1. YAZARLAR

  2. Zeki SAVAŞ

  3. Kendinden Menkul Meşruiyet
Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Kendinden Menkul Meşruiyet

A+A-

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un 14 Nisan tarihinde Harp akademilerinde yaptığı konuşma ile 29 Nisan’da gerçekleştirdiği basın toplantısındaki konuşmaları, Türkiye’de Cumhuriyetin bidayetinden beri var olan temel bir problemin değişmediğini gösteriyor.

Türkiye’nin en temel problemlerinden biri, ülkenin genel siyasetlerini tayin etme hakkını askerin kendinde görmesi ve bu görüşe göre hareket etmesidir.

Genelkurmay Başkanı Başbuğ, her iki toplantıda da ülkenin iç ve dış genel siyasetlerine ilişkin görüşlerini amirane bir tarzda beyan etmiştir.

Türkiye’nin anayasasından haberi olmayan biri, genelkurmay başkanlarının konuşmalarını dinlese, anayasada ülkenin külli siyasetlerini belirleme hakkının Genelkurmay Başkanlığı’na verildiğini belirleyen bir anayasa maddesinin olduğu sonucuna ulaşır. Bir kurum ve o kurumun başındaki insan, ancak anayasanın kendisine verdiği bir hakkı bu kadar rahat kullanabilir.

Asker bu hakkı nereden alıyor?

Kim onlara ülkenin genel siyasetlerini tayın etme hakkını vermiş?

Ülkenin iç ve dış siyasetlerine ilişkin temel kriterleri belirleme hakkını nereden alıyorlar?

Genelkurmay başkanlarının, geçmiş yıllarda da defalarca cumhurbaşkanı, başbakan, hükümet üyeleri ve milletvekillerinin gözlerinin içine baka baka iç ve dış siyasetlerle ilgili kırmızı çizgileri alt kademelerdeki askerlere emir verircesine yüksek ses ve asabiyetle açıklayan konuşmalarına bu ülkede herkes tanık olmuştur.

Asker bu hakkı, bu cesareti nereden alır?

Siyasi iradeyi temsil edenleri azarlayan, uyaran, yönlendiren ve Milli Güvenlik Konseyinde onlara adeta emirler dikte eden asker türüne dünyanın kaç ülkesinde rastlanır?

 Askerin, siyasete müdahalesinin meşruiyet kaynağı nedir?

Referandum yoluyla milletten böyle bir vekalet mi almışlar?

Meşruiyetlerinin temeli ne intihabidir ne de intisabi.

Meşruiyetlerinin temeli beşeri midir ilahi mi? İlahi ise(!) bunu biz de bilelim. Beşeri ise, niteliğini açıklasınlar.

Açıklayabiliyorlarsa, kendi konumlarını cumhuriyet ve demokrasi içinde açıklasınlar, millet de anlasın.

Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince, yanlışlık sonuna kadar devam eder diye anlamlı bir söz vardır. Cumhuriyet kurulduğunda, cumhuriyetin temel ilkeleri belirlendiğinde, Hilafet kaldırıldığında ve tüm köklü ve esaslı değişimler yapıldığında referandum yoluyla adı geçen konuların hiç birinde milletin görüşüne baş vurulmadı, millet iradesi önemsenmedi. Cumhuriyetin teşkili ve istikrarı yıllarında inisiyatifi elinde tutan askerler, hiçbir zaman meşruiyetlerini milletten alma gibi bir kaygı taşımadılar.

Askerin meşruiyeti, kendinden menkuldür. Başından beri böyle hareket edildi. İlk düğme böyle iliklendi. Yolun sonuna kadar da bu yanlışta ısrar edilmek isteniyor.

Ülkenin külli siyasetlerini belirleme hakkını kendinde gören ve bu hakkın meşruiyeti de kendinden menkul olan bir ordu, darbe de yapar, postmodern darbe de yapar, başbakan da idam eder, meclisi de fesheder, Ergenekon diye bir örgüt de kurar, elindeki silahların bir kısmını bu örgüte de verir, yargısız infaz da yapar ve kimseye hesap verme ihtiyacı da duymaz.

Eğer Ergenekon soruşturması sırasında ortaya çıkan silahların yüzde biri ve askere karşı bir darbe planına işaret eden birkaç belge, örneğin hükümetle veya  ordu dışındaki bir kurumla ya da herhangi bir sivil toplum kuruluşuyla  bağlantılı bir örgütte ele geçseydi, o zaman hepimiz askerin nasıl aslan kesildiğini görecektik. Tehditler, baskılar, infazlar, darbeler birbirini izlerdi.

Ergenekon silahları ordudan çıkmıştır ve bir kısmı da bizzat ordu mensuplarına ait yerlerde bulunmuştur. General rütbesinden en alt düzeye kadar her kademeden ordu mensubu bu işin içinde yer almıştır.

 Orduda her subayın  belirlenmiş yetkileri vardır. Her subay, kendisi için belirlenmiş alanın dışında bir üstünün izni olmadan hiçbir adım atamaz. Generaller dahil, hiçbir subay üstünün emri olmadan orduya ait bu kadar silahı dışarı çıkaramaz. Emir komuta zinciri içerisinde bu iş, genelkurmay başkanına dayanır. Artık onun üstü yoktur. Genelkurmay başkanlarının yazılı, sözlü veya zımni onayı olmadan hiçbir general bu kadar silahı depolardan çıkaramaz, bu denli bir örgütlenmeye gidemez. Askerlik yapan herkes bunu bilir. Hepimiz bu gerçeği biliriz. Genelkurmay başkanları ise, bizden daha iyi bilir askeri disiplinin ve hiyerarşinin ne anlama geldiğini. Durum böyle iken, Genelkurmay Başkanı’nın basının karşısına çıkıp silahların kendilerine ait olmadığını, darbe planlarından habersiz olduklarını söylemesi, hesap vermeye yanaşmadıkları anlamına gelir.

Ortaya çıkan bilgi ve belgeler, Ergenekon örgütünün İsmail Karadayı ve Hüseyin Kıvrıkoğlu dönemlerinde şekillendiği ve palazlandığını göstermektedir. Bu iki emekli Genelkurmay Başkanının Ergenekon savcılarına ifade vermesi gerekir. Konuya ilişkin olarak sorgulanmaları gerekir. Ne ki, fiili Genel Kurmay Başkanı Başbuğ’un İstanbul’daki toplantıya adı geçen her iki genelkurmay başkanını çağırarak sahiplenmesi, onların sorgulanmasının yolunu en azından şimdilik kapatmıştır.

Genelkurmay, ordu üzerindeki yetkisinin bir benzerini, dolaylısını siyaset üzerinde uygulamıştır ve uygulamaya devam etmek istiyor. Siyasi iradenin başı gibi davranıyor.Bu yanlış ve tehlikeli yönetim anlayışı, anayasal değişiklikle kökten ve tekrarı mümkün olmayacak şekilde ortadan kaldırılmalıdır. Ordu, mutlak surette siyasetin dışında ve kendi kışlasında tutulmalı, siyasete müdahalesinin, cezai müyyidesi olmalıdır.

Kısa bir süre önce, Japonya’da genelkurmay başkanının dış politikaya ilişkin bir konuda, hükümetin siyasetine aykırı bir açıklama yapması üzerine savunma bakanı tarafından hemen görevden alındığını gazetelerde okumuştum.

Doğuda da Batıda da askerin siyasete ilişkin bir açıklama yapması, onların görevden alınmasıyla sonuçlanır. Bizde ise siyasi iradeyi temsil edenleri azarlayan askerler, terfi ettirilir.

Sahi Türkiye’de askeri saltanat rejimi mi var? Değilse, olup bitenlerin siyaset bilimi açısından izahı nedir?

Türkiye’de siyasetin terakkisini, düşüncenin tekamülünü, millet iradesinin gerçek manada siyasete yansımasını, milletin barındırdığı farklılıkların rüşdünü, dilden dine milletin sahiplendiği değerlerin hayatiyet bulmasını isteyen herkesin kararlı ve sürekli bir biçimde bu temel sorunun esastan çözümü konusunda taleplerini eylemleriyle birlikte gündemde tutmaları, taşıdıkları sorumluluğun gereğidir.

fitrat

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.