Davut Hoca

Davut Hoca

Yazarın Tüm Yazıları >

KIYAMET

A+A-


Bir kul olarak gönderildiğimiz şu dar-ı fanide görev ve sorumluluklarımız bizim bu taraftaki sicilimize kayıt olarak düşülecek. Âdemoğlu, yaşadığımız coğrafyada, içinde bulunduğumuz toplumda insan olmanın gerektirdiği rol ve misyonu yerine getirme nitelik ve niceliğine göre bir kıymet kazanır.

Yeryüzü sahnesinde perdelenen bu sahici oyunda rolüne en güzel bir şekilde hazırlanarak perdeleyebilenler yer ve gök havsalasında en güzel şekilde yerini alır. Bu büyük anfi tiyatroda gerek rol verilenler gerekse rol talep edenler, sergiledikleri rolün niteliğine göre tarih, toplum ve Rab indinde kendine yer bulur.

Zaman geçiyor, insan debeleniyor, dünya dönüyor, toplumlar evriliyor. Herkes, her şey asıl mecrasında aktıkça hayat olağan halde devam edip gidiyor, ancak mecra şaştı mı iş çığırından çıkıyor. İşte hayatın olağan akışını, devinimini, deveranını belirleyen en önemli etken insan unsurudur. Hayata şekil veren insanın liyakati, ya o hayata hayat katar, ya da tadını kaçırıp bayat eder.

Toplumsal bir varlık olan insanın toplum içindeki hangi bir birimde, alanda, işte olursa olsun sergileyeceği performans, samimiyet, o mevkide işlerin gidişatını, kalitesini, verimliliğini, huzurunu, tadını, tuzunu belirler. Fırında işçiyse oradaki ekmeğin kalitesini, kurumda memursa oradaki işlerin verimini, takımda oyuncuysa o takımın puanını, camide imamsa namazın ihlasını, öğretmense öğrencilerin başarısını, okulda müdürse okulun düzenini iyi veya kötü yönde etkiler. İnsana, Allah tarafından verilen akıl nimeti doğrultusunda almış olduğu eğitim ve terbiye de yapacağı, sergileyeceği, göstereceği, ifa edeceği işi etkiler.

Toplum içinde devam edegelen hayatın her biriminde, her kademesinde, her basamağında rol verilecek, görevlendirilecek, atanacak, seçilecek kişiler, o zamana kadar ortaya koydukları işin, eserin, sonuçların kalitesine, rengine, ayarına göre düşünülmeli, değerlendirilmeli. Sorumluluk, vazife verilecek kişi/kişiler, bu görevin niteliğine göre belirlenen kıstaslar göz önünde bulundurularak belirlenmeli. Eğer ki görevin, işin gerektirdiği kıstaslar, ölçüler, şartlar, nitelikler değil de başka unsurlar devreye girerse işte o zaman artık toplumsal huzur, barış, mutabakat, adalet gibi toplumun sigortası olan devre, kısa devre yapacaktır. İşin rengi bulanacak, ortamın havası bozulacak ve artık gözler ve gönüller hayal kırıklığına uğrayıp hak ve adalet dumura uğrayacaktır.

Ehil olmak, bir işe, vazifeye, sorumluluğa yatkın olmak, kabiliyetli olmak, o işin hakkını verebilmek demektir. İşin ehline verilmemesi, hayattaki doğal dengeyi alt üst edip kaos ve kargaşaya mahal vermek demektir. Nitekim Hz. Peygamber’in(sav) de böyle bir durumun neticesinin çok vahim olacağını şu hadisinden öğreniyoruz; Bir toplantıda Resulullah(sav) etrafındaki sahabilere bir şeyler anlatırken, bir bedevî geldi ve “Kıyamet ne zaman kopacak?” Diye sordu. Resulullah(sav) sözünü kesmeyip konuşmasına devam etti. (O kadar ki) oradakilerden kimisi (kendi içinden) "Bedevîyi işitti ama sorusundan hoşlanmadı"; kimisi de "Galiba işitmedi" diye durumu yorumladı. Derken Resulullah(sav), sözünü bitirince, "O, kıyameti soran nerede?" buyurdu. Bedevi; “Benim, buradayım ya Resulullah!” Dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber(sav); "Emanet zayi edildi mi kıyameti bekle!" buyurdu. Bedevî; “Emanet nasıl zayi olur?” Dedi. Resulullah(sav) de; "İş, ehil olmayana verildi mi kıyameti bekle!" buyurdu. Emanetin ehil ellerde olmasını, emin ellerde olmasını dile getiren, bunun

aksini Kıyametin kopması ile eşdeğerde tutan Resulullah’ın bu vurgusunu Yüce Kelam Kur’an’ı Kerim Nisâ süresi 58. ayetiyle İnsanlığa duyuruyor: “Allahü Teâlâ size emanetleri ehline vermenizi emreder” O halde emanetin ehline verilmemesi, emanete ihanettir. Emanete ihanetin vardığı nokta da Münafıklık alametidir.

Mekke'nin Fethinden önce Mekke'nin anahtarı Osman Bin Talha’dadır. Kendisi Kâbe’nin temizliğini/bakımını yapar. Peygamberimiz (sav) içeri girmek istediğinde Hz. Ali anahtarı ondan alır ve içeri girerler. Bu esnada Osman Bin Talha Müslüman değildir. O esnada Peygamberimizin (sav) amcası Hz. Abbas Kâbe’nin anahtarının kendisine verilmesini rica eder. Peygamberimiz (sav) de anahtarı amcasına verir. O esnada bir ayet iner. Ayette şöyle buyrulur: “Allahü Teâlâ size emanetleri ehline vermenizi emreder...” (Nisa,58). Bunun üzerine Peygamberimiz anahtarı henüz Müslüman olmayan birisine yani Osman Bin Talha'ya verir. Peygamberimiz(sav) "Ey Osman! İşte Kâbe’nin anahtarı! Bu gün iyilik ve vefa günüdür. Sen cahiliye zamanında bu vazifeyi layıkıyla yaptın, inanıyorum ki şimdi daha güzel şekilde yaparsın…” buyurdular ve anahtarı herkesin huzurunda ona teslim etti. Bu olayda Yüce Yaradan, kendi evinin anahtarını Habibi Hz. Peygamberin(sav) amcasına değil, daha henüz Müslüman olmamış biri olan Osman Bin Talha’ya verilmesini bizzat ayet göndererek emretmiş. Burada Yüce Yaradanın belirlediği, bağlı kaldığı kıstas din, kan bağı, mevki, makam, şan, şöhret değildir. Rab olan ve biz kullarını her fırsatta eğiten, yetiştiren, yönlendiren, biricik Elçisinin şahsında terbiye eden Yüce Yaradan, bu vakıada da ayetini göndererek bir işin teslim edilecek kişinin hiçbir vasfını tanımadan işin ehline verilmesini emrediyor. Hiçbir şerefle kıyaslanmayacak kadar kıymetli olan kendi evi olan Kâbe-i Muazzamanın tüm sorumluluklarını bir gayri müslime teslim edilmesini isteyen Yüce Yaradan, bize bu konuda birebir rol model olmakta, işin ehline verilmesi hususunda asla hiçbir taviz verilmeden gerekli hassasiyetin gösterilmesini istemektedir.

 

Ehil olmayana emaneti vermek; tilkiye tavuğu teslim etmek, hırsıza anahtarı teslim etmek gibi bir şeydir. Ehil olmayana emaneti teslim edip emanetin zayi olmasına sebep olmak da en büyük vebaldir. Hz. Peygamberin(sav), kıyametin kopmasını beklemek olarak nitelediği böyle bir vebale sebep olan kişiye de, kıyametin kendi başına kopmasını beklemek düşer ancak.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.