1. YAZARLAR

  2. Davut Hoca

  3. KENDİNİZİ TEHLİKEYE ATMAYIN
Davut Hoca

Davut Hoca

Yazarın Tüm Yazıları >

KENDİNİZİ TEHLİKEYE ATMAYIN

A+A-

 

           

                  Bizler,  Ümmet olarak Allah Kelamı olan Kur’an-ı Kerimde tesis edilen hükümleri yaşantımıza aksettirmekle mükellefiz. Ancak, şu ahir zamanda İslami hükümlerin yaşanması hususunda oluşan zaafların ve rehavetin oluşturduğu ataletten olsa gerek, bizler Kur’an’ı yaşantımızda pratiğe dökme hususunda çokça zayıfladık. Ümmetin içinde olduğu bölünmüşlük vaziyeti, kendi nefislerimizin ve şeytani güçlerin içimize soktuğu tefrikalar, tüm Ümmete ön ayak olacak, liderlik yapacak şahsiyetlerin de azlığı veya zayıflığı nedeniyle İslami hükümlerin yaşantıya dökülmesi hususunda geriledikçe geriledik, irtifa kaybettik ve hala da kaybediyoruz. Hal böyle olunca Kur’an’da yer alan vahiyleri de içinde yaşadığımız vaziyete göre yorumlar olduk.

Yazının başlığındaki cümleyi okuduğumuzda aklımızdan ilk geçen düşünceler nelerdir? Gelin sesli düşünelim; Bu cümleyi okuduğumuzda hemen ‘aman canınızı tehlikeye atacak şeyler yapmayalım’, ‘arabamızla seyahat halindeyken kendimizi tehlikeye atacak hız ve kural ihlali gibi şeylere dikkat edelim’, ‘malımızı, arabamızı sigortalayalım, kendimizi tehlikeye atmayalım’ ve benzeri şeyler düşünürüz herhâlde. Çünkü, nefsimizin ve dünyaya bağlılığımızın bizde oluşturduğu refleks bu yönde maalesef.  Ancak gelin görün ki Rabbimizin bize bu yöndeki tembihi bambaşka; “Allah yolunda malınızı harcayın da, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın ve hep güzel davranın. Çünkü Allah güzel hareket edenleri sever.”(Bakara/195)Bu âyet-i kerîmenin nüzûl sebebini de beyân eden şu rivâyet, ne kadar ibretlidir;Emevîler devrinde, Allah Rasûlü’nün fetih müjdesine nâil olmak isteyen İslâm ordusu, İstanbul önlerine gelmişti. Ordunun içinde Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri de bulunmaktaydı. Rumlar, arkalarını şehrin surlarına vermiş savaşırlarken, Ensâr’dan bir zât, atını Bizanslıların ortasına kadar sürdü. Bunu gören bir İslâm askeri; “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız!” âyet-i kerîmesinden hareketle ve hayretler içinde:

“–Lâ ilâhe illâllâh! Şuna bakın! Kendini göz göre göre tehlikeye atıyor!” dedi.

Bunun üzerine Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri şöyle dedi:

“–Ey mü’minler! (Yanlış anlaşılmasın!) Bu âyet, biz Ensâr hakkında nâzil oldu. Allah, Peygamberʼine yardım edip dînini gâlip kıldığında biz; ‘Artık mallarımızın başında durup onların ıslâhı ve nemalanmasıyla meşgul olalım.’ demiştik. Bunun üzerine;

‘Allah yolunda infâk ediniz de, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın! Bir de ihsanda bulunun! Zira Allah, (yaptığını en güzel şekilde yapan ve ihsan şuuru ile yaşayan) Muhsinleri sever.’ (Bakara-195) âyetinâzil oldu.

Kendinizi tehlikeye atmayın deyince belki de birçoğumuz, ‘dünyamızı tehlikeye atmayalım’ diye aklından geçirmişizdir. Rabbimiz bu ayetiyle, malımızı O’nun yolunda sarf ederek Ahiretimizi tehlikeye atmamamızı tavsiye ediyor. Bu ayetle ilgili olarak şehid Seyyid KUTUB; ‘Allah yolunda mal harcamaktan kaçınmak hem insan nefsi hesabına cimrilik tehlikesi taşır ve hem de Müslüman cemaati zayıf düşme ve kendini savunamama tehlikesi ile yüz yüze getirir. Özellikle İslâm gibi gönüllülük ilkesine dayanan bir düzen için bu tehlike daha somut bir nitelik taşır.’ Şeklindeki ifadesiyle asıl tehlikeye dikkati çekmektedir. Evet, kendimizi tehlikeye düşürmek, malımızı Allah yolunda sarf etmeyip elimizdeki malı cimrilik ederek Allah yolunda harcamamaktır.

Kur’an’ın buna benzer birçok hükmünü, Allah muhafaza kendi nefsimizin işine geldiği gibi anlıyor ve dolayısıyla bu yönde hareket ediyoruz. Hâlbuki Hz. Peygamber, Allah kelamının bir uygulayıcısı olarak önümüzde en güzel örneklik olarak duruyor. Olduğumuz gibi görünmedik,  göründüğümüz gibi de olamadık. Artık birçok hususta alışkanlıklarımız yaşantımıza dönüştü. Kur’an ile olan irtibatımız, meşguliyetimiz, mesaimiz, ilgimiz azaldıkça, kendimize göre bir yol tutturduk ve öyle de gidiyoruz. Nitekim DİN kelimesinin karşılığı da YOL’ dur. Yani çizdiğimiz yolumuz, yaşadığımız dinimiz olmuş oluyor.

Bir konuya ilgimiz yoksa o konuda bilgimiz de yok demektir. Çünkü bilginin öncelikli şartı ilgidir. İlgilenmek; dert etmek, takip etmek, kabullenmek demektir. Hayat kitabımız Kur’an ile ilgilenmek, mesai harcamak,  öğrenmek ve nihayetinde öğrendiklerimizi de yaşamak zorundayız. Ve böylelikle Kur’an’ı zikir boyutuyla birlikte fikir boyutuyla da amele dönüştürmemiz yani teorik boyuttan pratik boyuta taşımamız gerekir. Hayatımızın tüm kesimlerinde, yaşantımızın tüm boyutlarında Kur’an ile hemhal olmalıyız. Kur’an ile hemhal olmak, onunla meşgul olmak, Hak ile meşgul olmak demektir. İmam Şafinin dediği gibi “Sen nefsini hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni işgâl eder.”İşgale uğramamanın yolu Hak ile meşgul olmaktır. Yüce Kitabımız da bizim Haktan yana olmamızı, Hakkı tutmamızı, Hakkı yaşamamızı, Hakkı tavsiye etmemizi emretmektedir. Asr Suresinde; “Asra yemin olsun ki, İnsan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, Salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.” Buyurularak hakkı tavsiye etmeyenlerin ziyanda oldukları apaçık beyan edilmektedir. Rabbim bizi Haktan yana olup ziyankârlardan eylemesin inşallah.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.