1. YAZARLAR

  2. Alper GÖRMÜŞ

  3. Kendi gayretlerinin semeresine neden küsüyorlar?
Alper GÖRMÜŞ

Alper GÖRMÜŞ

Alper GÖRMÜŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Kendi gayretlerinin semeresine neden küsüyorlar?

A+A-

Salı günü, Türkiye siyasi kültürünün (özellikle de muhalefet kültürünün) bir parçasını oluşturduğunu düşündüğüm bir davranış modelini ele almıştım...

“Kendi gayretinin başarısına (semeresine) küsmek” diye tanımladığım bu davranış modelinde, yıllar boyunca belirli siyasi taleplerle zorlu mücadeleler yürüten siyasi hareketler, o taleplerin siyasi iktidarlarca kabul görmesinden itibaren onlardan soğumaya başlıyorlardı.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi MYK üyesi Ferdan Ergut, son demokratikleşme paketi karşısında sol’un böyle davrandığını savunmuş, bana da ilham kaynağı olmuştu.

Hatırlayacaksınız, ben de, demokratikleşme paketindeki bazı maddeler için uzun yıllardır etkili bir mücadele yürüten bazı liberallerin paket karşısındaki yok sayıcı, önemsizleştirici, küçümseyici tavırlarının aynı davranış modelinin bir başka vechesini oluşturduğunu savunmuştum.

Bugünkü yazıda, siyasetteki bu “ebelik ettiği çocuğu inkâr etme” tutumunun altında nasıl bir ruh halinin yattığını irdelemeye çalışacağımı söylemiştim… Şimdi sıra ona geldi.

***

Ferdan Ergut, sol’daki bu ruh halini önceleri sol’un iktidarı görme biçimiyle (iktidar değerlendirmesiyle) açıkladığını, fakat bir süredir bu hali bizzat sol’un kendi kendisini görme, kendi kendisini algılama biçimiyle açıklamaya çalışmanın daha doğru olabileceğini düşünmeye başladığını yazıyor.

Ergut’un artık yetersiz bulduğu açıklama tarzı, “marazi” dediği bir muhalefet biçiminde ifadesini buluyor. O da şu:

“(…) Bu iktidarın yaptığı hiçbir şeyi onaylayan pozisyonda olamayız; her ne yaparsa yapsın direnmeli; direnmenin mantıksız olacağı durumlar ortaya çıktığında da -en son paket meselesindeki gibi- olup bitenin aslında iktidarın göz boyamasından ibaret olduğunu halka anlatmalıyız.”

Ergut, “daha açıklayıcı” dediği yeni önermesini ise sol’u derin bir biçimde etkisi altına aldığını düşündüğü “yenilgici zihniyet”e dayandırıyor. Ergut’a göre, “hiçbir ciddi başarı hikâyesi olmayan” sol bu nedenle çok derin bir özgüvensizlik peydahlamıştı ve “özgüveni bu kadar düşük bir politik öznenin akıp giden hayata müdahale etmesine imkân (yok)”tu.

Ergut’a göre, bu derin özgüvensizlik “söylenen ama söylemeyen”, “olur’ları değil olmaz’ları söyleyen” bir sol “siyaset” üretiyordu.

***

Sol’daki, kendi başarısını bile sahiplenmemeye varan “sonuna kadar negatif muhalefet” tarzının Ferdan Ergut’un işaret ettiği “özgüvensizlik”le bağlantılı olduğuna ben de inanıyorum. Fakat Ergut’a, bir önceki önermesini de o kadar kolayına harcamamasını tavsiye ediyorum; o da çok şeyi açıklıyor.

Hatırlayın, 3 Kasım 2002 seçimlerinden hemen sonra planlanan ve yıllar sonra açığa çıkartılan darbe girişimleri, bazı kesimlerde “daha programı bile açıklanmamış hükümete karşı darbe mi planlanırmış” mugalatalarına yol açmıştı.

Oysa biz biliyoruz ki, darbe planları hükümetin yapıp ettikleriyle değil, kimliğiyle ilgiliydi.

Türkiye’de seçim gününden itibaren iktidarda bir “düşman”ın oturduğuna, dolayısıyla da iktidarın (“düşman”ın) her yaptığına karşı çıkılması gerektiğine inanan milyonlarca insan var. (“Düşman”ın bazı uygulamalarının “iyi” olduğu düşünülebilir mi?)

Başlangıçta sosyalist sol bu çizgiye dahil değildi, sonradan eklemlendi ve adım adım bugünkü “kategorik ret”çi noktasına geldi.

Perşembe günü, bu hikâyenin başlangıç ve olgunlaşma safhalarını hatırlatan son bir yazı daha kaleme alacağım. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.