta patlamaya hazır; ama patlama zamanı meçhul bir bomba gibidir.

Türkiye’deki dikta anlayış da yıllarca Kürtlerin temel haklarından vazgeçmeleri için Kürtlere despotça şiddet uygulayarak, korku duvarlarını örerek dillerini ve kültürlerini yasakladı. Devlet Kürtleri yok etmek için hukuksuzlukta sınır tanımadı. Devlet, ihtiyaç duyduğu korkuyu ‘‘yaymak’’ ve ‘‘hissettirmek’’ için devlet olmaktan çıkıp, yargısız infazları meydanlarda insanların gözleri önünde yapıp, teşhir etti. Gaddarca acıya ve korkuya boğdu, Kürtleri. Faşist zihniyet insafsızca korkunun en şiddetlisini Kürtlere reva gördü. Korkuyu ve şiddeti meşru gören devleti kutsayan militarist ve despot anlayışın amacı; Kürtleri susturmak, sindirmek ve böylece zalimane sistemleri ile Kürtleri devlete bağlı tutacaklarını sanmaktı. Sonuç olarak; Kürtlere yapılan baskı ve korku defalarca isyan etmelerine sebep olmakla birlikte, Kürtlerin devlete olan bağlılıklarını da doğal olarak zayıflattı.

Kim kendisini döveni ve korkutanı sever ki…

Çok iyi bilinmelidir ki korkunun gücüne güvenmek, korkuya başvurmak kısacası; korkutmak, korkunun tuzağına düşmek demektir. Çünkü insanlara şiddet uygulayarak susturmak, sindirerek yanında tutmaya çalışmak ve insanları korkuya esir tutmak büyük bir ‘‘korkaklık’’ ve zavallılıktır.

Allah korkusu ve sevgisi yerine, kendi korkularını enjekte eden yönetimlerin, insanların ve güçlerin korku ve baskıları er-geç ters tepmesi kadar doğal ne olabilir ki? Yüce Allah’ın ‘‘adaleti’’ de zaten bunu gerektiriyor…

İnsanları ‘‘ruhen’’ ve ‘‘kalben’’ yanımızda tutmak yerine; ‘‘korku’’ ve ‘‘baskı’’ ile ‘‘şeklen’’ yanımızda görünmesini sağladığımız insanların ‘‘düşman’’ olmaları kaçınılmazdır. Sinan Çetin’in kağıt filminde vurgulandığı gibi: ‘‘Her baskı kendi isyancısını doğurur.’’

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.