1. YAZARLAR

  2. Yasin AKTAY

  3. 'Kontrolden çıkan kalabalıklar' sorunu
Yasin AKTAY

Yasin AKTAY

Yeni Şafak
Yazarın Tüm Yazıları >

'Kontrolden çıkan kalabalıklar' sorunu

A+A-

Kobani'yi bahane ederek estirilen ve 40'a yakın kişinin ölümüne, yüzlerce kamu ve özel binanın tahribine yol açan şehir teröründe HDP'nin rolü ve sorumluluğu ne? Herkesin gözü önünde cereyan eden olayların akışında HDP'nin olaylar başlamadan hemen önce halkı Kobani için ayağa kalkmaya çağırdığını, çağırmak en kelime, sert söylemlerle kışkırttığını hepimiz duyduk, gördük.

Olayların bütün aşamalarında, yakmalarda, yıkmalarda, HDP kadrolarının başrolü oynadığını da gördük. Şehirlerde HDP'li yetkililerin 'Kobani uyuyamayacaksa, burada bu gece hiç kimse uyuyamayacak' demesiyle birlikte bütün şehirlerde tam bir savaş ortamı yaratılmaya çalışıldı.

Kütüphaneler, müzeler, yetiştirme yurtları, öğrenci yurtları, okullar, masum sivil insanların işyerleri, evleri içinde insanlar varken yakıldı, yağmalandı. Çok sayıda hırsızlık vakası bu esnada yaşandı.

Bütün bu Vandal eylemler aslında bir hareketin ne kadar güçlü olduğunu değil, sadece ne kadar vandallaşabildiğini ve zincirinden boşaldığında ne kadar kontrol dışına çıkabildiğini gösterdi. Kontrol dışına çıkan hiç bir hareket güçlü değildir. Tahribata yol açabilir ama, ne kendisi için ne de temsil ettiği hiç bir hareket için olumlu bir değişime ve kazanıma neden olamaz.

Kobani'ye destek adına harekete geçtikten sonra, ortaya çıkan görüntünün savunulabilir hiç bir tarafı olmadığı görüldüğünde HDP'nin bu işin sorumluluğunu üzerinden pişkince atmaya çalıştığını gördük. Selahattin Demirtaş'ın olayı 'yaptık, ama bir sorun niye yaptık?' noktasına düşüren açıklamaları, ona çırpındığı yerde daha da batıran bir pişkinlik imgesini yapıştırıp bıraktı.

Ama kuşkusuz olaylar bu raddeye geldikten sonra yapılan 'eylemcileri kontrol edemiyoruz' açıklaması başlı başına irdelenmesi gereken bir beyan. Bu arada kontrol edilemediği söylenen bu kalabalıkların bir şikayet konusu değil, bir tehdit veya 'uyarı' konusu olarak zikredilmesi dikkatlerden kaçmıyor.

Sokağa davet edilen toplulukların baştan itibaren kontrol edilemeyeceği bilinmiyor muydu? Yoksa bu kalabalıkların yaptıkları eylemler beklenmeyen eylemler miydi? İşte buna hiç kimseyi inandıramazsınız. Hiç tanımadığınız bir topluluk değil ki bu. Altan Tan'ın isabetle kaydettiği gibi, bu topluluğun artık eylem tarzı, konuşma tarzı, iletişim tarzı biliniyor.

Konuşarak iletişim kuran bir yapı olmaktan çıkmış, çıkarılmış bir topluluk. 'Bu topluluğu anlamaya çalışalım, yaşadıklarına bakalım' diyerek hiç kimseyi zoraki empatiye davet etmeye de kalkmayın. Bal gibi bu topluluğa insan gibi konuşmanın dışında, Vandal bir dili öğreten, aşılayan, buna kışkırtan, kontrolünüzdeki bir talim ve terbiye var.

Bu talim ve terbiye, 'kontrolden çıkan kalabalıklar' manzarasında bir şantaj ve koz potansiyeli görüyor. Küçücük yaştaki çocukların eline taşı Molotof kokteylini verip onları oyun zevkinin doruklarında gezdirerek zehirlemeye dayanan bir talim ve terbiye.

Doğrudur, o çocukların eline o silahı, o molotof kokteylini, hatta o taşı verdiğiniz andan itibaren o çocuklar sizin kontrolünüzden de çıkarlar. Bu sosyal psikolojinin anlamayacağı ve açıklayamayacağı karmaşıklıkta bir konu değil. O çocuk o zirvelerde bir süre gezindikten sonra istendiğinde annesini-babasını bile öldürür.

Nitekim Kamboçya'nın yetmişli yıllardaki komünist lideri Pol Pot da bir ilkokul öğretmeni olarak ilk ordusunu hepsi de 15 yaşın altındaki kendi öğrencilerinden birlikler kurarak oluşturmuş ve ilk aşamada onlara, devrime mutlak sadakati kanıtlamak üzere anne-babalarını öldürtmüştü. Uzun süre BDP çevreleri 'taş atan çocuklar' tiplemesi üzerinden bu zehirleyici eğitim süreçleri için ciddi kazanımlar sağladılar. Bugün geldiğimiz noktada bu 'kontrol edilemeyen kalabalıklar' ın en önemli kaynağının çirkin bir çocuk istismarından başka bir şey olmadığı anlaşılıyor.

Haa, o yaştaki çocukların eline verdiği silahın sizi de esir almasının önüne hakikaten geçemezsiniz.

'Biz konuşabileceğiniz son kuşağız, arkadan gelen nesille konuşamayacaksınız' sözündeki tehdit, arka planında böylesi bir çocuk ordusunu hazırlayıp motive ediyordu. Ama bu motivasyon aynı zamanda kendisini de esir alacak, kendi kontrolünü tamamen yok edecek bir radikalizmi de hazırlıyordu.

Bugün HDP gerçekten de kendi kalabalıklarını kontrol etmekten aciz duruma düşmüş olabilir, ama bu onun bu kalabalıkların ortaya koyduğu terör, vandalizm, yağmacılık ve vahşetin sorumluluğundan kurtarmaz.

Bu vahşet taammüden 40 can aldı. Bunların arasında kurban eti dağıtırken o azdırılmış kalabalıkların linçine maruz kalarak, damdan atılarak, bıçaklanarak ve kafası ezilerek vahşice katledilen 16 yaşındaki Yasin Börü de vardı.

O masum bebeklerden Yasin'e uygulanan vahşetin canavarlarını üreten bir siyasetin üretebileceği hiç bir olumlu değer olamaz.

Bu kontrolsüz gücün ürettiği şiddete güvenerek kimse tehdit veya şantaj yapmaya kalkmasın. Zira kontrolsüz güç, güç değil, kendi başına beladır.

Önceki ve Sonraki Yazılar