1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Kimlikleşme ve aptallaşma
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kimlikleşme ve aptallaşma

A+A-

Hayatta kalma çabası ve rasyonel sistemlere duyulan ihtiyaç aklı ezelden beri takdir edilen bir nitelik kıldı. Kapitalizmle birlikte aklı satın almak ve kullanmak oyunun kuralı haline geldi ve bizatihi bir akıllılık türü olarak yüceltildi. Kapitalizm muhtemel kapitalistleri birbirinden ayırdı ve akıllı olanı ödüllendirdi. İlk dönemlerde şu veya bu şekilde elde edilmiş olan gücün kara dönüşümü ve tekelci bir konuma yükselmesi mümkündü. Ama rekabetle birlikte herkesin paraya, teknolojiye, bilgiye, yeteneğe ve akla ulaşması mümkün hale geldi. Alt tabakaların kaderi bir bütün olarak hiçbir zaman düzelmedi, ama o dünyadan akıllı ve yetenekli olanların bireysel çıkışları teşvik edildi. Girişimciler arasında ‘iyi’ olanı belirleyen ise artık aklı sistemleştirme becerisiydi. Doğal olarak modern dünya bu sistemi besleyen bir eğitim anlayışına kaydı. Şimdi bütün iş akıllı ve yetenekli olanların tespit edilmesi, diğerlerinden ayrılması ve piyasaya sunulmasıydı.  

Modernlik hiçbir zaman aptallığın peşinde olmadı. Onu merak etmedi, anlama gayreti içine girmedi. Çünkü basitçe söylemek gerekirse aptallığın bir getirisi yoktu. Hatta aptallığın normalleştirilip bir yaşam biçimi içinde massedilmesinin sayısız avantajları vardı. Böylece aynı tüketim alışkanlıklarına sahip geniş bir kitle yaratabilir, bunu üretim sisteminin ve yatımların sigortası haline getirebilirdiniz. Aynı anda bu vasatiliğin içinde kişisel farklılaşmayı mümkün kılacak bilgi uzmanlıkları yaratabilir, kişilerin kendilerini ‘akıllı’ ve yaratıcı hissetmelerini sağlayabilirdiniz. Bu kapasiteye sahip olmayanlar için de başkaları hakkındaki bilgiyi metalaştıran ve en azından onlara konuşma malzemesi sağlayan bir magazin dünyası sunabilirdiniz. İşin güzel tarafı her katmanına farklı bir ürün sunarken, bu kitleleri belirli tüketim alışkanlıkları etrafında yeniden kimlikleştirebilme imkanına sahip olmanızdı.

Kapitalizm dünyanın ‘doğal’ haliydi… Modernlik ise kapitalizmin ‘en iyi’ nasıl yaşanacağının norm ve kriterlerini arayan bir dönüşüm süreci. Sovyet sisteminde kurulan sosyalizm buna bir alternatif oluşturmaktan çok uzak kaldı. Ortaya bir ‘reel’ sosyalizm çıktı. Buradaki ‘reel’ olma yaşanan sosyalizmin kuramsal olandan farkına işaret eder görünüyordu ama aynı zamanda kapitalist düzenin parçası olunduğunun da itirafıydı.

Nitekim tüketim alışkanlıkları ve gündelik hayat üzerinden ‘kimlikleştirme’ özelliği, sosyalist toplumları da içine alarak tüm kapitalist dünyayı belirledi. Bu kimlikler o toplumların yönetilebilmelerini kolaylaştırıyordu. Toplumsal talep ve tercihlerin yelpazesini daraltıyor, onları öngörülebilir kılıyor ve manipüle edilmelerini mümkün hale getiriyordu. Kimikleştirme aslında bir tür aptallaştırmaydı ama toplumun buna pek fazla bir itirazının olmayacağını garanti eden bir dünyada yaşanmaktaydı.

Söz konusu gönüllü aptallaşmanın iki ana zemini vardı. Bunlardan biri ‘yaşam biçimi’ denen olgudur. İnsanların kendi özgür iradeleriyle tercih ettiklerine inandıkları, ancak yaratılmış olan alışkanlıklar nedeniyle benimsedikleri ortak algı, yorum, davranış ve hayat pratiği kalıpları… Aynı kalıpları kullanmaktan ötürü belirli bir çevreye, cemaate intisap etmeleri ve kimlikleşmeleri… Giderek bütün sosyal, kültürel ve siyasi tutumlarını söz konusu kimlikleşme etrafında oluşturmaları ve bunu ‘doğal’ ve doğru sanmaları. Tehdit altında kaldıklarında ‘doğru’ yaşam tarzı olarak bizzat kendi kimliklerini savunmaları… İkinci zemin ideolojidir. Kişiyi aşan doğruların cazibesinin peşinde, kişinin kendisini kendi gözünde anlamlı kılma ihtiyacının cevabıdır ideoloji. Dünyayı ve hayatı size ‘gerçek’ haliyle anlatır, sizi bilgilendirir ve iyi hissettirir. Üstelik sizi bir çevrenin, cemaatin üyesi kılarak sosyalleştirir. Böylece bir kimlikleşmenin içinde yoğrulur, onun parçası olur ve gerçekliğin ‘sahih’ yorumuna sahip olduğunuzu düşünmeye başlarsınız.

Yaşam biçimi ne denli aptallaştırıcı ise, ideoloji de öyledir. Kendi haline mesafe alabilen insanların olmadığını söyleyemeyiz. Ama eğer sosyolojik bir durumdan söz ediyorsak, aptallaşma halinin esas olduğunu teslim etmek gerekir. Hele yaşam biçimi ile ideoloji bir şekilde bütünleşmişse söz konusu aptallaşma eşik atlar… Farkındalık, kendi halini anlama gibi özellikler çok zorlaşır.

Akıllı olanın seçimi üzerine kurulu gözüken bu sistem, aslında belki de en büyük aklı, kitleleri yaşam biçimi ve ideoloji üzerinden aptallaştırmakla ve bu aptallaşan kesimlerin kendilerini akıllı sanmalarını sağlamakla göstermiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.