Kemal BURKAY

Kemal BURKAY

Kemal BURKAY
Yazarın Tüm Yazıları >

Kimlik so

A+A-

Alt kimlik-üst kimlik

Geçen yazımda çeşitli kimliklerimizden söz etmiştim.

Kimliklerimizle ilgili olarak “alt kimlik, üst kimlik” biçiminde bir ayrımdan söz edildiğini de sık sık duyarız. Kanımca bu kapsam alanı ile ilgilidir. Örneğin doğum yerimizle, köyümüz ve kentimizle ilgili yöresel kimlik, “ülke”ye göre bir alt kimliktir. Biz Vanlı, Dersimli, Diyarbakırlı, Kamışlılı, Süleymaniyeli veya Senandajlıyız... Ama tüm bu yöreler tarihsel yurdumuzun, Kürdistan’ın birer parçasıdır. Bu geniş ülkede yaşayan Kürtler Müslüman, Yezidi, Hıristiyan; Sünni, Alevi, Kakayi, Feyli olarak irili ufaklı çeşitli din ve mezheplere mensupturlar. Ama üst kimlik Kürt kimliğidir. Kürtçe dil olarak bizi öteki dilleri konuşan uluslardan ayırır. Lehçe olarak Kurmanci, Sorani, Zazaki, Gorani konuşuruz; ama bunlar Kürtçenin birer bölümüdür. Bir bakıma lehçe bir alt kimlik oluşturur.

Öte yandan Türk egemen çevreleri veya onların ideolojik plandaki sözcüleri son zamanlarda bu “alt kimlik-üst kimlik” kavramlarını keyiflerince yorumlayarak, Kürt ulusal kimliğini yok saymanın, Kürtleri Türk alt kimliği kapsamında göstermenin aracı yapmaktalar. Onlara göre Türk kimliği üst kimlik, Kürt kimliği ise alt kimliktir.

Bu tam bir çarpıtmadır. Kürtler ne Türk halkının bir parçasıdır, ne de Türk ulusunun. Arap veya Fars halklarının da bir parçası olmadıkları gibi. Türk kimliği de aynen Kürt kimliği gibi etnik bir kimliktir ve başlıca ayırıcı özelliği de dil farkıdır. Kürtçe Türkçeden, Farçadan ve Arapçadan ayrı bir dildir. Kürtler, adına Kürdistan denen bu ülkede binlerce yıldan beri yaşıyorlar.

Kürt kimliğini Türk ulusal birliği içinde bir alt kimliğe indirmeye çalışanların amaçları bizce bellidir: Bu çevreler yıllar yılı Kürtleri, Kürt dilini ve tarihini yok saydılar, dil ve tarihe ilişkin birtakım zırvalarla Kürtleri belli Türk boylarına bağlamaya çalıştılar. Bu çabalar para etmedi ve Kürt halkının özgürlük mücadelesi karşısında sonunda çöktü. Öyle olunca Kürtlerin varlığını itiraf etmek zorunda kaldılar; ama bu kez de Kürtlerin farklı bir ulus oluşunu kabule yanaşmıyorlar, Kürtlerin ülkesinin adını, Kürdistan’ı bile dillerine almak istemiyorlar. Çünkü Kürtlere, her halkın ve ulusun sahip olduğu eşit ve temel hak ve özgürlükleri tanımak istemiyorlar.

Her iki halk bir arada yaşayacaksa, bunun yolu, bu tür kimlik yorumu cambazlıklarına başvurarak bir halkı ya da ulusu diğerinin altında bir statüye yerleştirmek değil, eşitlik ilkelerine uygun bir çözüm bulmaktır. Bu da federatif çözümdür.

Zazacaya ve Zazalara ilişkin spekülasyonlar 

Son yıllarda Zazacayı ayrı bir dil ve Zazaca konuşanları da ayrı bir halk, ya da ulus sayan görüşler ortaya çıktı. Bu ne ölçüde gerçeği yansıtıyor?

Bu konu son yıllarda zaman zaman tartışma gündemine geliyor. Son olarak yazar Munzur Çem’in, Zazaca’nın Kürtçenin bir lehçesi ve Zazaların da Kürt ulusunun bir parçası olduğunu bilimsel ve tarihi kanıtlarıyla ortaya koyan bir yazısı medyada ve bu arada Dengê Kurdistan’da  yer aldı. Tazelenen bu tartışma nedeniyle ben de bu konuda, kısa da olsa bazı şeyler söyleme gereğini duydum.

Malum, diller de uluslar da uzun tarihi dönemler içinde, belli somut koşulların ürünü olarak ortaya çıktılar. Dünyamızda yüzlerce dil ve ulus var. Diller binyıllar ve yüzyıllar içindeki ayrışmalarla farklılaştılar ve ortaya aynı kökenden gelen birçok bağımsız dil çıktı. Örneğin Hindi-Avrupayi dil ailesi kendi içinde Latin, Cermen, Slav ve İran grupları olarak başlıca dört gruba ayrılır ve bu grupların her biri de birçok dili kapsar. Örneğin Slavca Rusça, Sırpça, Bulgarca, Polonca ve Çekçeyi; İran grubu Farsça, Kürtçe, Belucice, Paştuca ve Tacikçeyi kapsıyor. Türkçe de Ural-Altay dilleri grubundan geliyor; köken olarak Özbekçe, Kırgızca gibi dillerle akraba; ama onlar Türkçeden ayrı ve kendi başına diller.

Zazaca Kürdistan’ın kuzeybatı yörelerinde konuşuluyor (Dersim ve Bingöl yöresinde Muş, Elazığ ve Diyarbakır’ın bazı ilçelerinde). Nüfus olarak belki bir milyon kişi... Bu nüfusun Dersim bölgesindeki kesimi Alevi, diğerleri ise Sünnidir.

Dersim yöresinde Zazaca konuşan kesimin kendi lehçesine verdiği isim bile “Kırmancki”dir ve Kürtçenin en yaygın lehçesi olan “Kurmanci”nin farklı bir lehçeye uyum sağlamış adı gibidir. Kanımca her ikisi de “Kürtçe” anlamındadır ve “Kurd” adından türemiş oldukları bellidir. Dersim’in güney kesiminde (Mazgirt-Pertek) Kurmanci konuşulur, kuzeye düşen kesiminde konuşulan Zazacaya ise bizim yörede “Dımıli” denir.

Zazaca konuşan bu kesim kendisini geçmişten beri hep Kürt saydı, Zazacayı ise Kürtçenin bir parçası. Diğer Kürtler, tarihçiler, yabancılar ve bazı istisnaların dışında gezginler de. Peki nasıl oldu da şimdi bazıları bu tür tezlerle ortaya çıktılar?

Kanımca bu tezler gerçeğe dayanmıyor; ama onları ortaya çıkaran yerel etkenler var. Aynı zamanda bu tür tezleri bilerek üreten, besleyen, yayan dış etkenler var.

Toplumun ekonomik ve sosyal alanda gereği gibi gelişmediği, modernleşemediği koşullarda ulusal ve sınıfsal bilinç zayıf kalırken, aşiretçi, mezhepçi, yöreci eğilimler güçlü olur. Söz konusu bölge tam da bu özellikleri taşıyor. Bu nedenledir ki gerek Dersim yöresinde, gerek Bingöl’de ve Muş’ta aşiretler hâlâ canlıdır. Dersim yöresinin ayrıca Alevi oluşu, onun ulusal harekette Kürdistan’ın geriye kalan ve çoğunluğu Sünni olan bölümleriyle kaynaşmasını zorlaştıran bir etkendir. Mezhepçi kimlik birçok durumda ulusal ve sınıfsal kimliğin önüne çıkabiliyor.

Gerçi 1960’lı ve 1970’li yıllarda genel olarak Alevi Kürtlerin yoğun yaşadığı diğer yörelerde olduğu gibi Dersim yöresinde de Sol hareket gelişti, kitleleri etkiledi. Ama bu dalganın dayandığı güçlü bir işçi tabanı yoktu. Bu nedenle de bölgedeki aşiret ve mezhep yapısına adeta bir sol gömlek oldu; hızla bölündü ve iç çekişmelere sürüklendi. 1990’lı yıllarda sosyalist sistemin çökmesinin ardından ise bölgedeki bu sosyalizm modası söndü; o dönemin “devrimcileri”nin birçoğu yeniden mezhepçi ve yöreci görüşlere sarılır oldular; Alevi derneklerine yöneldiler, kimisi Zazacılığa sarıldı, kimisi yöreciliğe... Bu Dersim yöresinde,  bir “Dersimcilik” kimliği arayışına da yol açtı. Argümanlardan biri farklı inanç, yani Alevilikti. Bu arada yerel lehçeyi, yani Zazacayı da farklı bir dil konumuna çıkarmak için tezler geleştirildi...

Ama bu tür eğilimleri kışkırtan dış etkenlerin rolünü de unutmamalı. Türk devleti mezhep farkını daha Osmanlı döneminden beri kullanıp Kürt birliğini engellemeye çalışmıştı. Cumhuriyet döneminde bu siyaset çok daha planlı şekilde yürütüldü. “Biz Aleviyiz, Kürt değiliz, Horasan’dan gelmişiz, asıl Türk biziz...” tarzındaki uyduruk tezler, Dersim kırımının ardından yoğun şekilde piyasaya sürüldü. Bu işte bizzat Alevi Kürt halkının arasından devşirilen işbirlikçiler kullanıldı. Türk devleti 12 Eylül döneminde Türk-İslam Sentezini devrimci harekete ve aynı zamanda Kürt ulusal hareketine karşı tam gazla devreye koyarken, Aleviler içinde de sistemli bir çalışma yürüttü. Zazacayı ayrı bir dil, Zazaları ayrı bir ulus saymak da devletin Kürt ulusal hareketini bölme, zayıf düşürme planlarına tümüyle uygun düşüyordu.

Böylesine dumanlı bir ortamda, devletin sistemli çabalarıyla ulusal ve sınıfsal bilinçten yoksun, yöreciliğin, mezhepçiliğin dar çerçevesini aşamayan kesimlerin ortak bir noktada buluşması şaşırtıcı değil. Halkın özgürleşmesini isteyen, çağdaş değerleri önde tutan devrimci ve demokrat insanlar için ise yapılacak şey, söz konusu değerlere kararlıca sahip çıkmaktır.

Burada temel ölçü, bir yandan toplumda var olan farklılıklara, farklı kimliklere demokratik ve eşitlikçi yaklaşım, diğer yandan toplumun özgürleşmesi için ortak gücü seferber etmek, bölünüp ufalanmayı engellemektir.

Farkları yok saymak kadar, onların içine hapsolmak da çözüm değil. Unutmamalı ki din ve mezhep bir ülkede alt kimliktir. İnsanlar inançlarının gereğini, başkasına zarar vermeden özgürce yerine getirebilmeli, dillerini özgürce kullanmalı ve buna lehçelerin özgürce kullanılması ve gelişmesi de dahildir.

Yanlış olan bu kimlikleri karşı karşıya koymak ve birini savunma, yüceltme adına ötekini yok saymak ya da tehdit gibi görmektir.

Gelecek yazımda cinsel kimliğe ve sınıf sorununa değineceğim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.