1. YAZARLAR

  2. Kemal BURKAY

  3. Kimlik sorunu- 3
Kemal BURKAY

Kemal BURKAY

Kemal BURKAY
Yazarın Tüm Yazıları >

Kimlik sorunu- 3

A+A-

Önceki iki yazımda “Ben neyim? Biz neyiz?” sorularını sormuş ve bunun karşılığı birey ve grup olarak bir dizi kimliğimizi sıralamış, alt kimlik-üst kimlik kavramları ve Zazaca ile ilgili bazı spekülasyonlar üzerinde durmuştum.

Kimliklerimizin önemi, ya da önem sırası bir yönüyle bizim bakış açımıza bağlıdır. Kişi ya da grup olarak bazı kimliklerimizi öne çıkarabiliriz veya onları daha çok önemseyebiliriz. Öte yandan bu önem, aynı zamanda onların işlevine, hayatımızda oynadığı role bağlıdır.

Örneğin klan ya da aşiret geçmişte, özellikle de henüz bugünkü modern, küçük, çekirdek ailenin, sınıfların ve devletin olmadığı komünal dönemde grupsal kimlik olarak insan yaşamında çok büyük bir etkiye sahipti. İnsan ancak klan içinde var olabilir, yaşamını sürdürebilirdi. Klan olarak avlanılır, barınma ve avlanma yerleri öteki klan ve aşiretlere karşı savunulurdu. Bu nedenledir ki hem uzak geçmişte, hem de büyük kentlerin, çağdaş sınıfların oluşmadığı, kırsal yaşamın ve geleneksel üretim biçimlerinin ağır bastığı dönemlerde aşiret, işlevi olan bir toplumsal organizasyon olarak önemini korumuştur. Ama günümüzde o eski işlevi yoktur ve o denli güçlü aşiret dayanışmasına gerek kalmamıştır. Modern toplum aşireti çözüp dağıtıyor.

Herhangi bir kimliğimizin yok sayılması, red edilmesi ya da yasaklanması özgürlüğümüze bir müdahaledir. Örneğin bir yazarın özgürce yazamaması, bir düşünce adamının görüşlerinin yasaklanması, bir sanat adamının sanatını serbestçe yapmasının engellenmesi kimliğe ağır bir saldırıdır. Bunun gibi bir inanç grubunun inaçlarının gereğini serbestçe yapmaktan alıkonulması, dilin ve kültürün yasaklanması kimliğe ağır saldırıdır ve bunlar ciddi toplumsal çatışmalara yol açar.

Demokratik toplumlar söz konusu farklı kimliklere bir hayat alanı tanıyarak, kişilerin ve farklı kimliklerden grupların bir arada özgürce barış içinde yaşamasını sağlarlar. Böyle bir ortamda farklı kimlikler bir soruna dönüşmez. Nerede gereksiz yasaklar, baskı ve engeller varsa, nerede özgürlük yoksa orada sorunlar yaşanır.

Cinsel kimlik ve kadın sorunu

Günümüzde kadın sorunu da, kadınlara yönelik baskı ve eşitsizliğin ürünüdür. Kadına yönelik söz konusu baskı ve eşitsizlik yüzyıllar içinde ortaya çıktı ve modern zamanlarda değişen koşullar ve gelişen kadın mücadelesi sonucu onlara tanınan pek çok hakka rağmen tümden ortadan kalkmış değil.

Aslında kadın ve erkek kimliği doğanın yarattığı bir durumdur ve doğaldır. Diğer canlılarda olduğu gibi, insanların nesillerini sürdürebilmesi için gereklidir bu. Ayrıca bu iki cins arasındaki ilişki, sevgi ve arkadaşlığın en önemli kaynağıdır. Ne var ki insanlar, başka konularda olduğu gibi bunda da zamanla, sosyal hayatta geliştirdikleri garip ilişkilerle, kadın-erkek arasındaki dengeyi kadının aleyhine bozdular. Kadın toplumsal yaşamda baskı ve sömürünün türlü biçimleriyle yüz yüze kaldı. Bu bozulma erkeklerin yararına görünse de gerçekte insan soyunu önemli bir çelişki ve çatışma ile, önemli bir sorunla yüz yüze bıraktı ve onlara bir bütün olarak mutsuzluk getirdi. Çözümü ise bellidir: Kadınlara karşı her türlü eşitsizliğe son vermek. Bu, gerekli yasal değişikliklerin yanı sıra, insanların anlayış ve ilişkilerinde köklü bir değişikliği gerektiriyor ve bu değişim toplumun gelişmesine, modernleşmesine ve demokratikleşmesine paralel olarak gerçekleşiyor.

Toplumsal sınıflar ve sosyalist kimlik

Sınıfsal kimliğimiz de sözü edilmesi gereken en önemli kimliklerimizden biri. Açık ki böyle bir kimlik ancak sınıflı bir toplumda var olabilir. Uzak geçmişimizde, klan hayatı yaşadığımız komünal dönemde sınıflar yoktu. Klan olarak topluca barınır, topluca avlanır ve kardeşçe bölüşürdük. Ne var ki üretim araçları, teknik ve bilgi geliştikçe biz de değiştik; özel mülk ortaya çıktı; mülk sahipleri ve mülksüzler, zengin ve yoksul halinde ayrıştık. Önce köleci düzen oluştu; güçlüler üretim araçlarına, topraklara ve sürülere el koydular, ötekileri köle haline getirdiler. Bunu feodal dönem (feodal toprak beyleri ve toprağa bağımlı köylüler-serfler), onu kapitalizm (patron-işçi düzeni) izledi.

Diğer bir deyişle bilgi ve teknik gelişti, insanlık sözde uygarlık yolunda çok “ilerledi”;  ama insanlar arasındaki  ilişkiler çok bozuldu, baskı ve haksızlık, eşitsizlik de o oranda arttı...

Zenginler, mülk sahibi sınıflar, bu haksız düzeni sürdürmek için hem bu düzenin doğal olduğuna dair kafamıza nice masallar okudular, hem de bizi susta durdurmak için polis örgütleri, ordular, mahkemeler kurdular, darağaçları, giyotinler ve zindanlar yaptılar...

Bunu nasıl gidereceğiz? Açık ki yine tam bir eşitlikle. Bugün insanlık olarak elimizde var olan, komünal dönemin mızrağı, feodal dönemin sabanı ile kıyas bile kabul etmez dev üretim araçlarıyla herkese yeter barınak, giyim ve beslenme aracını üretebilir ve modern dönemin öteki ihtiyaçlarını karşılayabiliriz. Yoksulluğa tümden son verebiliriz. Gerçekten özgür ve barışçı bir dünya yaratabiliriz.

Bunun yolu ise sömürüye dayanan ve baskıyla korunan bu sisteme son vermek, sınıfsız, sömürüsüz bir sistem kurmaktır. Bu sosyalizmdir.

Böyle bir devrimi başarmak için 19. Yüzyıldan, 1871 Paris Komünü’nden beri mücadele edip duruyoruz. 1917 Ekiminde büyük bir devrim de başardık, Sovyetler Birliği’nde sosyalizmi inşa etmeye çalıştık. Bunu Çin devrimi ve başkaları izledi. İnsanlığın yoksul ve ezilen kesimi olarak büyük umutlara kapıldık. Ne yazık ki bu büyük dalgayı sürdürmeyi başaramadık, ağzımıza gözümüze bulaştırdık. Ne yazık ki insanlık bu adil ve güzel sistemi kurabilecek kadar olgunlaşmamıştı ve geriye döndük...

Sosyalizmin yaşadığı son büyük bunalımdan sonra kapitalistler bayram ediyorlar. Sosyalist uygulamanın kimi yanlışlarını, başarısızlıklarını gerekçe gösterip onu faşizmle bir tutuyorlar. Kendi sistemlerini rakipsiz, zafer kazanmış gibi gösteriyorlar. Bazı liberal aydınlara göre kapitalist toplum insanlara zenginlik getirerek tüm sorunları çözecektir. Bunlar, bilimsel ve teknik devrimdeki kimi değişikliklere bakarak işçi sınıfını bile yok saymaya kadar varıyorlar.

Kapitalistlerin ve onların sözcülerinin bu sevincini ve yaygarasını anlamak zor değil. Onların propaganda mekanizması ise oldukça güçlü. Sosyalist kesimde ise bir yandan yenilginin, bir yandan söz konusu propaganda çarkının etkisiyle moral düşüklüğü gösteren, havlu atan, saf değiştirenler birhayli. Bunun etkileri bizim ülkemizde de görülüyor. Geçmişte sosyalist dalganın kabarmasıyla sosyalist saflara akın edenlerin pek çoğu hızla uzaklaştı.

Kürt toplumunda da başlarda Kürt milliyetçiliği adına sosyalizme karşı gösterilen tepkiler yeniden canlandı. Bu anlayışa göre Kürtler ulusal hakları için çalışmalı, ama sosyalizmin Kürt hareketine bir yararı yok, sosyalizm için harcanan enerji boşuna...

Bunu söyleyenler, Kürtlerin bir kimliğini, ulusal kimliğini öne çıkarmakla kalmıyor, öteki kimlikleri yok ya da önemsiz sayıyorlar.

Ulusal baskı altındaki Kürt halkı için ulusal kimliğin önemini ve bu anlamda özgürlük mücadelesinin önceliğini elbette tartışmıyoruz. Ancak bu kimliğin ve bu mücadelenin önemi, diğer kimlikleri görmezden gelmeyi veya önemsiz saymayı gerektirmiyor. Nasıl ki sınıf sorununu ve sınıf mücadelesini önemsemek, ulusal kimlik sorununu, inanç özgürlüğünü, kadın sorununu ve benzer farklı kimliklerden kaynaklanan hak ve özgürlük taleplerini küçümsemeyi gerektirmiyorsa.

Kürtler de sınıflardan oluşan bir toplumdur, yoksulu zengini, işçisi patronu, toprak ağası topraksızı vardır. Alevi, Yezidi gibi inançları baskı altında olanları vardır. Hâlâ canlı olan feodal ilişkilerin daha da büyüttüğü bir kadın sorunu vardır. Kürt devrimci ve demokratları tüm bu farklı kimliklerin sorunlarına, taleplerine ilgisiz kalamazlar.

Sosyalizm emekçilerin çıkarını savunan dünya görüşü olarak Kürt emekçilerini de ilgilendirir. Bu nedenle bir bölümümüz bilinçli işçi, emekçi, ya da onların dostu aydınlar olarak aynı zamanda sosyalist bir kimlik taşırız. Bu kimliğimiz ulusal kimliğimizle çatışmaz. Kürt ulusunun özgürlüğü için mücadele ederiz, sosyalizm için de.

Sosyalizm, gibi onun uluslararası ilişkilere bakışının bir yanı olan enternasyonalizm de bağımlı ulusların özgürlük mücadelesi ile çelişmez, tam tersine bu mücadeleye uluslararası destek sağlar. İşçilerin, emekçilerin enternasyonalist olmasından değil, olmamasından korkmalı. Şovenizm ulusal düşmanlığı körükler ve halkların özgürlük mücadelesine karşı çıkarken, enternasyonalist işçi hareketi başka ulusların özgürlük mücadelesini destekler. Keşke Türkiye işçi sınıfı yeterince enternasyonalist olabilseydi!

Sosyalizmi bir yana bırakın diyenler ise bilerek ya da bilmeyerek, emek ve sosyalizm karşıtı bir siyaseti izleyenlerdir. Kürt kapitalistlerinin, ağalarının ve onların sofrasından beslenenlerin böyle düşünmesi doğal; ama bu konuda bize akıl vermeye kalkmasınlar.

Biz Kürt sosyalistleri her türlü zulme, sömürüye, ayrıma karşıyız. Tüm kimliklerin özgürlüğünü savunuruz. Bu nedenle biz Kürt toplumundaki gerçek özgürlükçüleriz. Ulusal mücadelede de, kesemizi düşünmeden, en başta fedakârca mücadele etmemizin nedeni budur ve pratigimiz bunu kanıtlıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.