1. YAZARLAR

  2. Nihat GÜR

  3. Kimlik ve Toplumsal Barış
Nihat GÜR

Nihat GÜR

Yazarın Tüm Yazıları >

Kimlik ve Toplumsal Barış

A+A-


O tevbe edenler, sırf Allah’a kulluk edenler, hamd edenler, Allah yolunda seyahat edenler, rükua varanlar, secde edenler, iyiliği emrederek kötülükten sakındıranlar, Allah’ın koyduğu sınırları gözetenlerdir. O Mü’minleri müjdele! (Tevbe suresi/112)

 

Kimlik, kişi ya da bir topluluğun kendi özellikleri, yeri ve değeri hakkındaki idrak tanımlamasıdır. Kişilik kavramı felsefe tarihinin ve insanlık düşüncesinin en eski konuları içerisinde yer almaktadır ve halen toplumdan topluma farklı tanımlamalar içermektedir. Hatta aynı toplumun içerisinde de farklı görüşler ile izah edilmeye çalışılmaktadır. Kimileri ahlaki, siyasi, kimileri ontolojik veya metafiziksel veya kültür ve madde merkezli tanımlama gerçekleştirme çabasındadırlar.

Kimlik, günümüz toplumlarında her geçen gün daha merkezi bir değer haline gelmektedir. Bugünün insanı evrensellik ve yerellik gerçekliği arasında bir kimlik arayışındadır. Kimi toplumlar yerel kimlikler üzerinden kendini inşa ediyorken, kimileri yerel kimlik üzerinden gerçekleştirilen tanımlamayı bir tehlike olarak kabul etmektedir. Bireysel kimlik tanımlamasını yadsıyıp sadece toplumsal kimliği, toplumsal kimliği yadsıyıp sadece bireysel kimliği merkeze alanları da unutmamak lazım.

Hangisinin doğru olduğu bir yana, gerçek şu ki kimlik günümüz insanının tercihlerinde belirleyici olan temel unsurlardan biridir. Günümüz dünyasında toplumsal barış üzerine insanları en fazla uğraştıran sorunlar üzerine düşünürsek; güvenlik, iş ve kimlik sorunu olduğunu söyleyebiliriz. Son yüzyılda bu konu ile alakalı olarak farklı alanlarda gerçekleştirilen çalışmalar bilgi haznemizi ve ufkumuzu zenginleştirmiştir. Ancak, kimlik konusunu çağımızın imkan ve hakikati ile vahyin rehberliğinde, felsefe ve sosyal bilimler ışığında yeniden ele alacak olan gayretler insanlığa yeni ufuklar açacaktır.

Elbette düşünsel farklılıklarda olduğu gibi, kimlik tanımlamasında da farklı kuramsal yaklaşımlar arasındaki temel ayrışma noktaları her zaman varolacaktır. Farklı bakış ve uzmanlık alanlarına sahip şahsiyetler, kişi ve kimlik konularını, kimlik ile toplumsal barış ilişkisini etik ve toplumsal uzlaşı değerleri üzerinden ele almalıdırlar.

Kişisel kimlik genellikle toplumsal sistemde başka bireysel ve kolektif kimlikleri de kapsayan karmaşık bir yapı içerisinde oluşur. Toplumsal/sosyal kimlik de pek çok farklı kimliğin iç içe geçişi ve etkileşimi sonucunda meydana gelir. Bireysel ve sosyal kimlikler arasındaki ilişkilerin dinamik bir yapısı vardır. Değişen şartlara ve kimlikler arası dengelere göre sürekli olarak yeniden üretilir. Coğrafya, kültür, eğitim, imkan, güvenlik, ihtiyaç gibi dengelerin değişimi yeni kimlikler üretebiliyor.

Bu bağlamındaki çatışmalar yalnızca kişisel ve toplumsal kimliklerle sınırlı değildir. Gelenek, tarih, inanç ve ait olduğumuz toplumun verili benliği ile edinmiş olduğumuz kimlikler ve idrak tercihimiz ile edinmiş olduğumuz kimlikler arasında da ciddi farklılıklar yaşanabilmektedir. Çağdaş toplumun kimlik dayatmaları da çatışmalara sebebiyet vermektedir. Özellikle çağın gelişen teknolojik gelişmeleri ile alın teri istemeyen konformist hazcı hayat tarzı tam bir kişisel ve toplumsal kimlik olarak sinsice yayılmaya devam etmektedir.

Kişi kimliğini ve kişi ile toplum ilişkisini doğru bir temel üzerinden inşa edemeyen toplumlar sürekli çatışma içerisinde olurlar. Gelişmişlik düzeyi her alanda bu çatışmadan dolayı en dip noktalarda yer almaktadır. Kimlik çatışması ile ilgili bir başka sorunda kamusal alanla ile özel alan arasında ortaya çıkmaktadır. Günümüzde halen kamusal ve özel alanların kapsamı ve içeriği tam olarak tanımlanamamıştır. Bu da hem kişi kimliği hem de toplumsal barış için maalesef gerilim ortamını sürekli diri tutmaktadır.

Her birimizin yaşamında varolan çok sayıdaki kimliğin birbiriyle çatışması toplumsal huzursuzluğa ve ötekileştirmeye sebebiyet vermektedir. İnanç, etnik yapı, eğitim, toplumsal statü, iş, aile, imkan olarak birçok kimliğe aynı anda sahibiz. Bu kimliklerimiz çoğu zaman çatışma halinde olurlar. Eğer toplumsal konsensümüz bu kimliklerin bazılarına kendini ifade etme hakkını vermiyorsa ve yaşam alanlarına kısıtlama getiriyorsa tedirgin bir toplum olma refleksimiz güçlü olacaktır. Yani birbirine güvenmeyen ve sürekli maskeler ile gezen bireylerden müteşekkil bir toplum olacağız.

Toplumsal yaşam alanlarında hakkaniyet sınırları içerisinde özgürlüğü varedemeyen toplumlar ancak münafık kişilikler üretirler.

Evet, doğrudur, kimlikler arasında sürekli değişen dinamik bir hiyerarşi söz konusudur. Bu dinamizm hem bireyde hem de toplumda yaşam boyu sürer ve insanın kimliğini sürekli yenilemesi ve geliştirmesi sünnetullah gereğidir. İnsanın ufkunun açık olması gerekir ki kimlik çatışmaları toplumsal hayatın normal akışını anormal etkilemesin. Kimlik kaygısı ile yaşayan bireyler toplumsal barışa olumlu bir katkı sunamazlar. Bu krizin ve anormal durumun ortadan kaldırılması ve tüm toplumun huzuru için hep birlikte ortak paydanın refahı için sorumluluk üstlenmeliyiz.

Resûlullah şöyle buyurdu: İnsanlara merhamet göstermeyen kimseye Allah da merhamet etmez. (Buhari, Edeb, 18)

Resûlullah şöyle buyurdu: “Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir.” (Buhari, İman, 4)

 

Yani farklılıklara merhamet ve adalet ile yaklaşmak ve farklılıklara zarar vermeden güvenli yaşam alanları oluşturmak tam da bir kimlik inşasıdır.

 

Birey ve toplum ilişkisi her çağda farklılıklar göstermiştir, bu değişebilirlik bu ilişkiyi canlı tutmaktadır. İnsanın idrak sahibi olması ve sosyal bir varlık olması onun en belirgin özelliğidir. Toplumsal/sosyal kimliğimiz bireysel, bireysel kimliğimiz sosyal kimliğimizi ortadan kaldıramaz. Sağlıklı bir toplumsal kimlik için sağlıklı bireysel kimlikler inşa etmeliyiz. Bir toplumdaki kimlik ve kişilik değeri o toplumu diğer toplumlardan ayıran en önemli değerlerden biridir. Farklılıklara gösterilen tahammül ve tanınan özgürlük alanı o toplumun medeniyet ve değerler sisteminin kodlarını verir.

Bugün İslam dünyasının içerisinde bulunmuş olduğu hali bu çerçevede düşünürsek yanlış teşhis koymadığımızı söyleyebiliriz. Birbirine tahammül etmeyen, her farklı olanı düşman gören, güçlü olanın haklı olduğu bir İslam dünyası asla insanlığa özgürlük muştusu olamayacaktır. Olabilmemiz için, her birimizin dilimizi, kültürümüzü, etnik yapımızı, meşrebimizi, coğrafyamızı ve toplumumuzu birbirimize zarar vermeden ve üstünlük taslamadan, ayrıştırmadan erdemlice yaşayabilmemiz gerekir.

İnsanların doğduğu coğrafya, dili, etnik kökeni, ailesi, onun iradesinde olan bir tercih değildir. Allah’ın ona bahşettiği özelliklerdir ve bu özellikler kişiye kimlik ve şahsiyet kattığı gibi, toplumsallaşma araçları olarak da yakınlaşma vesilesidirler. Medeniyet şiarı ve ereği olan toplumlar, bireylerine ve farklılıklarına kendi değerleri çerçevesinde gelişme ve yaşama imkanı sağlayan toplumlardır. Kimliğine yabancılaştırılan kişiliklerden sağlıklı, güvenli, huzurlu, birlik ve barış içerisinde bir toplum varedilemez.

Özellikle imparatorluk mirasına talip olup, o hinterlandın mazisine özlem duyanlar farklı kimlikleri toplumsal hayatta hapsedici davranış ve normlardan uzak durmalıdırlar. Bu farklılıkları toplumsal kimliğin ortak değerleri görüp ayakta tutmak için çaba göstermelidirler. İslam medeniyetinin bir parçası olan her toplum Kur-an ve Sünnet ışığında hakkaniyet yükümlülüğünü ifa etme sorumluluğundadır. Şahsiyetin ve toplumun ve medeniyet değerlerimizin küresel düzeyde ayakta kalabilmesi için farklı kimliklerimizi ayakta tutan değerler korunmalıdır.

Kimliklerimiz toplumsal yaşamımızda değer yargılarımız ile makbul düzeyde görünür olmalıdır. Bu değerlerimiz asla ötekileştirme ve cepheleştirme sebebi kılınmamalıdır. Kimliklerimizi İslamileştirme şuuru güçlü gayretler ile toplumsal dayanışma içerisinde anlam bulmalı. İstikbar güçleri ve onların içerdeki uzantıları tarafından bize dayatılan verili şartların üstüne çıkmak zorundayız. Bütün bunları İslami kimliğimizin ana kaynaklarına bilinçli bir temel ile dayandırmak için; istişare, gayret, muhabbet ve iletişim içerisinde olmalıyız.

İki cihan saadetimiz için Allah’ın hükümlerini hem birey hem de toplumsal kimliklerimizin menbaı kılmak mesuliyetindeyiz. Şunun altını çizmek gerekir, kimlik ve kişilik bunalımına düşmüş, İslâmî ilkelerden uzaklaşmış kişi ve toplumlar, Kur-an ve Sünnet'e gereği gibi uymamanın sonucunu yaşamaktadırlar. Vahdet değerlerimizi yeniden ayağa kaldırmak ve yaşatmak için ortak değerlerimizi önceleyecek kendi müesseselerimizi kurmak ve korumak zorundayız. İslami kimlik ve kişiliğimizi hakkı ile eda etmek ve yeni nesillerimize kıymet yüklü bir örneklik oluşturmak için kendi kurum ve kuruluşlarımıza ortak payda bilinci ile sarılmak mecburiyetindeyiz.

Müslüman’ı Müslüman’a karşı şartlandıran ve İslam’ı kendi tekeline hapseden tüm yapı ve telkinlere mesafe koyulmalıdır. İslami kişiliğe sahip nesiller yetiştirme gayreti olan tüm yapı ve hareketler, Kur-an ve Sünnet merkezli ortak paydamızı güçlü kılma mesuliyetini yerine getirmelidirler. İslam’ı kendine uydurma çabasında olanlar, ana kaynaklarımıza beşeri alternatifleri ile ortaya çıkanlar asla bir kimlik unsuru olarak görülmemelidirler. Bugün İslam coğrafyasında yaşamış olduğumuz kimlik ve kişilik bozukluklarının ve İslam ile hiç alakası olmayan şiddet hareketlerinin nevşu nema bulmalarının sebebi hem ortak kurumlarımızın olmayışı hem de kendimizi İslam’a uydurmak yerine, İslam’ı kendimize uydurma gafletidir.

Andolsun ki, Allah’ın Resulünde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok anan kimseler için en güzel örnek vardır. (Ahzap suresi/21)

Günümüzde yaşamımızın çok hareketli olması, ulaşım kolaylığı, bilgiye hızlı ulaşım, farklı mekanlar arasındaki geçiş süreçlerinin hızlılığı ve çok sayıda farklı uyarana maruz kalmak kimlik problemini toplumsal bir sorun haline getirmektedir. Kimlik sorunu çok yönlü, karmaşık ve çatışmalı bir süreç olduğu için kısa sürede bir çözüm beklemek mantıklı olmaz.

İnançlarımız, suni kutsallarımız, çatışan menfaatlerimiz, kendimize uydurduğumuz İslam’ımız ve çatışmalı kimliklerimiz bu sıkıntılı süreci kolay atlatmayacağımızı göstermektedir. İslami kimliğimiz bizi her daim yeni arayışlar ve çözümler konusunda sürekli umut ve çaba ile dinamik tutmaktadır. Önemli olan her birimiz hem birey kimliği hem de toplumsal kimlik süreçlerimizi dengeli bir şekilde hayata geçirebilmeliyiz. Çok farklı çıkar ve değerlerin olduğu toplumsal ortamda kimliklerin dengelenmesi ancak ortak bir uzlaşının gerçekleşmesi ile hayat bulabilir. Bugün en fazla üzerinde tefekkür ve istişare etmemiz gereken sorunlardan biri budur.

Farklı kimlik ve taleplerin nasıl uzlaştırılacağı ya da toplumsal barış içinde nasıl paydaş olabileceği hususunda müşterek bir değerler sistemi inşa etmeye gayret etmek, kimlik sorununu toplumsal çatışma nedeni olmaktan çıkarabilir. Kimlik çatışmalarının toplumsal yaşamın günümüzde ulaştığı karmaşık seviyenin nedenselliğinden kaynaklanan olağan bir süreç olarak yaşanmasına kıymetli bir katkı sağlayabilir. Bunun için de en fazla kaynak ve tecrübeye sahip olan bir medeniyetin sahipleriyiz. Sadece Allah rızası için sorumluluklarımızı yerine getirmede samimi ve azimli olabilmeliyiz.

Ayet kimliğimizi net olarak ortaya koymaktadır.

Asra yemin olsun ki, İnsan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır. (Asr suresi)

 

                          

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.