1. YAZARLAR

  2. Davut Hoca

  3. KIBLEYİ ŞAŞMAK
Davut Hoca

Davut Hoca

Yazarın Tüm Yazıları >

KIBLEYİ ŞAŞMAK

A+A-


Şu hayatta, ister insan olsun, ister toplum, ister sistem olsun istikamet herkes ve her şey için hayati bir önem taşır. Bir gemi için rota neyse, bir insan için de istikamet o kadar önemlidir. Rotasız gemi, dere yatağında suya kapılarak öylesine yüzen bir çöp gibidir. Rotasız gemi, rüzgârın esiş yönüne göre yön değiştirir ve istikameti, yeri, yönü hiç belli değildir. Dolayasıyla gideceği menzili de belli değildir, akıbeti de. İnsan da öyledir, bir istikameti, bir kıblesi olmalıdır. Aksi halde hayat onu nereye sürüklerse o da oraya sürüklenir durur.

 

Kıble, dinimizde ehemmiyeti olan bir husustur. Dinin direği olan namazın da en önemli şartlarından biridir kıble. Eğer ki kıble iyi ayarlanmazsa, bu hususta nizam ve intizam sağlanmazsa, bu önemli ibadetin de Allah muhafaza geçerliliği tehlikeye girer. Kıble, istikamet demek, yol demek, yön demektir. Hatta toplumda istikrarsız bir seyir izleyen insanlar, kıblesiz veya kıblesini şaşırmış olarak tarif edilir. İslam’ın ilk yıllarında Müslümanlar, namazda Mescid-i Aksa’ya yönelerek namaz kılıyor, bu da Yahudilerin ileri geri konuşmalarına sebep oluyordu. Müslümanların inançta kendilerini farklı kabul ederken ibadette onlarla aynı istikamete doğru yönelip ibadetlerini yerine getirmeleri, onların eline bir koz verir gibi oluyordu. Mescid-i Aksay’ı adeta sadece kendi uhdelerinde kabul ederek diğer hak dinlerdeki kutsal yerini inkâr ediyorlardı. Hal böyleyken, artık Peygamber(sav)’de bu durumdan bunalmış ve Rabbimizden adeta bu konuda rahatlatıcı bir hamle bekliyordu. Böyle olunca Yaradan kıbleyi Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a çevirdi. “(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.”(Bakara-144)

Kıble, sadece ve sadece namazda yönelinen bir yön, taraf değildir, kıble; her yönüyle kişi ve toplumların yöneldikleri inanç mecrası, yol haritası, yani dindir. Bunu Rabbimiz Kutsal Kitabımızda şöyle ifade etmektedir; “Yemin olsun ki (habibim!) sen ehl-i kitaba her türlü ayeti (mucizeyi) getirsen yine de onlar senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönecek değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman sen hakkı çiğneyenlerden olursun.”(Bakara-145)

İnancımızda Kıble, çok ehemmiyet arz eden bir husustur, hatta Kıble yönü değiştiği an, namazda olan müminlerin hemen o an, yani namaz anında kıblelerini belirlenen yeni kıble tarafına döndükleri rivayet olunur. Bu bize, eğer ki yaşantımızda, bakış açımızda, zihniyetimizde bir eğrilik, bir yamukluk, bir yanlışlık varsa hemen ve derhal, anında düzeltmemiz gerektiği mesajını veriyor. Hal böyleyken bizler hem kişi olarak hem toplum olarak sık sık şöyle geriye doğru bakarak izlediğiniz yolun doğruluğunu, yaşadığımız hayatın niteliğini, izlediğimiz rotanın sıhhatini, takip ettiğimiz istikametin akıbetini gözlemlememiz, değerlendirme yapmamız gerekir. Kıble bizim otokontrol sistemimiz, bizleri eğrilikten, yanlışlıktan muhafaza eden bir ölçüttür.

Kıble, kalbin pusulasıdır. Kalp katılaşır veya sapkınlaşırsa pusula da şaşar ve sapar. Kıble, yön belirleyicisi, bugünkü anlamda bir navigasyon işlevi görür. Kıble şaşarsa, akıbet de hayırdan şerre doğru bir yön alır. Allah, hiçbir toplumu, hiçbir kavmi durup dururken helak etmez, velev ki onlar kıblelerini şaşırmasınlar. İşte o zaman da onların helakini hiçbir güç ne engelleyebilir, ne de geciktirebilir. “Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler (in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik." (A'raf,7/96) Yüce Yaradan, kavimleri, nesilleri halkeder, onlara türlü imkânlar, nimetler verir, ancak buna rağmen o kavimler, nesiller kıblelerini şaştılar mı, o zaman da o akıbet gelip onları bulur. “Onlardan (Mekke halkından) önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkân ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara bol bol yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da günahları sebebiyle onları helak ettik ve arkalarından başka bir nesil var ettik.” (Enam, 6/6)

Gelin tarihte kıbleyi şaşıran topluklardan birkaç örnek üzerinde duralım; Bir kavim ki(Nuh kavmi), Peygamberleri aralarında dokuz yüz elli yıl yaşasın ve onlara sadece Allah’a kulluk etmeyi nasihat etsin ancak onlar bir türlü kıbleyi tutturamayıp Nuh desin Peygamber demesin ve üstelik peygamberleriyle alay etsinler. Artık o malum akıbet de gelip çatar. “Andolsun, biz Nuh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tufan kendilerini yakalayıverdi." (Ankebut, 29/14). Bir kavim ki(Ad kavmi) birçok nimetlere nail olsun, görkemli binalar inşa etsin, şirk ve küfürde ısrar etsin de kıbleyi şaşsın ve kaçınılmaz akıbet…“Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o mutsuz kara günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azabı elbette daha rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez." (Fussilet, 41/16). Bir kavim ki(Semud kavmi) dağları ve taşları oyarak muhkem evler inşa etsin, yazlık ve kışlık konaklar yapsın, bolluk ve refah içerisinde yaşasın, uzun ömürlü bir hayat sürsün, zamanla Hak yoldan saparak şirke düşerek kıbleyi şaşsın ve kaçınılmaz akıbet…“Semûd kavmi, azgınlığı sebebiyle yalanladı, hani onların en bedbaht olanı (fesat çıkarmak için) ileri atılmıştı. Allah’ın Resulü de onlara şöyle demişti: 'Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun.' Fakat onlar, onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onları helak etti ve kendilerini yerle bir etti.” (Şems, 91/13-14). Bir kavim ki(Lut kavmi), hak yoldan sapsın, inkâr ve isyana dalsın, kadınları bırakıp erkeklere yönelsin, homoseksüellik yapmaya başlasın, kıbleyi şaşırsın, ve sonrasında hak ettikleri akıbet…"Elçiler ona, 'Korkma, üzülme, biz seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O geride kalıp helak edilenlerden olacaktır.' Şüphesiz biz, bu memleket halkı üzerine, fasıklık ettiklerinden dolayı gökten bir azap indireceğiz." (Ankebut, 29/33,34). Bir kavim ki(Firavun ve ona tabi olanlar), başlarındaki zalim ilahlık taslayarak bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyor, halkı da onu ilah olarak kabul ederek kıblelerini şaşırmışlardı. Ve böylece her zalim ve ona tabi olanların başına gelenler onların da başına geliyordu…“Bunun üzerine Mûsâ’ya, 'Asan ile denize vur.' diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi. Ötekileri de oraya yaklaştırdık. Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık. Sonra ötekileri suda boğduk.” (Şuara 26/63,66)

Ve işte son perde; "Halkı zulmetmekteyken helak ettiğimiz, böylece duvarları, çökmüş çatılarının üzerine yıkılmış nice memleketler, nice kullanılmaz kuyular, nice muhteşem saraylar vardır." ( Hac, 22/45) İşte böyle, kıblesini şaşırmış kavimlerin sonunu görüyoruz. Bizler de kıblemizi şaşırıp, nefislerimize taparsak, tartıya hile karıştırırsak, iffet, haya, edep değerlerimizi yitirerek şehvet ve sapıklık girdaplarına girersek, dünyevi mal, mülk, makam, rütbe hırsıyla taht ve saraylara taparsak, kendimizi düzeltmeyi bırakıp bizden başka herkesin ayıbını, kusurunu bulup gözlerine gözlerine sokmaya çalışıp üste çıkmaya çalışırsak, grup, cemaat, hizip, sınıf, ırk ayrımcılığı ile vasıflarımıza ilahlık hüviyetleri kazandırmaya çalışırsak, vallahi de billahi de Hac Suresinin 45.ayeti celilesinin muhataplığına düçar olarak yerle bir, rezil kepaze, zillet

içinde tarihin çöplüğünü boylar, cehennemin aday adayları içinde yerimizi alırız. Ahiret meydanında Rabbin huzurundaki halimizi de söylemeye hacet yok sanırım.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.