1. YAZARLAR

  2. Ufuk Coşkun

  3. Kemalizm'in Direnişi
Ufuk Coşkun

Ufuk Coşkun

SivilDüşünce
Yazarın Tüm Yazıları >

Kemalizm'in Direnişi

A+A-

     Çevreci bir duyarlılıkla başlayan / başlatılan eylemler gerek içerideki ve gerekse dışarıdaki provakotörlerin de yönlendirmesiyle kontrolden çıkarak sivil hükümet aleyhtarlığına dönmüş durumda. Bu olayı birtakım katı ideolojik tavırdaki insanların ve bir kısım medyanın körüklediği de gözden kaçmamaktadır. Organize olmuş bu kesim hem attığı sloganlarla hem halk otobüsleri başta olmak üzere çevreye verdikleri zararlarla hem de dezenformasyon yöntemiyle kitleleri manipüle etmektedirler. Gezi Park olayları çerçevesinde dünya basınında üst üste dört seçim kazanmış legal bir hükümet aleyhine yayınlar yapılmakta. AK Parti hükümetinin başbakanı diktatör olarak takdim edildi kamuoyuna.

     CNN International savaş muhabirini Taksim'e göndererek canlı yayın yaptırdı. Keza ABD: FOX, ABC, New York Times, Washington Times, Washington Post, Boston Globe İngiltere: BBC, The Guardian, The Times, The Telegraph, Daily Mail, Financial Times, The Independent, The Observer, Daily Mirror, The Sun İtalya: Corriere Della Sera, La Stampa, RAİ1 Almanya: BİLD, ZDF, RTL, Allgemeine Zeitung, Berliner Morgenpost Fransa: TF1, Le Figaro, Le Monde, Liberation İspanya: El Pais, ABC Spain Norveç: Dagbladet, NationenDanimarka: Politiken  Belçika: De Standaard gibi yayın organlarına bakıldığında Türkiye'deki olayların çarpıtılarak verildiğine şahit olduk. Hatta Kanada'da NDP milletvekili Jamie Nicholls Mustafa Kemal'in bir sözünü kürsüden okuyup eylemcilere destek verdiğini ifade etti vs.

     YIPRATMA OPERASYONU

     Kürtler'le 30 yıla varan çatışmada bırakınız üslubu, işkenceleri, asimilasyon politikalarını, inkârları vs sorun olarak görmeyen bir kesim nasıl olduysa Gezi Parkı projesi başta olmak üzere 3.Köprü adı, alkol, üç çocuk vs. gibi birtakım düzenlemelerde başbakanın üslubunu ülkenin en ciddi sorunu olarak kamuoyuna takdim etmekte ve onu diktatör ilan etmektedir. Üstelik bu konularla ilgili herhangi bir yasal zorlama ve bir politika yok iken. Aynı zamanda 28 Şubat görüntülerini hatırlatan bir takım gösteriler ve o dönemin figüranlarını aratmayan şahısların piyasada etkin bir şekilde yer ettiğini görmekteyiz. Ve yine o dönemde olduğu gibi bu sefer de Taksim üzerinden benzer bir mahalle baskısı yaratıldığına tanıklık ediyoruz. Taksim eylemcilerine laf eden, eleştiren ve eylem biçimlerini yadsıyan kesimler çok ama çok ağır biçimde  hakaret edilmekte ve hemen o anda psikolojik baskıya maruz bırakılmaktadır.

     Özellikle bu dönem Sayın Erdoğan'ı eleştirmeyenler, onun yanında yer alanlar kukla, satılmış, uysal, itaatkâr, zalim sultana başkaldırmayan dilsiz şeytanlar olarak yaftalanmakta fakat ona küfredenler, diktatör, zalim sultan olarak görenler, haykıranlar ve onu hemen istifaya çağıranlar neredeyse birer kahramana dönüştürülmekte. Hatta hiçbir toplumsal meşruiyeti olmamasına rağmen oluşturulan bir platformun  buyurgan bir tavırla sunduğu öneriler alkışlanmakta ve bunun bir zafer olduğu takdim edilmektedir. Hatta bir yazar sokaklarda olan biten çatışmaları  romantik bir devrimci edasıyla bunun bir halk direnişi olduğunu ve halkın bu zaferi kazandığını artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını sanatsal bir dille anlatmaya çalışıyordu. Bir taraftan sevgilisiyle el ele tutuşan apolitik bir gençlik diğer taraftan onlara namaz kıldıran kuran okuyan ve zalim sultana karşı cihada çağıran bir imam diğer taraftan da  şehrin sokaklarına bol küfürlü 'diktatör Tayyip istifa!' yazanlar ve tüm bunlar yaşanırken The Economist'in seçimle iş başına gelen bir başbakanı padişah olarak manşete çekmesi ve BBC başta olmak üzere bir kısım dünya basınında Tayyip Erdoğan'ın diktatör olduğunun işlenmesi, yazarlar, sanatçılar, ajanlar, biber gazları, çanak çömlekçiler, ritüeller vs… Şimdi gelin de buradan romantik bir ortam çıkarınız. Çıkmaz, çünkü bu ortam bir kısım çevreci duyarlılığı olan saf ve temiz niyetli insanlar hariç çok boyutlu, çetrefilli, kirli ve samimiyetsiz bir ortam. Referandum kararına bile anında olumsuz yanıt veren, kendilerini ülkenin sahibi ve halkın sözcüsü gibi gören buyurgan elit bir kesim var karşımızda.

     MUHALEFET EKSİĞİ

     Zalim sultana başkaldıran, akabinde daha özgürlükçü ve demokratik bir ülke adına eylemde bulunanların elinde Alevi, Kürt, başörtüsü, eğitim sorunları başta olmak üzere bu ülkede yaşayan hemen her kesim adına üstelik  hemen şimdi  diyebilecekleri daha özgürlükçü bir anayasa talebi olsaydı  eğer buradaki netliği ve samimiyeti belki bugün daha iyi tahlil edebilirdik. Ama ne yazık ki bu tür talepler yok. Egemen Bağış iyi niyetiyle olsa gerek bu tür olayların kökeninde kaliteli bir muhalefetin olmadığını gördüğü için onlara buradan yeni bir muhalefet partisi oluşturmalarını teklif etti. Bir müddet sonra da Çapulcular Partisi kuruldu. Bilindiği gibi diktatörlükle yönetilen ülkelerde çok renkli ve çeşitli bir muhalefet önerisi yapılmaz ve buna tahammül edilmez. Bana kalırsa buradan  insan, ahlak ve vidan merkezli, ellerinde projeleri olan yen bir muhalefetin doğması gerekir. Aksi takdirde Taksim platformu gibi toplumsal meşruiyeti olmayan sıradan derneklerin buyurgan tavırlarıyla bu iş götürülemez. 

     Taksim olayları masumane bir niyetle ortaya çıkmış olsa bile gelinen noktada bu masumiyetten çıktığını ve bir iktidar savaşına dönüştüğünü görmekteyiz. Bunu Kemalizm'in muhtemel tasfiyesine karşı geliştirilen bir direnç ve Kemalizm'in mevzi kazanma manevrası olarak okumakta mümkün. Sanki önceden psikolojik ve siyasal algısı oluşturulmuş uluslararası boyutu da olan bir operasyonun hayata geçirildiğini tanıklık etmekteyiz. Ancak ne olursa olsun bu durumda iktidarlar eleştirilmemeli mi? İktidarlar muhakkak eleştirilmeli, hizaya sokulmalı ve  devlet aygıtının kutsallıktan arındırılıp piyasadan elini çekmesi adına tüm eleştiriler ve öneriler paylaşılmalıdır. Ne var ki bunun yolu, yöntemi bu 'dil' değil. Bu yapılmıyor. Çünkü burada mesele başbakanın üslubu değildir mesele başbakanın gözünün üstünde kaşının olması meselesidir. Bu yüzden bağcıyı dövme derdine düşülmüştür. Kimse iktidarlar değişse bile yetkileri arttırılmış ve kutsallık atfedilmiş bu devlet aygıtının insan nesline uğratacağı mağduriyetleri hesap edememektedir. Herkes sisteme değil tek bir kişiye odaklanmış o da; hedefteki başbakandır. İnsanlar eski rejimin geçmiş başbakanların başına neler getirdiğini bildikleri için Anadolu'da kullanan yaygın bir tabirle 'yedirtmeyiz' diye haykırmaktadırlar ki bu durumda çok haklıdırlar.

     Son günlerde bazı aydınlar sanki olaylar bitmiş gibi bu hadiseden çıkan dersleri yazmakta. Burada artık şöyle ders aldık ya da almalıyız demek yerine hemen acilen bu sürecin bir an evvel sonlandırılmasını, ateşe benzinle gidilmemesini ve tüm dikkatlerin yeni anayasaya ve barış sürecine çekilmesini önermek gerekir. Kısacası ülkenin öncelikli gündemi yeni anayasa ve özgürlükler olmalıdır.

     YENİ ŞAFAK

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.