1. HABERLER

  2. MAKALELER

  3. Kayıtsız kalamayız
Kayıtsız kalamayız

Kayıtsız kalamayız

Makale...

A+A-

                                                                                                           - Atasoy Müftüoğlu -


Kendilerini tamamlayamayan, gerçekleştiremeyen Bireyler ve toplumlar, başkası olmaya, başkası tarafından yönlendirilmeye elverişli hale gelirler. Kendisi olamamak hem bireyleri, hem de toplumları, güçsüzleştirir, bunaltır, yalnızlaştırır ve sorunlu hale getirir.

Kendisi olan bireyler ya da toplumlar, kendi inançlarından ve düşüncelerinden vazgeçmeksizin, bu inanç ve düşünceleri terk etmeksizin, başkalarıyla ilişki kurabilir, yardım kısabil ir, kendilerini en güzel yollarla anlatabilirler. Bireylerin ya da toplumların kendilerini açıklıkla anlatabilmeleri ve genel anlamda ilişkiler geliştirebilmeleri için, başkalarına dönüşecek şekilde yabancılaşmaları gerekmez. Gerek bireylerin ve gerekse toplumların, kendi hayatlarını, kendi inançlarım, kendi düşünceleri ve eylemleriyle anlamlı kılma, düzenleme ve yönetme haktan hiçbir gerekçeyle kısıtlananlar. Bireylerin ve toplumların var oluşlarını anlamlı ve özgür kılabilmeleri, hayatın kendisi haline gelmiş, hayatın kalbi olmuş inançlar ve düşüncelerle sağlanabilir, inançlarımızla, düşüncelerimizle bir hayat tarzı üretemiyor, inşa edemiyorsak, sahip olduğumuzu iddia elliğimiz inanç ve düşüncelerin hayali bir içeriği yok demektir. Bir inancı, bir Düşünceyi gereği gibi temsil etmek ve yaşatmak, söz ve yazı ile olmaktan çok, anlamlı davranışlarla, anlamlı ilişkilerle, anlamlı inşa'larla, anlamlı eylemlerle mümkün olabilir. Anlamlı davranışlar, ilişkiler ve eylemler gerçekleştirilmediği takdirde. İçerisinde yaşadığımız dönemin kültürel havasını, sosyal ve toplumsal havasını değiştirenleyiz. Toplumsal, sosyal ve kültürel havayı dönüştürme yeteneği bulunmayan bir anlayış/zihniyet, siyasal havayı hiçbir şekilde dönüştüremez. Yeni bir siyasal dil ve tarz, yeni bir siyasal hayat ve ilkeler sistemi, yeni bir siyasal teoriyle kurulabilir. Hayati daha iyi/daha güzel bir şekilde yeniden kurabilmek için, sistemli ve tutarlı bir hayata ve var oluş tarzına, inanan/düşünen aklın, içtenlikle yaşayan kalbin uyanışına ihtiyacımız var. Yalnızca yararcı davranışların, ilişkilerin tek belirleyici olduğu bir hayat ve dünya, kaba ve bayağı bir dünyadır. Bütün ilişkilerin merkezinde kar-zarar hesaplarının yapıldığı bir hayata katlanmak, ahlaken yok olmak anlamına gelir. İçerisinden geçtiğimiz tarihsel dönemde insanımız, dünyanın her yerinde sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal adaletsizlikler ve bunalımlar yaşıyor. Bu adaletsizlikler ve bunalımlar egemen sömürgeci iradenin bir ürünüdür. Bugünün dünyası gerçek anlamda uygar bir dünya olsaydı, İslam ve Müslümanlarla ilgili olarak dışlayıcı ve faşizan bir dilin kullanılmasına müsamaha gösterilmezdi. Bugünün dünyası, Müslümanların duyularına ve acılarına kapalı bir dünyadır. Bugünün dünyasında İslam ve Müslümanlar söz konusu olduğunda, yalnızca tahakkümü esas alan bir ilişki biçimi sergilenmekledir. Hiçbir politika, hiçbir ekonomi, hiçbir kültür toplumsal hayalın diğer tüm dinamiklerinden ve boyutlarından bağımsız düşünülemez ve yapılandırılmaz. Günümüzde bütün toplumların ve toplumumuzun ruhunu çölleştiren, nihilisik bir kültür hayatı nedeniyle, toplumlara hayat veren, toplumları ayakta tutan temel anlamlar ve bu anlamların düzenleyici, birleştirici, denetleyici gücü her geçen gün daha şiddetli bir biçimde tahrip ediliyor. Politik hayatın, ekonomik hayatın ve kültürel hayatın bağlı bulunduğu bir değer sistemi bulunmuyor. Hemen her alanda dramatik bir düşüş ve çöküş yaşandığını görüyoruz. Bu düşüş ve çöküş karşısında kayıtsız kalamayız. Bu çöküş karşısında Müslümanlar olarak, bilinçli ve yürekli tutkularla, toplumsal sorumluluklar üstlenerek, bir insanlık onuru ve Özgürlüğü mücadelesini, bir ahlak/ilke/değer mücadelesini taze bir solukla hayata kazandırmamız gerekir. Egemen sistemin doğrularını temel alarak, yerleşik sistemin değerlerine ve mukaddeslerine yaslanarak bir varoluş mücadelesi verilemez. Çünkü, egemen politik sistem ahlaki ideallere, endişelere, değerlere kesinlikle ihtiyaç duymuyor. Egemen politik yapılar, insani anlamları ve değerleri dikkate almaksızın, insanlığın yalnızca maddi işlerini düzenlemeye ve yönelmeye çalışıyor. Böyle olduğu içindir ki, günümüzde insanlık her alanda ağır eşitsizlikler, yoksulluklar, yabancılaşmalar, kültürel meralaşmalar, faşizmler, alkolizmler, ekolojik bozulmalar, uyuşturucular ve fuhuş vb. gibi çok derin insanlık sorunlarıyla boğuşmaktadır. İnsanın, hayatın ve dünyanın sağlığını korumak için, insanın, hayatın, dünyanın ruhunu, vicdanını, ahlakını korumak ve yaşatmak gerekir. Dünya ölçeğinde etkili olan nihilistlik kültür, entelektüel anlamda da bir nihilizmi doğuruyor. İslami entelektüel hayatın, temel ilkeler ve ölçülerden ödün vererek, nihilist eğilimler içerisine girmesi mazur ve makul görülemez. Temci, vazgeçilemez, savsaklanamaz. Değerlerin, ölçülerin, görüşlerin, hafife alınması, ihmal ya da inkar edilmesi, şüphe ile karşılanması, koşullar tarafından kabul edilebilir bir biçime sokulmaya çalışılması, entelektüel nihilizmin başlıca belirlileridir. Kimi entelektüellerin ve akademisyenlerin, statü ayrıcalıklarına sahip olabilmek için, koşullara göre tavır almaları hazin bir durumun ifadesidir. Yeni durumları, yeni koşulları izlemek, tanımlamak kuşkusuz önemli bir sorumluluğu yerine getirmektir. Ancak yeni durumlara ve koşullara teslim olmak büyük bir sorumsuzluktur. Bu tür sorumsuzluklar, kimliksizleşmeye. Kimliklerin parçalanmasına ve çözülmesine neden olmaktadır. İnançlarını, düşüncelerini ve eylemlerini birleştirme, bütünleştirme ve özgürce ifade etme yeteneğine/iradesine sahip olmayanlar, egemen sisteme özgü değerlerin himayesi altına girebiliyor. Her tür nihilizm ve yabancılaşma, insanı kendi kendisi olmaktan çıkarıyor ve hiçliğe sürüklüyor. İnançlarımızı, düşüncelerimizi ve ilkelerimizi gereği gibi yaşatabilmek İçin, onları derinlikli, nitelikli, güçlü, ölçülü ve güvenli kılmalıyız. İnançlarımızı, düşüncelerimizi, ilkelerimizi hayâlımızdan ayrı düşünemeyiz. Puhumuzun, bilincimizin ve yüreğimizin coşkularını, İnançlarımızın, düşüncelerimizin, ilkelerimizin adamı Olduğumuzda yaşarız. Bir inancın, düşüncenin, bilgeliğin ardından aşkla Koştuğumuzda, her tür etkinliğe ancak aşkla başladığımızda başantı olabiliriz. Sorumluluklarımıza aşkla sarıldığımızda hem aklımız, hem ruhumuz büyük sevinçler yaşayabilir. Eylemlerimizi ve ilişkilerimizi, inançlarımızın ve düşüncelerimizin aydınlanması gerekir. İçtenliğin bazları kadar, yeniden inşa'nın bazları kadar büyük ve güzel hazlar yoktur. Bağlı bulunduğumuz anlamları ve amaçları, yabancı anlam ve tanımlara tutunarak, gerçek niyetlerimizi gizleyerek, nihai ve kararlı bir tercih yapmaksızın bir özgürlük ortamına taşıyamayız. Bilmek ve emin olmak gerekiyor ki; sevgiyle, içtenlikle, heyecanla, coşkuyla sağlanacak; dayanışmalar, beraberlikler ve kardeşlikler olmazsa, özgürlük de olmayacak.


Fitrat.com

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.