1. YAZARLAR

  2. Cihan AKTAŞ

  3. ‘Kaspa’ Duvarı
Cihan AKTAŞ

Cihan AKTAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Kaspa’ Duvarı

A+A-

Fas'ın "Kırmızı Şehir" olarak da bilinen Marakeş'inde, Jama el-Fena Meydanı bir bakıma olmayanın yerini tutmaya dönük renkli ve sihirli bir karmaşayla turistleri cezbetmeye devam ediyor.

Fas, Doğu'nun en Batısı, Batı'nın en Doğusu ülke. Ardımızda bıraktığımız yüzyıl içinde, özellikle Abdülkerim Hattabi'nin sömürgeciler tarafından yenilmesinin ardından Batı bakışının algılarına kendini ayarlamaya zorlanan bir ülke olduğu da söylenilebilir. Marakeş ülkenin baskın imgelerini sergileyen bir şehir. Göz kamaştıran imgeler, zorunlu soruları bir yere kadar bastırabilir: Ne kadar çok şey farklı gelişebilirdi, niye böyle oldu? Rabat, uzun bir bekleyişi hissettiren bir merkez. Dar'ül Beyza veya Kazablanka'da süren bekleyiş kaçıp gitme amacını güdüyordu. Her şeyi vardı Tanca'nın, ne çok imkan sunabilirdi, hâlâ da öyle. Peki, bu sürüp giden sessizlik niye?

Mimari, resim, müzik, tabii zenginlikler hiç eksik değil topraklarında. Duyarlığı, gelenekleri, kuzeyli sanatçılara, düşünürlere, gezginlere ilham kaynağı olmuş. Güney Avrupa'nın gözü de her zaman üzerinde.

Kültürel üretimde bulunmadığımız takdirde Avrupa'nın taşrası olacağız, diyordu Atasoy Müftüoğlu bir yazısında. Fas kendi içinde kaynayarak varlığını yeniden biçimlendirmeye can atıyor. "Bizim istediğimiz kadar/gibi değişebilirsin" şeklinde oluyor, örtük açık telkinler. Pentagon'un imajını şaşırtacak "rock the kaspah" gibi yoruma açık şarkılara ihtiyacı var.

İnsanların tarihsel varlıklarının şekillerinde bir ömür tüketmesini sağlamaya çalışmanın diğer adı, "kaspah".

Bu güzel ülkenin kendi haline bırakılması söz konusu olamazdı zaten. O, kıtalar arası geçişin elverişli adresi olmaya mecburdu. Gemiler yakıldı üzerinde ve gemiler bir kurtuluş için limanlarına demir attı. Şimdi ise kimliğine biçilen ideal, serbest piyasa cenneti olmaya özendiriyor. Kutubiyye Camii minaresine öykünen II. Hasan Camii, upuzun minaresi ve okyanusa hakim görkemiyle yeni bir mutlu döneme inandırmak istiyor.

Fas, otantiklik ileri sürülerek konuşulan ülke. El-Fena Meydanı, turizme açık bir mekan olan muhteşem Ali bin Yusuf Medresesi'nin bir parodisi gibi de geldi. O artık muhteşem bir ölü muamelesi görüyorsa, yerini ne tutacak?

"Geri geleceğim" dedirtir Puşkin, kahramanı Yevgeniy'e, alt başlığı "Bir Petersburg Masalı" olan manzum eseri Bronz Süvari'de. Tanımlamada, yapılanlarda bir eksiklik var, bir boşluk, bir yanlış anlama. Bronz Süvari'de dile gelen Petersburg'un gerçek hayatının gerçeküstü niteliğine dair kuşkular Marakeş için şu soruyu getiriyor akla: Gerçeküstü görüntüler, hangi göze gelsin istenmeyen gerçek hayatları gizliyor acaba... Petersburg, aydınlanmanın ürünüdür, önceden tasavvur edilmiş bir şehirdir. İki yıl içinde hayata geçirilen ve giderek gelişen Marakeş de Murabıt aydınlanmasının eseridir. Bir kabına sığamamışlığın tecessümüdür.

Gerçeküstü bir şeylerin gerçekleri konuşmayı geciktirdiği bir diğer şehir, Kazablanka. "Dar'ül Beyza" demeden önce "Kazablanka" çıkıyor ağzımızdan; imgelerin yeniden biçimlendirdiği şehir o. Dar'ül Beyza'dan Marakeş'e doğru ara bir yolda giderken sağda geniş inşaat alanları görüyorsunuz, solda ise gecekondu mahalleleri uzayıp gidiyor. Uzun bir duvar bazen bir site inşaatını, bazen bir teneke mahalleyi kapatıyor. Balkona, mahremiyeti sergileme ihtimali nedeniyle "ayıp" gözüyle bakan kültürün başka bir yüzü, El-Fena Meydanı'nda rengârenk bir maharetler ve tuhaflıklarla turistleri cezp ediyor. Yaşlı Avrupa, ilaçla uyuşturulmuş zavallı yılanların heykelsi duruşlarında ne buluyor? Ellere ayaklara kınalı nakışlar işleyen peçeli kadın, Bob Marley desenli tişörtlü sigara satıcısı delikanlı, vücudu kemiksizmiş gibi kırk şekle girdikten sonra ödülünü bekleyen orta yaşlı adam, masal anlatıcısı, fal bakıcısı, rengârenk meyve ve magnet tezgâhlarına çağıran çığırtkanlar... Kutubiyye'ye (1147-1158) karşı II. Hasan Camii, 14. Yüzyıl eseri Ali bin Yusuf Medresesi'ne karşı ise postmodern zamanların himayesinde çeşitlenen El-Fena renkleri...

Kozmetik firmalarının botanik bahçesi , Marakeş. Fakat aynı zamanda "casino"ların, "oryantalist görkemli kulüplerin" de adresi... Dünya jet sosyetesinin müdavimi olduğu tasarım ödüllü bir kumarhanesi de var, bu büyülü kiremit renkli şehrin.

Yerli halkın "Kaza" diye söz ettiği Dar'ül Beyza'ya yakın fabrikalardan birinde çalışan Türkiyeli mühendislerden birinin eşiyle sohbet ediyoruz. Türkiye'de yaşanan siyasal gerilimi hissettirmediği için Fas'ta yaşamaktan memnun olduğunu söylüyor. Laik- "dinci" gerilimi olmadığı için Fas'ı yaşamaya değer buluyor. Herhalde bu yaklaşım, bir ülkeyi içinde yaşarken bile yüksek duvarların berisinden izlemekle aynı şey. Krallık rejiminin gerçekte bu ülkenin insanlarının potansiyellerini gerçekleştirmelerini nasıl etkilediği sorusu üzerine düşünmemek için kat kat duvarların ve koruma perdelerinin arkasında kendi hayatını yaşayan yabancılara karışmalı. Sömürgeciler Kuzey Afrika şehirlerinde kendilerini rahatsız eden yoksulluğu, sefaleti, nefret dolu bakışları, yerli kültüre özgü göstergeleri ve bir ülkenin halkına aslında neler yaptıklarını bildiren her türlü resmi yüksek duvarların gerisine hapsetmişlerdi.

Metinlerde "kaspah" olarak geçen, Faslıların "kaspa" dediği kasabanın ya da yerli mahallelerin ahalisi günün belli saatlerinden itibaren o duvarı aşıp da sömürgecilere ait modern mahallelere adım atamazmış. Bu tür bir tarihsel örneğin ardından Mernissi'nin Fas kadınları için tasvir ettiği, 1943'e kadar ağırlığını koruduğu belirtilen duvar arkalarında süren yaşantıların çok daha çarpıcı bir şekilde okunabileceği açık: Sömürgeci yerli halka, haremde kadın muamelesi yapıyor. Kaspah'a hapsin tabiileşmesinin bu toplum üzerindeki izleri kolayca silinebilir mi?

Mesela, her gün bindiğiniz treni Fransızların yaptığını hatırlamak zorundasınız. Benzin aldığınız Africa şirketi, Fransızlara ait. Bir kitapevine girdiğinizde dergilerin hemen hepsinin Fransızca olduğunu görüyorsunuz. Kimi kafelerde elinize verilen tarifeler ya tamamen Fransızca ya da Arapça ve Fransızca. Sokakta ve en yaygın marketler zinciri Merjane'nin bir şubesinde dolaşırken karşılaştığınız aileler Arapça'dan Fransızca'ya geçişler yaparak konuşuyor çocuklarıyla. Arabasıyla bizi Rabat'ta gezdiren –kasbah'ta yetişmiş- mühendis bir tanıdığın arabasının teybinden Fransızca şarkılar yükseliyor.

"Kaspah", yüksek modernist mimarlığın sömürge topraklarında tecessüm eden ayrımcı, yalıtıma dayalı yerleşim tasavvurunun bir eseri.

Le Corbusier, Cezayir şehri projesini hazırlarken Fas şehirlerinin mimarisine el atan –rakibi saydığı- vatandaşı mimar Prost'un geliştirdiği prensipleri benimsemişe benziyor. Sömürge şehirlerindeki yerleşimlerde yerli (ya da bahsedildiği üzere "Arap") halkla Avrupalıların yerleşeceği kısımları mümkün olduğu kadar ayırmaya dönük bir prensip, sözünü ettiğim. Ayırma çoğunlukla araya bir yeşil alan konularak gerçekleşiyor. Yeşil alana da "Cordon Sanitaire" yani "Sağlık Kordonu" adı veriliyormuş. Marakeş ve Rabat'ta bu sağlık kordonu belirgin olarak fark ediliyor. Le Corbusier, Prost'un Fas şehirlerinde hayata geçirdiği "sağlık kordonu" prensibini Cezayir planında kendine göre yorumlamış. "Arap Şehri"ni kendi haline terk ederken üzerine köprü halinde Avrupa şehrinin bir kısmını yerleştirmiş. Böylelikle şehir yeşil alan yerine bir hava tabakası ile bölünmüş oluyor. Mimarlık Tarihçisi Zeynep Çelik'e göre işte bu yolla köprü üstündeki Avrupalılar, aşağılarda yaşayan yerli halkı sürekli göz altına tutuyorlar. Sosyal hiyerarşi bu yolla şehrin imajına iyice yediriliyor. Göz altında tutma da olağanlaşıyor.

Türkiye'nin hemen her yöresinde görülen ve giderek de sayıları çoğalan, özel imkânları ve güvenlik sistemleri de aynı ölçüde gelişen siteler, bütün bu nedenlerle özellikle düşündürücü. Biz Türkiye halkı olarak hiç sömürge olmadık, ama gülüyle dikeniyle Batılılaşma arzusu, bir kesimin diğerini paryalaştırmak istemesiyle sonuçlandı.

Muhammediye kaspa'sının sokaklarında, Marakeş ve Rabat'ın "sağlık koridorlarını"nda dolaşırken işte bunlar geçti aklımdan. Yalıtım, bazen "kaspah", bazen de "sağlık kordonu" ile aynı kapıya çıkacak yerleşim veya geçiş alanlarının hem sebebi, hem sonucu. Bir taraftan dar gelirlilere nefes alacak köşeler, güvenilir adresler sunan eski mahalleler yıkılırken, site yalıtımlarıyla öne sürülen ayrıcalıklı yaşantıların işaret ettiği uçurum ise çok daha zorlu bir tecrübenin yol açacağı meseleleri üzerine düşünmeye sevk ediyor.

\"\"

\"\"

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.