1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Kopenhag ile Ankara arasında!
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Kopenhag ile Ankara arasında!

A+A-

 

Y eni bir anayasa yapımında karşımıza ilk çıkan sorun, söz konusu metnin neyi referans alacağı konusudur.

Batı'yla bütünleşmekten yana olan çevrelere göre, Türkiye'nin Avrupa Konseyi üyeliği ve AB üyelik süreci, demokrasi kültürü ve hukukun üstünlüğü anlayışının yerleşmesine önemli katkılarda bulunmakla kalmıyor, yegane yol olarak karşımıza çıkıyor. Nitekim hiç bitmeyen reform taleplerinde, Avrupa Konseyi ilkeleri rehber rolü oynuyor. Reform sürecinde Türkiye, prensip olarak Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesindeki yasal düzenlemelerde Avrupa Konseyi ilkelerini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarını referans olarak kabul etmiştir.

Söz konusu ilkelerin kabulü Batıcı aydınlarımıza göre yeni anayasa yapımında yol gösterici mahiyettedir. Bu bize büyük bir rahatlık sağlamaktadır, çünkü çok da kafa yormamıza gerek kalmıyor, Batı dünyası bir anayasa için gerekli olan düşünsel ve idari/politik malzemeyi hazırlayıp önümüze koymuş bulunmaktadır.

Anayasa önemli bir metindir, sağlıklı bir metnin ortaya çıkıp ‘toplumsal sözleşme' sıfatını kazanabilmesi için ‘müzakereci siyaset'in kurallarına riayet edilmesi gerekir. Askeri darbe zamanlarında muktedir generallerin veya kendini anayasa yapımında yegane söz sahibi gören bir iktidar partisinin birkaç akademisyeni bir araya getirip metin hazırlatması, sonra bu metni partinin ilgili komisyonlarının mütalaasına sunması, ardından da kamuoyuna “yeni sivil anayasa” olarak takdim etmesi iyi bir anayasa yapıldığının garantisi değildir.

Yakından bakıldığında şunu söylemek mümkün: Anayasaların muhtevalarından önce hangi usuller takip edilerek hazırlandıkları, yani yapılış biçimleri önemlidir. Bu çerçevede fıkıh usulünde “usul asla takaddüm eder” denmiştir, takip ettiğiniz yol-yöntem yanlışsa, hiçbir zaman maksudumuz menzile ulaşamayız.

İkinci nokta, anayasa metninin hareket noktasını teşkil eden paradigmadır. Liberaller, hakim dünya konjonktürünün etkisinde, yeni anayasanın “liberal felsefe”ye dayanması gerektiğini düşünmektedirler. Buna AB üyelik sürecinin gereklerine göre yeni anayasa faktörü de eklenmektedir. Kısaca anayasa hem liberal olmalı, hem AB'nin öngörülerine göre kaleme alınmalı, denmektedir.

AB üyelik süreci siyasi ve hatta iç ve dış politikalar muvacehesinde alınmış stratejik bir karardır. Sürecin canlı tutulmasında birtakım politik ve geçici stratejik yararlar var, ama bir ülkenin toplumsal hayatının genelini belli bir hukuki çerçeve içine alacak olan anayasa metninin mahza liberal paradigma  esas alınarak hazırlanması büyük yanlışlıktır.

Yanlışlığın asıl bir türlü farkına varılmayan boyutu, modern siyasi sistemlerde, anayasaların hem toplumsal hayatın bütününü düzenleme istidadına sahip olması, hem toplumsal bilumum kültürel kodlarını dönüştürme gücünü kullanmasıdır. Maalesef modern zamanlarda anayasalar sadece bir arada yaşamanın hukuki sözleşmeleri değil, modernizasyonu emreden hükümleri ihtiva eden resmi fermanlardır. Yeni anayasa isteyen çevreler, iç siyasi mücadelelerde merkezdeki bürokrasiye, tek parti zihniyetindeki muhalefete karşı AB üyelik süreci üzerinden avantaj elde edeyim derken, bu ülkenin tarihiyle, referans çerçevesiyle, inancıyla, diniyle ve onu dünyada anlamlı ve güçlü kolan asli dinamikleriyle bağlarını kopartma istikametinde adımlar attıklarında bundan sağlıklı bir metin çıkar mı? Avrupa Konsey ilkeleri, AİHS ve AİHM, kendi paradigmatik kaynaklarından hareketle ‘bir insan tanımı' yapmışlardır, savunduğu hak ve özgürlüklerin kullanımı ya bu tanıma giren insanlara tanınmakta veya uygulandıkları toplumları köklü bir biçimde dönüştürmektedirler.

Batı için büyük önemleri olsa bile, söz konusu değerler ve standartlar evrensel değildir. Bu açıdan anayasaları kaleme alanlar, Avrupa'da hazır bulduklarını kopya etme yoluna gidecek olurlarsa –ki 200 senedir aynı işlemi yapıyoruz- yaşadığımız sorunları çözmemiz mümkün olmayacaktır. Bu, Kopenhag kriterlerinden yararlanmayacağız veya bizi tam bir baskı rejimine mahkum edecek Ankara kriterlerine göre anayasa yapacağımız anlamına gelmez. Kopenhag kriterleri vücuda protez takmak ise, Ankara kriterleri büsbütün kolsuz bacaksız sakat ve sakim bırakmaktır.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.