1. YAZARLAR

  2. Cevdet IŞIK

  3. KENDİNİ FEDA ETMEK
Cevdet IŞIK

Cevdet IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

KENDİNİ FEDA ETMEK

A+A-

 

Bir insanın kendini feda etmesi fevkalade bir durumdur.

İnsan kendisini feda edince ne yapmış olur?

Canını vermiş olur, hayatından vazgeçmiş olur, bütün yaşamsal imkânlarını elinin tersiyle itmiş olur.

Sürüp gitmekte olan hayata baktığımız zaman, yapılmakta olanın bir alış verişten farklı bir şey olmadığına tanıklık ederiz.

İnsan doğal olarak, yaptığı alış verişte hep kâr hanesine bir şeyler eklemek ister. Hiçbir kimse yaptığı alış verişte zarar etmek istemez.

Bunlar hayatın doğal seyrinde var olan, hayatı hayat kılan doğal temayüllerdir. İnsanın bu doğal temayüller dışına çıkması, bir nevi hayatı anlamsız hale getirmesi demektir.

Burada ‘anlam’ kelimesine dikkatinizi çekmek isterim.

Olumlu olumsuz bütün formlarıyla ‘anlam’ kelimesi hayatın, diri olmanın yani eylemselliğin mihenk taşı gibidir.

Her insan, hayatını yaşarken, bazı gerekçelere sahip olarak hayatını yaşar. İnsanın hayatsal faaliyetlerine gerekçe teşkil eden, bütün iş ve oluşlara dayanak olan, temelini anlamın oluşturduğu dinamikler söz konusudur.

İnsan bir şey yaparken, anlamlandırarak veya anlamına vararak yapar. Eğer bu böyle değilse, o zaman insan için, insan olarak hayatı yaşamak mümkün olmaz. Burada hayatı yaşarken refleks haline gelmiş alışkanlıklardan söz etmiyorum. Bu başka bir konudur.

İnsanın insan olarak varlık sahnesinde yer alması için, bir özne özerkliğine sahip olması gerekir.

İnsanın özne özerkliğine sahip olması demek, tek başına ve kendi kararıyla bir anlam dairesinde bulunması yani sahip olduğu yetenekleri kullanarak eylemselliğini gerçekleştirmesi demektir.

Özne özerkliğine sahip olmayan kimselerin kendilerini gerçekleştirmesi beklenmemelidir.

İnsanın kendisini gerçekleştirmesi, hayatın sürüp giden akışında söz/ses sahibi olmayı gerektirir. Bu, insanın konuşabilmesi, baktığı yerden gördüklerini dile getirmesi ve olumlu veya olumsuz değerlendirmelerde bulunması anlamına gelmektedir.

Kendini feda etme eylemi, hayatın tecimsel yapısına göre değerlendirilebilir bir durumdur. İnsan kendisini feda etmek suretiyle çok kârlı bir alış verişi gerçekleştirdiğini düşünebilir. Genelde insanlar için savaşları anlamlı kılanın ne olduğuna baktığımızda, gerekçelerin önemli kısmını, insanın öldükten sonra sahip olacağını düşündüğü cennetin oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Her insan için sahip olduğu paradigmaya paralel olarak, kendini feda etmenin anlam ve gerekçeleri farklı farklı olabilir.

Müslüman için kendini feda etmek ne anlama gelir?

Bu konuya ışık tutan bir açıklamayı İslam Deklarasyonu kitabında Aliya İzetbegoviç çok çarpıcı bir şekilde dile getirmiş:

“Bir Müslüman’ın, adı ne olursa olsun, bir imparator ya da hükümdar uğruna, ya da bir ulusun, bir partinin veya benzer bir yapının uğruna kendini feda etmesi düşünülemez.”

Bu ifadeyi bugüne uyarlarsak şu sonuçlara varabiliriz: Müslüman, bir devlet veya bir devlet başkanı için kendini feda edemez. Ayrıca bir millet, bir parti veya cemaat için kendini feda etmesi düşünülemez.

İzetbegoviç yukarıdaki ifadenin devamında gerekçe olarak şu ifadelere yer veriyor: “Çünkü İslam’ın en güçlü sevk-i tabiiyyesi ile bir Müslüman, bunların bir çeşit tanrıtanımazlık ve putperestlik olduğunu görür.” İfadenin keskinliğine bakar mısınız?

Burada tanrıtanımazlık ve putperestlik olarak tanımlanan durumlara dikkat etmek gerekir. Bütün bir mesaimizi harcadığımız, vazgeçilmez olarak düşündüğümüz birçok nazari ve fiili durumu, söz konusu bu yargı çerçevesinde değerlendirmek, birçok açıdan ufuk açıcı olacaktır.

Peki, Müslüman’ın kendisini feda etmeye veya canını vermesine sebep olacak bir gerekçe söz konusu olabilir mi? Aliya İzetbegoviç bu soruya cevap olarak şunu zikretmektedir: “Müslüman sadece Allah’ın adıyla ve İslam’ın şanı için can verebilir.” (s.22)

“İslam’ın şanı” ibaresi hakkında şunu söylemeden geçemeyeceğim: İslam, özü itibariyle, yani hem Allah’tan olması ve hem de hakikatin ifadesi olması itibariyle şanı yüce olan bir dindir.

İnsanlar, İslam’ın sınırlarına riayet ederek şanlarını yüceltme imkânına sahip olurlar. Şayet hiçbir kimse İslam’ın belirlediği sınırlara uymasa bile, İslam’ın şanından herhangi bir eksilme olmaz.

Yaşamsal bütün imkânların –bir tasarruf mekânı olarak bu dünya ile sadece dünya hayatıyla sınırlı bir zaman için- kullanımı da kendini feda etme kapsamında değerlendirilebilir. Bu açıdan Müslümanların durumunun neye tekabül ettiğine baktığımızda, ne yazık ki önümüzde duran tablo, bir facia ve bir hezimet tablosudur.

“Herkes seküler hedefler için çalışıp didinirken ben neden çalışmayayım” anlayışıyla girilen yolda Müslümanlar sadece kendilerine değil, aynı zamanda İslam’ın da insanlardaki algısına darbe indirdiklerinin farkında değiller.

Müslümanların bugün yaşadığı çok büyük ve çok önemli iki eksiklik söz konusudur: Kur’an, mükerrer olarak düşünmeye, aklını kullanmaya, tefekküre vurgu yaparken, bugün Müslümanlar bundan uzaklaşmışlardır. Bir diğer eksiklik ise Kur’an’ın ufuk açıcı değerlerine yabancılaşmaktır.

Bu iki eksiklik Müslümanların kimyasının bozulmasına sebep olmuştur. Söz konusu eksikliklerin giderilmesi için, bütün imkânları seferber etme bakımından, kendini feda etme bilinciyle, bir yeniden düşünüp taşınma eylemliliğine girişmek, sorumlulukların en önde gelenidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.