1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Kişiliğimiz, Tepkilerimiz ve Kaprislerimiz
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Kişiliğimiz, Tepkilerimiz ve Kaprislerimiz

A+A-

     İnsanoğlu hayatında istediği ve/veya istemediği pek çok hal, durum olgu ve olaylarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu karşı karşıya kalış sırasında/sürecinde verdiği tepki, aldığı konum, gösterdiği sebat, ulaşabildiği çözüm yolu, geliştirebildiği psiko-sosyal ilişkiler, ortaya koyabildiği deruni-ilmi tahliller, nefsiyle yapabildiği muhasebe ve murakabeler, gösterebildiği ihlas ve samimiyet, üzerinde bulunduğu idrak ve feraset, tespit edebildiği hedef ve gayeler, oluşturabildiği stratejiler, duyduğu ilgi ve alakalar, gerçekleştirebildiği zihni-tevhidi bütünlük… o şahsın kişilik yapısı hakkında önemli ipuçları verebilmektedir.

     Her Müslüman bilir/bilmelidir ki, karşılaştığı ve ister benimsediği, ister ise benimsemediği hal durum, olgu ve olaylar karşısında, heva ve heveslerine teslim olacak şekilde tepki veremez, konum alamaz, değerlendirmelerde veya yargılamalarda bulunamaz. Zira Müslümanın, vazgeçemeyeceği ve hayatın temeline alacağı kesin, sarih, net, adil ölçüleri vardır. Bu ölçüler ki uyulduğu zaman insanı insanüstü konumlara taşıyabilirken; uyulmadığı zaman da insanı en sefil varlıkların bile alt derekesine düşürmektedir. Bu ölçülere uyulduğu sürece insan; insanlık şeref ve haysiyetini koruyabilirken, hatta yüceltirken; bu ölçüleri arka plana ittiği zaman ise, her türlü insani hasletlerden mahrum kalmakta ve en adi ve en suçlu bir beşer/yaratık konumuna inebilmektedir…

     Bir Müslüman, hayatının her anında ve alanında Müslüman oluşunu asla unutmamalı veya göz ardı etmemelidir. Zira ne olursa olsun, işe kalkış/başlangıç noktasının nirengi noktası bu bilgi, bilinç ve unutmayış olmalıdır. Şayet işe kalkış/başlangıç noktasında gösterilmesi gereken bu asli hassasiyet yitirilirse; şunu ifade edelim ki, küllen ne varsa yitirilmiş, hüsrana uğranılmış demektir. Eğer işe başlangıç noktasında İslami hassasiyetler unutulur da; başka argümanlarla, başka mefhumlarla, başka idealarla, başka ölçülerle işe koşulursa (bilerek veya bilmeyerek) bilinmelidir ki işler tamamen çığırından çıkacak, başka mecralarda akmaya başlayacaktır. Hal böyle olacağına göre, ne olursa olsun her bir Müslümanın, karşılaştığı her sorunu tam anlamıyla İslami bir hassasiyet, feraset ve irade ile çözüme kavuşturma sorumluluğu vardır. Aksi takdirde ümmet çapında olsun veya kendi yerelimizde olsun, muhatap ve mükellef olduğumuz Rabbani ölçüleri kaçırmış/yitirmiş, tevhidi birlik ve bütünlüğümüzden ayrılmış, dalalete düşmüş olanlardan olunacağı asla unutulmamalıdır.

     Hiçbir kişisel veya cemaatsel yarar/fayda ümmete dair vahdet, bilinç ve birliğinin önüne geçmemelidir. Eğer böyle bir handikap içinde bocalanma hali sadır oluyorsa; unutulmamalıdır ki, bu hal ve fiilin hemen terkedilmesi bir zorunluluktur. Çünkü cemaatsel faaliyetlerin temelinde; eğer rıza-i ilahi var ise, bunun da temelinde ümmet birliğinin temel alınması bir zorunluluktur. Çünkü ümmet bütünlüğü rabbani naslarla sabit iken, cammaatsel zorunluluklar içtihadidir. Ümmetin maslahatı şarttır, cemaatin maslahatı bağıldır. Asla rabbani ölçülerin önüne geçemez ve asla da hiç kimse tarafından geçirilmemelidir.

     Eğer herhangi bir camia; tebaasınca camiaya ait öncelikler nasların önüne alınır ise; en başta Allah(CC)’a karşı hakkı tecavüz edilmiş olunur. Bu hak tecavüzünün farkında olunsun ya da olunmasın, sergilenen pratik, çok hassas ve tehlike arz edecektir. Zira yaratılışımızın yegâne gayesi; her hal ve şartta sadece ve sadece rıza-i ilahi muvacehesinde yaşamaktır. Gerek ferdi olsun, gerek ailevi olsun ve gerekse içtimai olsun; toplumun her ferdi ve her kesimi rahmani ölçülere koşulsuz bir şekilde ve gereği üzere teslim olmak zorundadır. Bu zorunluluk, tarihin pek çok dilimlerinde ve pek çok topluluklar tarafından kasten veya kerhen ihmal edildiği gibi, günümüzde de aynı şekilde ihmal ve ihlal edilmektedir. Bu ihlal ve ihmalkârlığın Müslümanlar tarafından; hele, hele İslami hassasiyetlere sahip Müslümanlar tarafından halledilmesi/hayırlı bir sonuca bağlanması gereken mutlak bir zorunluluktur. O halde her bir aklıselim Müslüman ve/veya İslami camia bu noktada sorumlu davranmalı. Bu camialar veya sorumluları konumundaki şahsiyetler; rahmani ölçüleri teferruatıyla hareki anlamda da ele almalı, ciddi manada bir hareket fıkhı oluşturmalıdır. Her alanda olduğu gibi hareki anlamda da Qur-an-i kaideleri asla ihlal ve ihmal edici; ümmetin bütünlüğünü zedeleyici hal, tutum, tavır ve davranışlardan kendilerini arındırmalıdırlar. Aksi halde rıza-i İlahi arzulanırken; ceza-i ilahiye müstahak olmuş olunacağı akıl ardı edilmemelidir.

     Şu halde her bir kişisel, ailesel veya cemaatsel sorunumuzun halline çalışırken;

     1- İşe başlama noktasından sonuna kadar asla kişisel kaprislere kapılınmamalalıdır! Rabbimize tam bir teslimiyet ve Qur-an ve sünneti sahih ölçülerine de aşına olmak ile beraber; derin bir idrak ve feraset muvacehesinde hareket edilmelidir.

     2- Rahmani ölçüler; mutlak şekilde kişisel, ailesel ve camaatsel yararların fevkinde tutulmalıdır. Rabbani kaide ve ölçüler asla ihmal ve ihlal edilmemelidir. Müslüman olduğu iddiasında bulunan kişi veya yapı, şayet böyle bir yanlışa/batıla düşüyor ise, orada yanlışıyla/batılıyla baş başa kalacağı ve orada Din-i İslam adına hiçbir şeyin kalmayacağı net olarak bilinmelidir.

     3- Her türlü iş ve işlemlerde, tutum ve davranışlarda, hal ve hareketlerde adaletten yana fire verilmemelidir. Kime kaşı ve ne pahasına olursa olsun; adalet temel referans olarak sabit kalmalıdır. Adaletten ayrılan kişi/yapı ne adına davranırsa davransın, insana zulmedeceği kaçınılmaz bir sonuç olacaktır. Bu sonuç hem kendisi/kendileri için, hem de insanlık için zillettir, musibettir, ihanettir…

     4- Her türlü iş ve işlemlere derin bir feraset, irade ve aklıselim ile yaklaşılmalıdır. Her türlü ön yargılardan, kişisel duygusallık ve kaprislerden uzak olunmalıdır. Suçu veya suçluyu arama/bulma anlamında karşı tarafa bir kere bakılırken; daha önceden öz benliğine iki defa bakılmalıdır. Hakkı/haklıyı bulma adına da kendisinin ne söylediğinden önce aynı şekilde, karşı tarafın ne/neler söylediğine samimiyetle kulak vermelidir.

     5- Daha önce(kendi tarihimizde) yaşanmış olan benzeri durum, tutum ve eylemlerden gereken dersler çıkarılmalıdır. Onların hakkaniyet ve adalet adına olumlu, faydalı yanlarından yararlanmalıdır. Aynı şekilde olumsuz ve zararlı taraflarından da gereken ibretler alınmalıdır.

     6- Hasseten İslami kardeşlik hukuku, hiçbir değere feda edilmemelidir. Zira dünya ve ahiret saadeti ve ilahi rıza; bu kardeşlik hukukunun gereği gibi korunmasına ve geliştirilmesine bağlı olduğu hiçbir şekilde unutulmamalıdır. İslam adına Allah muhafaza hukuksuzluklara yelteniliyor ise; şerr ve olumsuzluk adına insanlığın varacağı son kerteye varılmış demektir…

     7- Eğer İslami bir kişi veya yapı, herhangi bir gayret ve çalışama içerisinde ise; kendi dışındaki İslami çalışma ve yapılanmalara da en az kendisi kadar hak tanımamalıdır. Zira kendisi/kendileri, ne kadar Qur-an-i bir hak ve yol üzere olduklarını iddia etmekte iseler; şüphesiz ki diğer İslami kişiler/yapılar da aynı şekilde olduklarına dair düşünce ve iddiasında oldukları unutulmamalıdır.

     8- Unutulmamalıdır ki her bir İslami kişi veya yapının kendi dışındaki kişi veya yapılarla da belli ölçüde iş ve eylem birliği sahası vardır/olacaktır. Bu iş ve eylem sahaları beraberce araştırılıp belli ölçü ve alanlarda beraberlikler oluşturula bilinir. Bu durum her hâlükârda İslam ve Müslümanlar adına olumlu sonuçlara yol açacaktır. Tefrikaya kapıyı kapatmaya, vahdete ise kapıyı aralamaya imkân verebilecektir

     9- İslami kişi veya camia, daima vahdet dilini kullanmaya azmetmelidir. Eğer eleştirilecek bir şey/şeyler var ise; bunu da kardeşlik hukuku ve İslami ahlak ve muaşeret çerçevesinde ifa etmelidir. Aksi takdirde tecrübelerle sabittir ki; tarih boyunca bu tür çabalar ümmet adına yarardan ziyade daima zarar getirmiştir ve yine de zarar getirecektir.

     10- Kişi veya camia, önce öz eleştiriyi yapmalıdır, karşıdan önce kendi nefsini hesaba çekmelidir. Çünkü unutulmamalıdır ki; nefis daima kendisini temize, karşısındakini de suça çıkarır. O halde nefsi heva ve heveslerden mümkün derece salim olunmaya gayret gösterilmelidir…

     Tabi ki bu gibi maddeleri daha da uzatmak mümkündür. Fakat âcizane burada vurgulamak istediğim; bu gibi arızaların hepsini sıralamaktan ziyade, bu gibi arızalara dikkat çekmektir. Rabim cümlemize feraset, idrak, ihlas, samimiyet ihsan buyursun…

     Selam ve dua ile…


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.